Bıçkın bir kızı babası akşam yemeğinde uyarıyordu: “Kızım, erkeklere karşı biraz iyi davran. Bak, senin de bir erkek kardeşin var. Diğer kızlar da erkek kardeşini orada burada sıkıştırsa, taciz etse hoşuna gider mi?”
Erkek çocuk hemen babasına sesini yükseltti. “Ne yani, kızların erkekleri rahat bırakmaları için illa ki erkek kardeşleri mi olması gerekiyor?”
“Elin kızı ne yapıyormuş size ya?” dedi kız.
Erkek çocuk bunu fırsat bilerek açtı ağzını yumdu gözünü. “Yahu, biz erkekler tek başına akşamları sokağa çıkamayacak mıyız? Ne zaman akşam vakitlerinde sokakta, kaldırımda yürüsek, karşıdan gelen kızlar ‘beni rahatsız etmesin’ diye telefonla konuşuyormuş numarası yapıyorum. O an telefonum çalacak, yalanım ortaya çıkacak diye ödüm kopuyor.”
“Bazı iyi aile kızları da denk gelmiyor değil tabii. Örneğin karşıdan gelen bir erkek gördüklerinde, sırf ‘rahatsız olmayalım’ diye kaldırımdan yola iniyorlar; bizi geçtikten sonra yeniden kaldırıma çıkıyorlar.”
“Eee! Hepsi bu mu?”
“Yahu, sizin yüzünüzden yürürken bakışlarımız hep yerde. Geçenlerde Ekrem Bakkal’ın olduğu bina yıkılmış da görememişim. İlk katın demirleri filizlenmeye başlamış bile.”
“Mesela asansöre tek başıma binemiyorum. Ne zaman peşim sıra kızın biri asansöre binse, cebimdeki biber gazına gidiyor elim. Ben bu korkuyla yaşamak zorunda mıyım?”
“Evde yalnızken karnım acıkmıştı o gün. ‘Bir pizza söyleyeyim,’ dedim. İzbandut gibi bir kadın getirdi siparişi. Öyle korktum ki, içeride biri varmış gibi yaparak ‘Anneee! Yemek geldi!’ diye seslenme gereğini duydum.”
“Bitti mi?”
“Hayır, bitmedi. Ne zaman spora gidip ağırlık kaldırmaya yeltensem, hemen çevremi vücutları yapılı kadınlar sarıyor. Spora da gitmeyelim artık.”
“Erkeğin yeri evidir. Rahatsız oluyorsan otur evinde.”
“Kime anlatıyoruz ki…”
“Hepsi bu kadarsa çıkıyorum ben. Mervelerde kalacağım bugün. Bu gece beni beklemeyin.”
“Bu anlattıklarım seni hiç ilgilendirmedi sanırım. Toplu taşıma araçlarında da hissettiriyorsunuz kabalığınızı. Geçenlerde yanıma oturan, otuz yaşlarında bir abla çaktırmadan bacağını pergel gibi açıp bana değmeye çalıştı. Hemen kalkıp uzaklaştım oradan.”
Hırçın kız umarsızca, “Hadi, gidiyorum ben,” dedi.
“Bir de şunu anlatayım da, sonra Mervelere mi gidiyorsun, nereye gidiyorsan git.”
“Cuma günü doktor randevum vardı ya…”
“Eee?”
“Sıra bende olmasına rağmen kadın doktor benim önümdeki bütün yaşlı erkek hastaları aldı. En son beni bıraktı. Bir de pişkin pişkin sırıtarak, ‘Seni en sona aldım ki daha rahat ilgilenebileyim’ dedi. Ölür müsün, öldürür müsün?”
Oğlunun yaşadıklarının aynısını, gençliğinden itibaren sayısız kez yaşayan baba, oğluna çaresiz bakışlar atıp kitaplığa yöneldi. Yakın gözlüğü de yanında değildi. Bu konuyla ilgili o kadar çok kitap okumuştu ki gözünün feri yetmiyordu artık. Gözlerini kısarak uzaktan şöyle bir taradı kitapları. Bulmuştu aradığını. Ne varsa Orhan Baba’da vardı. Orhan Kemal’in yıllar evvel yazdığı kitabı hırçın kızına uzattı. “Belki kardeşin anlatamamıştır biz erkeklerin neler çektiğini; ama bir de Orhan Kemal’den oku.”
Hırçın kız, kitabın kapağındaki başlığı sesli okudu: “Tersine Dünya!”