1977 Ağrı doğumlu. İktisat ve İşletme eğitiminden sonra uzun yıllar İstanbul'da Mali Müşavirlik mesleğini icra etti. Deneme ve öyküleri çeşitli dergi ve edebiyat sitelerinde yayımlandı. Datça yerelde yayımlanan Solucan gazetesinde aktif olarak köşe yazarlığı yapmaktadır. Evli, biri kız olmak üzere iki çocuğu bulunmakta. Avustralya’da yaşamakta olup kafe işletmeciliği yapmaktadır. Yazmak onun için yarınlara dair umut ve geçmişte küf tutmuş her duyguya dermandır. Kafekültür yayınevi tarafından yayımlanan Gardenia Çiçeği adında bir öykü kitabı var.

Iğdır’a döndüğümde elli beş yaşındaydım. Bu cümleyi söylemek bile insanın yüreğine bir ağırlık bırakıyor; bazı sayılar sadece rakam değil, bir ömrün yükünü taşıyor sanki. Otobüsten indiğimde, Aras Nehri’nden kopup gelen o serin sabah esintisi yüzüme çarparken, ilk gördüğüm yine oydu: Güneyde, ufuk çizgisini dolduran Ağrı Dağı, karlı zirvesi gün ışığında parıldayan o dev koni. Çocukluğumda da oradaydı, gençliğimde de. Ben uzak şehirlerde hayatlar tüketirken, yollar eskitirken, o hiç yerinden kıpırdamamıştı. Dağın bu sessiz sabitliği, insanın içindeki değişimi, yorgunluğu daha derin hissettiriyordu. Ovaya bakan o heybetli silueti, zamanın ötesin de gibiydi; Küçük Ağrı ona eşlik ederken, Büyük Ağrı her zaman baskın, her zaman sessiz bir şahit.

Bu dönüş bir kahramanlık öyküsü değildi; daha çok bir teslimiyetti, bir kabulleniş. İnsan gençken neden döndüğünü anlatamaz gittiği yerlerden; çünkü dönüşler nadiren bilinçli seçimlerdir, daha çok bir birikimdir. Yıllar, acılar, ertelenmiş sözler, yarım kalmış düşler birikir birikir de, bir sabah ayakların seni eski yollara sürükler. Benimki de öyle oldu. Şehirden uzaklaşıp, bereketli Iğdır Ovası’nın kalbinden kayısı bahçelerine yürüdüm. Çocukluğumda bitmek bilmeyen, dolambaçlı gelen o patika şimdi birkaç adımdı yalnızca. Ağaçlar hâlâ aynı sıradaydı, dalları ovaya açılmış, kökleri o verimli toprağa sarılmış. Bu düzen içimi sızlattı; hayatımda hiçbir şey bu kadar yerinde kalmamıştı. Bahçeler dağın eteklerine yaslanmış gibiydi; arkalarında Ağrı Dağı’nın gölgesi her bakışta kendini hatırlatıyordu.

Bir kayısı ağacının altında durdum. Lise yıllarında, teneffüslerde okul kalabalığının arasından bana uzanan o gülüşü düşündüm. Ne dediğini değil, nasıl baktığını hatırlıyordum. Bazı insanlar hayata sadece bir bakış bırakır; söz değil ama o bakış içimizde yıllarca yaşar, sızlar. O zamanlar hatıraların bu kadar ağır olacağını bilmez insan. Yaşanırken hafif gelir o anlar, uçucu sanırsın. Sonra zaman akar, hayat dağılır, başka şehirler, başka yalnızlıklar dolar içine. Hatıralar geride kalmaz; sessizce ruhuna yerleşir, bir kokuyla, bir manzarayla birden ortaya çıkar.

Elimde eflatun bir eldiven vardı. Bahçeye gelirken neden aldığımı bilmiyordum; şimdi anlıyordum, dokunurken bir mesafe istiyordum. Çıplak temas bazen fazla şey söyler, fazla acıtır. Eldivenle o pütürlü kabuğa değdiğimde, içimdeki dalgalanma daha katlanılır oldu. İnsan bazen kendi hatıralarıyla bile doğrudan yüzleşemez; araya bir perde gerekir.

Güneş yükseldikçe Ağrı Dağı’nın gölgesi ovada yavaş yavaş kısaldı, bahçelerin üstünden çekildi, kayısı dallarının arasından sızan ışık her yeri aydınlattı. Işık çoğaldıkça düşüncelerim de berraklaştı. O kızla yaşanmayan bir ömrün değil, kendi içimdeki ihtimallerin yasını tutuyordum. Korktuğum için susmuşum, ertelediğim için kaybetmişim, cesaret edemediğim için yalnız kalmışım. Yıllar geçince suçlayacak kimse kalmaz; sadece kendi sessizliğin, kendi gölgen kalır geriye.

Bahçe duvarına sırtımı yaslayıp oturdum, eldiveni yanıma bıraktım. Artık gerek yoktu. Geçmiş yaralamak için değil, anlamak için gelir çünkü. Bazı anlar yeniden yaşanmaz; sadece anlaşılmak, belki affedilmek ister. Ayağa kalktığımda bahçe hâlâ oradaydı, ağaçlar çiçekli ya da meyveli, aralarında Ağrı Dağı dimdik bakıyordu ovaya, hayata, bana. İlk kez hissettim ki hayatım eksik bir kopya değilmiş. Sadece başka bir yolun yolcusuymuşum Iğdır Ovası’nın bu bereketli topraklarında, dağın o değişmez gölgesinde yürüyen bir yolcu.

Bazı yerlere dönülmez. Ama bazı yerlere, hele Ağrı Dağı’nın Iğdır’dan göründüğü o eşsiz manzaraya bakınca, insan kendini yeniden bulur, yeniden tanır.