GLAZUNOV, GLINKA, SHOSTAKOVICH; RUSYA’NIN ÜÇ SESİ
Klasik müzik dinlerken gözlerimi kapamayı seviyorum. Beni bulunduğum uzamdan, konumdan uzaklaştırıp, zihnimin odalarında, ihtiyacım olduğu zaman kaçabileceğim huzurlu diyarlara götürüyor. Ama bu konserde gözlerimi kapatmaktan ziyade mekânın ulviyetine bıraktım kendimi.
Handiyse bir buçuk asır önce inşa edilmiş Yeldeğirmeni Sanat. O dönemde ismi Notre Dame du Rosaire Kilisesi. Manastır, okul ve kilise olarak inşa edilmiş. 1911 yılında, Moda’da elli binanın kül olduğu yangından nasibi almış. Manastır ve kilise bölümleri büyük ölçüde, okul binası ise kısmen hasar görmüş. Fransa hükümeti onarımı üstlenmiş. Bahçenin kuzeyindeki okul binası 1935 yılında Maarif Vekaleti’ne devredilmiş, 1950 yılına kadar 3. Orta Mektep adıyla bilinen okul, daha sonra Mustafa Kemal Atatürk Lisesi adıyla anılmış. Kilise kısmı ise 80’li yıllarda spor salonu olarak hizmet sunmuş. 1999 depremi ardından da tahliye edilmiş. 2011’de Kadıköy Belediyesi’ne geçen kilise binası restore edilerek 2014 yılından bu yana Yeldeğirmeni Sanat olarak çeşitli sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor.
Art Nouveau tarzındaki bu eski kilisede farklı dönemlerde yaşamış üç Rus besteci; Mikhail Glinka, Aleksandr Glazunov, Dimitri Shostakovich’in viyola sonatlarından oluşan “Rusya’nın Üç Sesi” başlıklı konseri viyolonist Göknil Özkök Sezener ve piyanist Evren Büyükburç Erol’un icrasıyla dinleme nefasetini yaşadım.
1789 Fransız ihtilâlinden sonra toplum yerine ön plâna çıkan birey anlayışı, sanatı çeşitli formlar, ritimler ve renklerle etkilemiş. Batı klasik müziğindeki romantik akım ihtilâl sonrasındaki bu değişim ve gelişmeden doğmuş. Rus klasik müziği ulusal kimlik arayışı ve bireysel ifade arasında bir denge kurmaya meyletmiş.
Rus müzik okulunun kurucusu kabul edilen Mikhail Glinka üçü içinde en erken dönem yaşayan besteci. 1804 yılında doğan bestecinin Viyola Sonatını, yirmi bir yaşında bir tren yolculuğu sırasında yazdığı söyleniyor. Üç bölümden oluşması beklenen Viyola Sonatı tamamlanamamış, Allegro Moderato ve Larghetto Ma Non Troppo olarak iki bölümde kalmış. Özellikle Allegro Moderato daha dinamik ölçüleriyle dinleyenleri mest ediyor. Larghetto Ma Non Troppo (Oldukça yavaş ama çok da değil) ise sanki adıyla müsemma gibisinden dinleyiciyi ağır gidenle durmak üzere olan bir trene binmişçesine hissettiren bir melodi.
Glinka’nın Viyola Sonatı oldukça zor ritimlerle örülmüş. Sanki bizdeki Segâh makamından bir eserin söylenişindeki inişler çıkışlarla bezenmişti. Hem ritimsel hem de icra edenin duygularını melodiye katması anlamında lâyıkıyla meşakkatli bir eser.
Aleksander Konstantinovich Glazunov müzik yeteneği konusunda doğuştan şanslı olanlardan. 1865 yılında St. Petersburg’da doğan bestecinin annesi Elena Pavlovna Turigina’nın aktif bir konser piyanisti, babası Konstantin Ilyich’in ise tanınan bir editör ve yayınevi sahibi olması dışında amatör olarak piyano ve keman çalması, Glazunov’un genlerine olumlu etki eder. 1878 yılında yazdığı ilk eseri, aralarında Çaykovski’nin de bulunduğu ünlü Rus bestecilerini yaratım süreçlerinde teşvikle destekleyen besteci, orkestra şefi Mily Balakirev tarafından fark edilir ve bu ona Rimsky Korsakov ile uzun soluklu çalışmanın kapılarını açar.
