Arkadaşlarınla, ailenle, bazen de gördüğün bir sosyal medya videosuyla gülümsersin belki de kahkaha atarsın. Ağlamanın ardından insanlığın ilk deneyimlediği duygulardan biri mutluluktur. Gülmek ise mutluluğun kabarıp dışa hem sesle hem görüntüyle yansımasıdır. İnsanın gülmesi birçok farklı şeyle tetiklenebilir. Peki bizi ne güldürür? Anneni, babanı, dedeni güldüren şey seni de güldürür mü?
Her nesilde değişen moda, müzik ve resim anlayışı gibi biz insanların mizah anlayışının da değiştiğini çok net görebiliriz. Eskiden gülünebilen cinsiyetçi, homofobik ve ırkçı şakalara günümüzde gülümsemek yerine tepki gösterildiğini, dikkat etmesek bile fark edebiliriz. Günümüzde ise “brainrot” denilen, çoğu zaman anlamsız ve absürt şakalara yeni nesil kahkahalarla gülerken, bir önceki neslin bunları saçma bulduğunu fark ederiz.
Peki, aynı dünyada yaşayan insanların mizah anlayışı neden bu kadar farklılaştı?
Baba, Neden Komik Olmayan Şakalar Yapıyorsun?
Mizahın değişmesinde en büyük etken, dönemin ve toplumun değişmesidir. İnsanların yaşadığı savaşlar, krizler ve izledikleri programlar, mizahın yönünü belirleyen birer etkendir. İnsanların yaşadıkları olaylar değiştikçe olaylara karşı verilen tepkiler de değişmektedir. Bu yüzden aslında babamın güldüğü şey bana komik değil, bayat gelir. Kelime oyunları, tahmin edilebilir cevaplar veya yüzlerce kez duyduğumuz espriler babalarımız için hâlâ komik olabilir. Bizler ise bu şakaları duyduğumuzda gözlerimizi devirip oflayabiliriz; fakat bu şakalara komik değil diyemeyiz aslında. Onlar yalnızca kendi dönemlerinin mizah anlayışını sürdürmektedir.
Babalarımızın mizah anlayışlarına bakarken bunu daha iyi görebilmek için dönemin programlarına, dizi ve filmlerine kısaca göz atalım: 70’ler ve 80’lerde televizyonlarda yer alan mizah anlayışı, bugün bizleri rahatsız edebilecek birçok şakaya ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle kadınlar, farklı etnik kökenlerden insanlar ve LGBT+ bireyler üzerinden yapılan şakalar o dönemlerde komedinin bir parçasıydı.
90’lara gelindiğinde ise bu mizah anlayışı hâlâ tam olarak ortadan kalkmamıştı. Hatta dönemin popüler yabancı dizilerine baktığımızda, Friends (1994) ve That ‘70s Show (1998) gibi bugün hâlâ izlenen yapımlarda cinsiyetçi, homofobik ve ırkçı şakalara sıkça rastlanmaktadır. Fakat Türkiye’de de durum farklı değildi. 90’lı ve 2000’li yıllarda yayımlanan televizyon programları ve komedi dizilerinde de benzer şakalar görülmektedir. Avrupa Yakası (2004) veya Yalan Dünya (2012) gibi dizilerde kullanılan kelimeler ve karakterler arasındaki ilişkiler, dönemin mizah anlayışı hakkında bize fikir verebilir.
Fakat bunlara bakarken komik olup olmadıklarından ziyade toplumun normal kabul ettiği ve yaşadığı şeyleri görmüş oluruz. Bir dönem kimsenin önemsemediği ve hakkında şakalar yaptığı bir konu, bugün olduğu gibi bir sonraki nesli de rahatsız edebilir. Peki, benim dönemimin gülmesini bu kadar tetikleyen şey ne?
Altı Yedi Kez Gülmek
Günümüzde mizahın şekillenme biçimi değişti. Artık televizyon arka koltukta kalmış, direksiyonu tutansa sosyal medya olmuştur. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte insanlar birbirleriyle iletişim kurup mizahı üreten kişiler hâline gelmiştir. Bir şakanın artık milyonlarca kişiye ulaşması için bir televizyon programında yer alması gerekmiyor; bir Reels videosunun keşfete düşmesi yeterli oluyor.
Sosyal medyanın mizah üzerindeki etkisi yalnızca üretildiği mecrayı değiştirmekle kalmamış, mizahın kendisini de dönüştürmüştür. Geleneksel medyada bir esprinin anlaşılabilmesi için karaktere, hikâyeye ve olay örgüsüne ihtiyaç duyulurken sosyal medyada bunun için birkaç saniyelik bir videoya veya görsele bakmak, bazen de arka plandaki sesi duymak yeterli oluyor. Bazen ise bunların hiçbiri olmadan tek bir kelime bile güldürmeye yeterli hâle gelebiliyor. Mizah artık daha hızlı tüketilen ve daha hızlı unutulan bir yapıya dönüşüyor.
Bunun en belirgin örneklerinden biri, son dönemlerde yaygınlaşan ve “brainrot” olarak adlandırılan internet mizahıdır. “Six-seven” veya “Tung Tung Tung Sahur” gibi örneklerde komik olan şey çoğu zaman belirli bir espri veya anlatıdan ziyade anlamsızlık ve absürtlüktür. Bir kelimenin tekrarlanması ve hiçbir anlam ifade etmemesi bile insanları güldürebilir hâle gelmiştir.
Bunun nedeni belki de sosyal medyanın dünyayı adeta küresel bir köye dönüştürmesi ve insanların kendi mizah dillerini oluşturması olabilir. Aynı video, ses veya kelimeye gülmek için onu anlayan bir kesimin olması yeterlidir. Bir yere ait hissetme duygusu da aslında biraz bunu yaratır.
Peki, Biz Neye Güleceğiz?
Mizahın değişimi aslında yalnızca gülme biçimimizin değil, yaşadığımız dünyanın değişiminin de bir göstergesidir. Dün komik bulunan bir şaka bugün utanç verici olabilirken, bugün saçma bulduğumuz bir internet akımı bir süre sonra belirgin bir mizah örneği olarak görülebiliyor. En basitinden, birkaç ay önce gülünen “six-seven” akımının bugün garip bulunması gibi. Toplum ve dil değiştikçe mizahın da değişmesi kaçınılmaz hâle geliyor. Fakat günün sonunda bir araya gelip güldükten sonra neye gülündüğü çok da önemli değil gibi.