Kapağında aile ağacı resmi olan albümün boş sayfalarını, ürperdiğinden eldivenle çeviriyordu. Her gece…
Hiç başlamaması gereken bir hikâyenin albümlerden de eksilen yalnızlığını başucunda saklıyordu ne zamandır. Unutmaya ant içmişti içmesine de, çözüm diye yırtıp attığı fotoğraflardan sonra her gece başucunda uyuduğu boş albümle kendisini daha çok yaraladığını anlayamıyordu. Albüme her baktığında yaşadıkları, tavşan uykusu hafızasında yeniden uyanıyordu.
En iyi dostlar derdini paylaşanlar değil, kötü hatıralarını da yok etmeye gayret edenlerdir. Bir sabah bir albüm dolusu boşluğu yok etmeye karar verdim. Aslında bunu uzun zamandır yapmak istiyordum. Sabah kapıdan çıktığında unutmaktan ziyade yaşanmamışlığı daha çok hatırlatan o boş albümü banyoda metal bir kovada yaktım. Küllerini de nereye attığımı tahmin edersiniz sanırım. Sifonu da birkaç kez çektim. Boşluğun külleri şehrin kanalizasyonlarında bir bilinmeze yol alırken huzur duydum. Akşam sıradan bir sohbetten sonra, uyumak için yatak odasına yöneldiğinde bir sessizlik oldu. Sessizlikten acı bir nida yükseldi. Koştum. “Yok! Albüm yerinde yok!” Nemli bakışlarını sorgulayarak yüzümde gezdirdi. Tanık olduğum hali, yaptığımın doğruluğunu kanıtlıyordu. Hiç yaşanmaması gerekenleri daha çok hatırlatan boşluğu yok ettiğim için gram üzüntü duymadım. Eflatunu severdi – biliyordum. Arkamda sakladığım eflatun kapaklı çizgisiz defteri çıkarıp komodinin üzerine bıraktım. “O boşluk olması gereken yere gönderildi. Bu defterin beyaz sayfaları bu geceden itibaren yeni hayatın olacak ve sen onu her şeyin daha güzeliyle yeniden dolduracaksın” diyerek arkadaşıma sıkıca sarıldım. Onu gerçekten sevdiğimi gözlerime bakınca anladı. Biraz acı bir gülümsemeyle “İyi ki hayatımdasın” diyerek kucakladı beni. Feri sönmüş gözlerine güneş gibi bir parlaklığın geldiğini gördüm.
“Bak işte” dedim. “Defterin ilk sayfası doldu bile arkadaşım.”