1964 Adana doğumluyum. İlk gençlik yıllarımda aktif bir voleybolcuydum. Profesyonel oyunculukla yürüttüğüm üniversite sürecinde Boğaziçi İnşaat Mühendisliği Fakültesini bitirdim. Sigorta sektöründe uzun yıllar süren çalışma hayatımı, emeklilik hakkını kazandıktan bir yıl sonra sona erdirip ilgi alanlarıma yöneldim. Fotoğraf ve yazı, üzerinde emek vermeyi sevdiğim iki alan. Ayrıca iyi bir okur olma gayreti içindeyim. Bunların dışında fırsat buldukça gençlere yönelik gönüllü koçluk faaliyetlerinde bulunuyorum. Doğada zaman geçirmeyi çok seviyorum. Özellikle çiçeklerin, kuşların, ahtapotların ve denizin gönlümde ayrı bir yeri var. Hem koçluk hem de denizle ilgili yazı ve fotoğraflarımı kendi web sayfamda zaman zaman paylaşıyorum.

Çocukluğumuzdaki gibi eğlenceli bir hafta sonu geçirmek niyetiyle  yayla evinde buluştuk abimle. Eşyalarımızı yerleştirir yerleştirmez kendimizi dışarı attık.  Niyetimiz Domuz Pınarı’na kadar yürümekti.  En az yirmi yıl olmuştu gitmeyeli.

Nisan güneşine kanmayıp sıkı giyinmiştik, elimizde eldivenler, ayaklarımızda miflonlu botlarla yürüyüşün keyfini çıkarmaya koyulduk.  Etraftaki  her şey bıraktığımız gibiydi, evler, bahçeler, köşe başındaki çeşme…

Bir süre sonra ormana ulaştık. Burada yol ikiye ayrılıyordu, patikalardan birini seçmemiz gerekiyordu. Abim soldan gidelim dedi, bense sağdan. Epey tartıştıktan sonra soldakinde karar kıldık. 

Yol çok tanıdıktı, Domuz Pınarı’nı bulmamız zor olmadı. Dev çınar ağacının altında gürleyerek akan suyu görünce  yüzümüze kocaman bir gülümseme yayıldı. Çocuk gözlerimizle bakar olduk etrafa. Çok vakit geçirmiştik bu pınarın başında, buz gibi sularından içmiş, önündeki havuza atlayıp yüzmüş, çınarın gölgesinde uyuklamıştık. 

Eğilip yüzümüzü yıkadık önce. Suyun üzerindeki çiçekleri görünce kafamız kendiliğinden yukarı çevrildi. Ağaç eflatuna çalan çiçeklerle donanmıştı. Abim “Bu ağacının çiçek açtığını bilmiyordum” dedi. “Unutmuşsun sen” dedim bilmiş bir ses tonuyla,” Bir salkımını koparıp anneme götürmüştük bir keresinde.” “Doğru” dedi abim gözü çiçeklerde, “Çok sevinmişti annem” 

Epey bir zaman geçirdik Domuz Pınarı’nda. Sonrasında dönüş yoluna geçtik. Adımlarımızı hızlandırmıştık zira köy kahvesine uğrayıp birer çay içmek istiyorduk.

Kahveye vardığımızda akşamüstü olmuştu. Köylüler yabancı bir yüz görmenin heyecanıyla etrafımızı sardılar.

“Nerden geliyorsunuz?” diye sordu bir tanesi. 

“Domuz Pınarı’ndan” dedi abim. 

Elimdeki çiçeğe dikti biri gözlerini. “Nereden kopardın bu çiçeği?” diye sordu. 

“Pınardaki çınar ağacından” dedim. 

Hepsi beraber gülüştüler. “Siz Kestane Pınarı’na gitmişsiniz” dedi yaşlıca olanı. “Oradaki at kestanesinin çiçeği bu, muhtarlık yeni açtı altındaki pınarı. Sizinkine sağdaki yoldan gidilir.”