Kırağı düşmüş kristal yolda üç çocuk tüm soğuğa rağmen oyun oynamaktaydı. Eldivenleri o kadar ıslanmıştı ki çıkarıp kenara koymak onlara daha az acı verecekti. Misketler kaygan zeminde çarpışıp birbirini itelerken, Kadir uzaktan bir ses duyduğunu sandı. Çok geçmeden benzer bir sesi Farhad ve Moşe de duyunca, oyuna bir müddet ara verildi. Pencerelerden hışımla uzanan başlar bağrışmaya başladı. Yakından seçilebilen silah sesleri mahalleyi esir aldığındaysa, üç çocuk yanı başlarındaki eldivenleri alıp evlerine kaçıştı. Ortalık durulduğunda aradan iki hafta geçmişti. Arkadaşlarıyla tekrar buluşacağının heyecanıyla sokağa çıkmaya hazırlanan Kadir, kapı önündeki eldivenlerinin farklı olduğunu görünce, o gün telaşla Moşe’nin eldivenlerini aldığını anladı. Oyun alanına vardığında, iki arkadaşının da taşınmış olduğu haberini aldı. Gitmeye mecbur kalmışlardı. On yaşındaki Kadir, en sevdiği bir çift eldivenini ve arkadaşlarını kaybetmişti. Bahar havası kendini iyiden iyiye hissettiriyordu. Altmışıncı yaşını kutlamaya hazırlanan Kadir’e güneş o gün daha farklı gülümsemekteydi. Tebrik telefonlarına yetişmeye çalışırken, tanıdık bir isimde takılı kaldı: Farhad. Yani Pandora’nın kutusunun en dibindeki umut. Artık diplerde değil, bir telefon mesafesinde olduğunu fısıldayanların ilki. Yıllar sonra Moşe ve Farhad kesilen ağaçlar nedeniyle çıplak kalan sokağa girdiklerinde, Kadir onları beklemekteydi. Elli yıllık hikayelerini, yeni öğrenmeye başladıkları bir dilmişçesine anlatan dostların ellerinde birer çift eldiven göze çarpıyordu. Farhad Kadir’inkini, Moşe ise Farhad’ınkini tutmaktaydı. Değiş tokuş olmadı. Olamazdı. İtelenmiş misketler misali ayrı düşen üç arkadaşı, birbirine teğet geçen üç çift eldiven yeniden buluşturmuştu. Şimdi kuru olan zeminde tekrar ele ele verme vaktiydi.