Glazunov’un Göknil Özkök Sezener ve piyanist Evren Büyükburç Erol tarafından o gece icra edilen eseri Elegie ismini taşıyor. Elegie, şiirde olduğu gibi müzikte de bir kişinin ölümü veya ölen kişiyi anmak için yazılan dokunaklı eser anlamına geliyor. Varın siz düşünün! Mekânın atmosferinde böylesine duygusal melodilerle insan sesine en yakın enstrüman olan viyolanın tellerinden çıkan acıklı nidalarla ve piyanonun yumuşak vurguları ile sarmalandığımızı hayâl edebilirsiniz.
Üçgenin son köşesi ise Shostakovich’in Viyola Sonatı idi. Shostakovich severleri bile derin hüzünlerin boğucu parmakları arasına bırakan oldukça sarsıcı bir beste.
Shostakovich 1906 doğumlu, bu üçlünün en geç dönem bestecisi. Dokuz yaşında annesinden piyano dersleri alarak müzikle ilk kez iletişime geçiyor. Oğlunun yeteneğini fark eden annesi, profesyonel öğretmenlerden ders aldırıyor. İlk bestesini on iki yaşındayken, Bolşevik denizciler tarafından öldürülen iki Kadet Partisi liderinin anısına yapıyor. On üç yaşındayken Petrograd Konservatuvarı’na kabul ediliyor. Terfisini, konservatuvar başkanı Aleksander Glazunov’dan alıyor. Glazunov, Shostakovich’in ailesinin maddi olarak zor zamanlarında da besteciyi desteklemeye devam ediyor.
Viyola Sonatı, sanatçının ölmeden birkaç hafta önce tamamladığı son bestesi. Aynı dönemde yaşamış ünlü Rus viyolonisti Fyodor Druzhinin’e ithaf edilmiş. Moderato, Allegretto ve Beethoven anısına Ay Işığı Sonatı’na göndermelerle yazdığı Adagio bölümlerinden oluşuyor.
Göknil Özkök Sezener ve Evren Büyükburç Erol Glazunov’un Elegie bestesi ile dinleyiciyi melodinin akışkan ve mekânın mistik ruhu eşliğinde fethediyor. Glinka’nın notalarında viyolanın çıkardığı o süreğen sesi kovalayan piyano vuruşlarını, ikilinin duygularını kattıkları yüz mimiklerinde hikâyeye dönüştürüyorsunuz. Shostakovich’in ritimleri ise dinleyende bir başkaldırı, direnme, hürriyet arzusu uyandırıyor.
Edebiyatçı, meselesini yazdığı cümlelere aktarırken bir müzisyen ise onları notalara döküyor. Empati yeteneği yüksek okur için cümle içinde o duyguyu yakalamak zor değildir. Ama dinlenen bir müziğin, özellikle klasik müzikte sözsüz olarak, duygu etkileşimine girmek o kadar da kolay değil. Bunu ancak icra edenlerin dinleyiciye sunduğu o ipek kanatlar üzerinde yakalayabiliyoruz.
Biraz da bu konserdeki parçaları bize tattıran sanatçılara odaklanalım.
Göknil Özkök Sezener, hikâye anlatıcılığı kuvvetli bir anneannenin genetik mirasını devralarak, daktilo sesi yükselen bir evde, müziğe yatkınlığını keşfeden anne babanın doğru yönlendirmesiyle bugünkü donanımına erişiyor. Daha okula gitmeden okuma yazmayı öğrenen çocuklardan kendisi. Eli kalem tuttuktan bir süre sonra da yazmaya başlıyor. Konservatuarda aldığı müzik eğitimi sevdiği yazı yazmakla harmanlanıyor ve çocuklar için dört büyük besteci, Mozart, Bach, Chopin ve Bethoveen, hakkında kurgu çocuk romanları yazıyor. Almanya’da başlayan yüksek lisans eğitimi MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda tamamlayan Sezener konservatuvarda viyola eğitmenliği yapıyor.
MSGSÜ İstanbul Devlet Konservatuvarı Doçentlerinden Evren Büyükburç Erol da anne ve babasının müzik yeteneğini sırtlanmış, konservatuvarda araştırmacı öğretim üyesi olarak görev almış, pek çok konser vermiş bir sanatçı.
Konser, okuması zor ancak okuyup bitirdikten sonra meselesi, yazarın otobiyografik dokunuşları, duygusu ile okurda sarsıcı etki yaratan bir romana benziyordu. Dinlerken zorlandığım bölümleri, bu yazıyı yazarken defalarca dinledim. Bende, başka bir ruh hâlinde yine okumalıyım dediğim o romanın kalıcı tadını bıraktı.