Aralık 1997'de İstanbul-Şişli'de dünyaya geldi. Anadolu yakasında geçen ilköğretim yıllarının ardından, lise eğitimi için Karaköy'deki Saint-Benoit Fransız Lisesi'ne gitti. Burada öğreneceğini hiç tahmin etmediği Fransız diliyle ve yeni insanlarla tanıştı. Beş yıllık lise eğitiminden sonra, gelecekte ne yapacağını pek de bilmeyerek İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya bölümünün yolunu tuttu; ileride ne yapmak istediğini de üniversite yıllarında şekillendirdi. Paris'te Erasmus deneyimi yaşadı. Oradan döndükten sonra, bir yandan eğitimine devam ederken öte yandan da NTV'nin spor servisinde editör olarak staj yaptı. Bein SPORTS’dan sonra kariyerine Medyascope’ta editör olarak devam etmektedir.

Akademik çalışmalarını ABD’nin önde gelen üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) sürdüren iktisat profesörü Daron Acemoğlu, teknolojik gelişmelerin her zaman insanlığın yararına olmadığına dikkat çekerek, “Yapay zekâ teknolojilerini kim, kimin yararı için kontrol ediyor?” sorusunu gündeme getirdi.

Hesap Uzmanları Vakfı’nın 3 Haziran’da İstanbul’da düzenlediği “Yakın Gelecekte Dünya ve Türkiye” paneline konuşmacı olarak katılan Acemoğlu, Simon Johnson ile birlikte kaleme aldığı ve yakında Türkiye’de de yayımlanacak olan Power & Progress kitabından bahsetti. Teknolojik gelişmelerin her zaman insanlığın yararına sonuç vermediğini söyleyen Acemoğlu, bu savını iki örnekle açıkladı. ABD’deki pamuk ticaretinin ve Sanayi Devrimi’nin yol açtığı makineleşmenin yarattığı faydaların yanındaki zararlarına işaret eden Acemoğlu, fabrikalarda robotların sayısının artmasının ve işçilerin geride kalmasının “istenen” bir şey olmadığını, otomasyonun ücret adaletsizliğini artırdığını belirterek şöyle konuştu:

“Yapay zekâ, dünya ekonomisini tamamen değiştirecek bir sürecin ilk adımı. ABD’de en çok konuşulan konu ama Türkiye’de önemi tam anlaşılmadı. ABD’de de yapay zekâ hakkında doğru sorular sorulmuyor. Bu yüzden bu kitabı yazdık. Bu teknolojilerin doğru kullanılmadığını düşünüyoruz. Bu teknolojileri kim kontrol ediyor ve kimin faydası için kontrol ediyor?”

Acemoğlu, tarih boyunca yapılan atılımların aslında her zaman insan yararına olmadığını belirtti. Bu atılımlardan bir tanesi yel değirmeni, biri de çırçır makinesi. 

Yel değirmenleri ile çiftçilerin ücretlerinin artmadığını, bu değirmenleri sadece küçük bir kesimin kontrol ettiğini anlatan Acemoğlu, çırçır makinesinin icadıyla da ABD’nin güneyinde pamuk ticaretinin hızlandığını ve köleliğin arttığını söyledi: 

“Endüstri Devrimi’nde de bunları görebiliyoruz. Sağlığımızı ve konforumuzu artıran sürecin başıydı ama bu süreç nasıl gelişti? Çalışma koşulları gittikçe kötüleşti. Örme makineleri ortaya çıkınca uzun süren ve zor günlerde çalışmaya başladı işçiler. Beş altı yaşında çalışmaya başladı insanlar.”

Sözü, baş döndürücü bir hızla gelişen yapay zekâ teknolojilerine getiren Acemoğlu şu uyarılarda bulundu:

“Ne yazık ki bugün yapay zekâ, çalışanların hayatını kolaylaştıran ve üretkenliğini artıran misyonundan ziyade, çalışanları kenara itiyor. Yapay zekâ ile insan üretkenliğini artırabiliriz ama böyle kullanılmıyor. Bunun kötü bir yanı daha var. Yapay zekâ, denetimi artırmak ve demokratik süreçlerdeki insan katılımını azaltmak için kullanılıyor. Google ve Facebook’un vizyonu, Çin Komünist Partisi’nden farksız. İkisinde de tepeden gelen bir kontrol var ve bilgiler yukarı gidiyor.”

Acemoğlu’nun yapay zekâ hakkında söyledikleri, çok da uzak bir ihtimal olmayabilir. Her ne kadar teknolojik gelişmelerin olumlu yanlarını hayatımıza sokmanın bir yolunu arasak da distopik bir gelecek ihtimali her zaman daha olası görünüyor.

“Black Mirror” dizisi gibi uçuk bir gelecek olmasa da, ben de artan yapay zekâ teknolojilerinin geleceğimize çok da olumlu katkıları olmayacağını düşünüyorum. Daha şimdiden bile çok kısa sürede gözle görülür gelişim var. ChatGPT ve benzeri teknolojiler kendi iradeleriyle bizimle sohbet edebilecek, argüman geliştirebilecek, tartışma konuları bulabilecek ve problemlere çözüm üretebilecek kapasiteye eriştiler. Önümüzdeki on veya yirmi yılda ne seviyede olacaklarını belki şu an tahmin bile edemeyiz.

Acemoğlu’nun da bahsettiği gibi, robotların ve teknolojik gelişmelerin üretimde insanın rolünü çalması, belki bir noktaya kadar kabul edilebilirdi. Peki, insana mahsus bir özellik olan “düşünmeyi” de robotlara bırakırsak bizden geriye ne kalacak?