“Da! Da! Evet, bekliyor ben seni buraya!” deyip şuh bir kahkaha attı telefonda karşısındaki kişiye Oksana. Uzun görüşmenin bitimiyle telefonu kapatıp romantik bir müzik açtı. Keyfi yerindeydi.
Jakuzideki köpük banyosuyla biraz önce yaptığı spor sonrası ağrıyan tüm kasları pelte gibi gevşemişti. Yüzünde sıcak suyun verdiği pembelik, dudaklarında en sevdiği kokteylin sebep olduğu hafif bir uyuşuklukla sersemlemiş haldeydi. Tarçın, hindistan cevizi ve vanilya kokulu organik mumlarını uyuşuk dudaklarıyla üfleyerek söndürdü. Bir süre jakuzinin içindeki köpüklerin delikten gidişini bir çocuk sevinciyle izledikten sonra ayağa kalkıp duşunu aldı. İpek biyeli kapüşonlu bornozu giydi üzerine. Buğulanan aynayı eliyle silip aynada kendini epeyce bir zaman izledi. Bembeyaz, inci gibi dişlerini özenle fırçaladı. Saçlarına özel arganlı bakım yağını sürdü. Tüm vücudunu organik yağlarla ışıl ışıl parlayana dek ovdu. En sevdiği parfümü boca etti her yerine. Yatak odasına geçip ipek saten iç çamaşırlarını okşadı; şeftali pembesi olanları giydi üzerine. Üstüne de ipek saten sabahlığı geçirdi. Saman sarısı lepiska saçlarını kurulamak için havluyu başına sardığı sırada bir sesle irkildi.
Alt katta hızlı hızlı, aralıksız bir şekilde zil çalıyordu. “Ama daha çok erken, o gelmiş olamaz,” dedi içinden. Tam o sırada ana giriş kapısı bir hışımla açıldı. Sinirli bir kadın sesi: “Oksana, neredesin? Çabuk buraya gel, derhal!”
Neye uğradığını şaşırmış bir halde, üstünü bile değiştirmeye fırsat bulamadan aşağı inince kısa süreli bir şok yaşadı. Tatile giden ve hafta sonu boyunca evde olmayacak olan evin sahibi karı koca gelmişti.
Kadıncağız, karşısında kendi sabahlığı ve hatta kendi iç çamaşırlarını giymiş olduğu halde arsızca sırıtan hizmetçisine ağzı açık, hayretler içinde bakıyor; bir taraftan da eliyle kocasının gözlerini kapatıyordu.
Hiddetle “Aman Tanrım, Oksana! Tüm bunlar da ne? Senden bir açıklama bekliyorum!” diye bağırdı.
Bir taraftan elindeki havluyla sakin sakin saçlarını kurutmaya devam eden Oksana pişkince: “Panik yapacak bir şey yok, ben duş aldım sadece. Zaten bunlar da sana artık olmuyor, çok kilo aldığın için,” dedi kırık Türkçesiyle. “Ama siz neden erken geldiniz?” diye de ekledi patavatsızca.
Derin derin nefes alarak sakinleşmeye çalıştı Mine Hanım. Sinirden sağ elinin işaret parmağını gözüne sokmak istercesine sallayarak bağırdı:
“Senin jakuzi keyfindeyken telefonunda hikâyene koyduğun videonu gören tüm site kadınları arka arkaya mesaj atınca gelmek farz oldu. Herhâlde bu kız çıldırdı diyerek atlayıp arabaya geldik Sapanca’dan.”
“Aman Tanrım, inanmıyorum! Ben onu komşunuz Sami Bey’e atmıştım, demek ki yanlışlıkla paylaştı benim telefon.”
Mine Hanım’ın şaşkınlığı bir kat daha artmıştı. “Ne? Nasıl yani? Sen şimdi Sami Bey’le… Üstelik benim evimde! Aman Allah’ım, skandal! Skandal!” Tombul kollarının etli parmaklarıyla şimdi başını sıkıştırıyor, kafasını istemsizce sağa sola sallayarak: “Olamaz, bu kadarına tahammül edemem! Derhal üstünü değiştir ve evimi terk et!”
Mine Hanım göz ucuyla tepki vermeyen kocasına da sinirle bakınca, Cem Bey de konuştu sonunda. “Hiç yakışık alır şey değil. Bize bunu nasıl yaşatırsın Oksana?” diye bağırdı.
Oksana tüm rahatlığıyla “Ama sizin para yetmiyor bana, ben ek iş yaptım, hafta sonları da bu tarz işler,” diyerek sırıttı. Duyduklarına inanamayan ve öfkesi giderek kontrolden çıkan Mine Hanım:
“Sen bu parayı nasıl gönderiyorsun Rusya’daki ailene ve çocuklarına? Sana inanamıyorum!” diye hınçla bağırdı avazı çıktığı kadar.
Omuzlarını silkti Oksana. “Bana bugüne kadar hiç sormadınız ama konservatuar mezunuyum. Ha, unutmadan, siz yokken piyanonuzu da çalıyorum. Bale de yaptım yıllarca. Ama sanat da güzellik de artık karın doyurmuyor ülkemde. Ben tuvaletlerinizi temizlerken, sizlerin her türlü kirli iç çamaşırlarınıza dokunurken, saçlarınızla tıkadığınız banyo giderini açarken, yağlı tabaklarınızı yıkarken iğreniyorum aslında ama sizler hiç utanç duymuyorsunuz iş üstüne iş yüklerken üç kuruşa. Karşılığını alamadığım her kuruşun böyle keyfini çıkarıyorum yokluğunuzda. Erkekler zaten her zaman aç, çok da zor değil sizin erkekleri ayartmak. Üstelik kısa sürede iyi para. Aileme gelince, alkolik babam zaten çalışmaz hiç ve o kadar büyük bir yoksulluk içinde ve muhtaçlar ki bana. Ne iş yaptığımı bile umursamazlar! Bizde tam da bu durum için bir atasözü var: Kogda den’gi govoryat, pravda molchit. Yani Türkçesi: Para konuşunca, doğruluk susar…” dedi ve toplanmak üzere, ince uzun narin vücudunun aksine kürek gibi kocaman ayaklarının parmak uçlarına basarak merdivenlerden hızla odasına çıktı. Mine Hanım sakinleştiremediği kızgınlığıyla uzunca bir süre söylenmeye devam etti. Cem Bey ise bir iç geçirdi ve ceylan gibi sekerek giden Oksana’nın ardından bakakaldı; hüzünlü gözlerini karısının görmesinden çekinerek, olabilecekken olamayan ihtimallere dalıp gitti…