“Ayna ayna söyle bana… Var mı benden güzeli, akıllısı bu dünyada?”
Karşısındaki yansımaya bakıp bekledi. Görüntüsünden memnundu; sadece onay arsızıydı.
Başındaki birkaç tel beyaz saç fark edilmiyordu. Geniş alnında yatay çizgiler vardı, evet ama henüz çok yüzeyseldi. Kaz ayaklarını yaşına bağlamak zordu; Olsa olsa gülecen karakterinin izdüşümleri olabilirdi. Mandibula üçgeni keskin çıkıntısı ile yüzüne dinç bir ifade kazandırıyordu. Boynuna biraz daha yoga bahşederse o bölgeyi de bir süre yaşlanma saldırısından koruyabilirdi. Fiziğiyle ilgili aynanın kendisine olumsuz sözler yönelteceğine ihtimal vermiyordu. Aklından da şüphesi yoktu. Hazır cevaplı olması bunu kanıtlıyordu.
Ama kendine bile itiraf edemediği bir kırılma olmuştu. Bir süre önce zihni küçük oyunlar oynamaya başlamıştı. İzlediği dizinin yeni bölümüne geçmeden bir öncekini, sahneleri hızlıca geçerek hatırlamaya çalışıyordu. Okuduğu kitaplardan bir alıntıyı sohbetlerinde satamıyordu. Anlamlı bir cümle ararken gözleri boşluğa, zihni kütüphaneye takılıyordu. Güçlü bir dalga geliyor tüm kitapları zihninden uzağa atıyordu.
“Topraklanman lazım.”
“Anlamadım.”
Nihayet ayna dile gelmişti.
“Güzelliğin kuma yazılan kelimeler misali. Bir dalga gelir, hepsini siler gider. Zihin de çok odalı bir ev gibi. Yaşlandıkça odaları birer birer kapamak gerek ki gücünü aşan işlerde boğulma.”
“Topraklanman lazım dedin. O neden?”
Aynada bir görüntü belirdi. Çayır çimen yeşilin bin bir tonu. Ayakları çıplak bir kadın kadifemsi yeşillikte yürüyor. Yüzünde dingin bir ifade, etrafında bir hare. Ne tarafa dönse onunla geziyor. Arkasında bir grup erkek. En önde babası. Asla uzlaşamadığı adam elini omuzuna atıyor. Onu iki yıl önce boşandığı kocası, psikologların kapısına düşüren eski sevgilileri takip ediyor. Renkli kurdelelerle kadının beline düğümlenmişler.
“Karanlıklardan aydınlık oluşamaz.” dedi ayna ve karanlığa büründü.