Yaşlı kadın mum ışığında oturuyordu. Karanlığın esir almaya çalıştığı ruhu huzura kavuşmak üzereydi. Ekim yeli bahçe kapısını zorluyordu. Oradan giremeyince komşu evinde denedi şansını. Bu kez içeri girebilmesiyle aralanan pencereden dışarı döküldü genç kadının çığlıkları. Yaşlı kadın sırasıyla kulak kabarttı, telaşlandı, ikirciklendi. Sesler kesildiğinde, mumuyla vardı komşu kapısına. Bahanesi hazırdı, elektrikleri yoktu. Bu gece genç hanım yanında kalabilir miydi?
Toprak yolu bitirmek ikisine de güç gelmişti. İçeri girdiklerinde holdeki lambayı yanar buldular. Yaşlı kadın evinin karanlık olduğuna emindi. Düğmeyi çevirmek üzereyken, genci yakaladı elini. Karanlıktan ürktüğünü söyledi. Yaşlısı, yalanının anlaşılacağını düşündü fakat holün yan evden gözükmediğini fark ettiğinde rahatladı.
Bir şeyler yemenin iyi geleceğine inanan yaşlı kadın, kararınca bir sofra kurdu misafirine. Aynadan yüzünü izlemekte olan genç kadın ise başka bir görüntüyle karşılaştı. Karşı komşuları onları izliyordu. Taze çorbanın kokusu pencerenin önüne getirmiş olmalıydı onu. Zira kadın gebeydi. Kocası, doğacak çocuklarının down sendromlu olacağını öğrendiğinde terk etmişti karısını. Yaşlı kadın elinde mumu, yemeği ona götürmektense onu yemeğe çağırmak için yola düştü. Döndüklerinde mutfağın lambası ışıldıyordu. Yaşlı kadın bir kez daha şaşaladı fakat bu defa lambayı söndürüp söndürmemekte kararsız kaldı.
Gebe kadının iştahı sofraya taşmıştı. Sadece çatal bıçak takırtılarının duyulduğu masa, çok geçmeden aile faciasıyla gümbürdedi. Yan evden gelen seslerden, “çalışmak”, “kadın” gibi sözcükler seçilebiliyordu. Yaşlı kadın dışarı baktığında, komşusunun kendisine doğru geldiğini gördü. Kapıyı açtığında, karşısında rahatsızlık vermek istemediğini fakat tek aydınlık evin orası olduğunu söyleyen kadını buldu. Doğruca salona geçildiğinde, yaşlısı gözlerine inanamadı. Salon apaydınlıktı. Dalga dalga yayılan hareket, artık cılız mumun gerekliliğini ortadan kaldırmıştı. Bu bir kırılma noktasıydı!