Hatırladıklarımız deneyimlerimizden belleğimizde kalan tatların izleri midir? Ya da şöyle sormalı: hatıralarda onları hatırımıza dönüp getiren neler olmalı? Henüz olmamış olana dair bir şeylerin vaadini ya da daha kendinde bırakarak söylersek, olup tamamlanmışın elini sürmeden bıraktıklarının mümkün ayak izlerini tanımak bize geleceğimize dair de bir şeyler söylemez mi?
Yani geçmişle geleceği evin birbirinden ayrı odalarına istiflemek yerine, aslında bir akışla onları birbirine eklemlenmiş bir imkanlar bütünü olarak tanımak daha gerçekçi olmaz mı? Gerçekçiliğe de her şeyden çok ihtiyacımız olan bu zamanlarda, yani tarihimizi tanımak ve geleceğe dair beklenebilecek olanları anlayabilmek için. Nasıl ki hep kriz zamanlarında dünyaya dair sorular kafamızı meşgul ediyorsa, bugünün karamsarlığı tek gerçekçi analiz sanmamız beklenen zamanlarda da umuda dair imkanları bir yoklamaya ihtiyacımız var.
Belki bu yüzden dosya konusu hatıralar olunca aklıma gelen ilk isim Ernst Bloch oldu. Bloch, Umut İlkesi’nde bugünü pozitivist bir yaklaşımla sadece olmuş olandan ibaret bir anlamlandırmanın aslında sanılanın aksine hiç de gerçekçi olmadığından söz eder, çünkü gerçekliğin taşıdığı bir henüz olmamış olanın payını da hesaba katmak gerekir.
Olmakta olanın üstündeki bitmemişin payı kimi zaman gündüz düşlerinde açık eder kendisini, Bloch onların da hakkını teslim eder. Kimi zaman da olmakta olanın kendisinde taşıdığı geleceğe uzanabilecek olan imkanların süreç halinden dem vurur, burada da Aristoteles’e başvurur Bloch. Öbür türlü, çünkü sermayenin cebini bize rağmen doldururken bizim öznelikten bile tasfiye edilmeye bekletilmek istendiğimiz bir çağda, payanda bulmakta zorlanacağız.
Bugün de kalan geleceğin muhtemelinin köpüğü analitik bir peşpeşeliğin değil, diyalektik adımlamaların yolundan gidecek. Böyle bakınca da olacak olanın, bitmiş ve donmuş olanın ötesinde, gerçekliğe bir süreç olarak dahil olduğunu biliriz. Bu da az şey olmasa gerek. Geleceğe güvenmek için daha çok sebebimiz var. Dahası, geleceği evimiz kılmak Bloch’un hattını takip ettiğimizde pek de uzak kalmaz bize.
Bu yüzden de Bloch’un Odysseus’a yaklaşımına bir göz atmak işimize yarayabilir belki. Truva Savaşı’ndan sonra evine dönerken rüzgarlarla yolunu kaybedip baştan uzun maceralar geçiren Odysseus, eve döndüğünde onu sadece dadısı tanır, çünkü ayağındaki izi görmüştür. Döndüğünde bulduğu evi hatıralarında bıraktığı ev değildir belki ama eve dönüş, hafıza ve hatıra üzerinde bıraktığı yarım kalmışlığın vaatlerine açılır.
Odysseus’un evinde bıraktığı hatıralarında kalan izler bize evimizin ihtimallerinin bir birikimi gibi gelir. Hatıralarımızda hep bir imkanlar bütünü vardır; dönme imkânımız olsa bir şeyleri tamamlayıp kapatmaya değil, gidilebilecek mümkün yolları yürümeye dönmüş oluruz. Geleceğin tohumu hatıraların çekirdeğinde bekleşir. Odysseus bütün bir yolu gerisin geri kat ederken evinin hatırası belleğindeydi kuşkusuz. Ama eve vardığında bulduğu yabancılık onu kaçırmadı, evini yeniden sahiplenebildi.
Eve dönüş onu yeniden inşa etmeye, hatıranın muhtemel vaadine emek vermeye dönüştürdü. Odysseus kendisi de bir başkasıdır elbet ama bu başkalık da bir başka imkânın kapısını açar. Tükenmiş bir özneden bir yenisi neşet eder bu sayede.
İşte belki kendi yolculuğumuz da Odysseus’un geride kalanda geleceğini yeniden inşa etmeye dönmesi gibidir. Odysseus ne yapar eder evine illaki döner, çünkü bir yandan da evde yapılacaklar tükenmemiştir. Ev hatıraları hep geleceğe açılabilecek kapılar olarak muhafaza eder. Tükenip bitmemiş geçmiş, yarım bırakılmış bir yanıyla ileriye doğru uzayabilir. Zamanı bir süreç haline çeviren bu harekettir.
Bloch olguları bitmiş ve tamamlanmış şeyler değil de hareket halinde bir oluş halinde gördüğümüz sürece, hatıralar her zaman açık mümkünlerin izleri olarak bizi bekler. Bize düşen de bugünün karamsarlığından kolaycı bir iyimserlikle sıyrılmak değil, hafızanın evi bellediği mücadele odaklarına dönmektir. Hatıranın suyunu çıkarmak değil ama ondan bugüne devşirilebilecek tohumun ıslahı belki.
Bizi bekleyenin çocukluğumuz olmadığını bilsek de, ondan çıkarılabilecek çocuksu pay, illa yarının mücadelesine payanda olacaktır. Dünyayı değiştirmeye çalışmanın hatıranın yarıda bıraktıklarına borçlu olduğunu, kuvvenin fiile doğru kendi zeminine basarak ilerleyebileceğini hatırda tutmalı. Belki düz çizgilerle değilse de, helezonlarla ileri.