Meşyâne: İlk Kadın, İlk Seçim
Dünyanın eşiğinde kadın; insanın ilk kez ışık ile karanlık arasında seçim yaptığı yerde
İnsanın henüz bir adı yoktu başlangıçta. Ne bir tarih vardı ne bir dil ne de kendine dair bir bilinç. Yalnızca tamamlanmamış bir dünyada sessiz bir varoluştu; kendini tanımayan ve dünyayla kurduğu bağı henüz bilmeyen bir varoluş. Tam da bu kırılgan anda, var olmak ile oluş hâlinde olmak arasındaki o eşikte, İran mitolojisinde ilk kadın ortaya çıkar. Bir anlatının devamı olarak değil, bizzat anlatının başladığı noktada. Meşyâne; yalnızca başlangıçta duran değil, ilk seçimde de var olan bir kadındır. İnsanın ilk kez yanılma ihtimaliyle ve dolayısıyla “insan olma” ihtimaliyle yüzleştiği yerde.
İnsana henüz bir ad verilmeden önce, tarihin başlamasından önce, dünyanın henüz şekil almadığı bir zamanda, topraktan iki filiz yükselir. Ne rahimden ne gökten; topraktan. İran’ın kadim mitlerinde insanın yaratılışı doğumla değil, bir “büyüme” ile anlatılır. Meşy ve Meşyâne, ilk insan çifti olarak, Meşy erkek, Meşyâne kadın, ravent bitkisinden doğar gibi baş verirler. Bu, sadeliğine rağmen insan ile doğa arasındaki ilişkinin en derin mitolojik ifadelerinden biridir. İnsan burada dünyadan ayrı bir varlık değil, onun devamıdır, toprağın uzantısı, yerle kök salmış bir varoluş.
Bu yaratılış biçimi beden ile doğa arasında temel bir bağ kurar. İnsan bedeni dünyadan kopuk değildir; bitkiyi, toprağı ve zamanı birbirine bağlayan döngünün bir parçasıdır. Meşyâne bu bağın somutlaşmış hâlidir, topraktan büyüyen ve ona ait olan bir kadın.
Birçok mitolojik anlatıda kadın erkekten sonra yaratılır. Ancak İran mitinde Meşy ve Meşyâne eşzamanlı olarak ortaya çıkar. Bu, basit bir ayrıntı değil, anlam taşıyan bir durumdur. Onlar birlikte büyürler, insan olmanın ilk deneyimlerini birlikte yaşarlar ve dünyayla omuz omuza karşılaşırlar. Kadın burada “ikinci” değildir, “sonra gelen” değildir, başlangıcın yapısına eşit biçimde dahildir.
Meşyâne, Meşy’nin durduğu yerde durur: dünyanın eşiğinde. Ne geride ne gölgede; yanında. Bu imge, İran kültüründe kadının konumuna dair en temel mitolojik göstergelerden biridir. Kadın, anlatının devamı değil, onun kurucu unsurlarından biridir.
Başlangıçta dünya henüz insanlaşmış değildir. Meşy ve Meşyâne konuşmaz, ayrım yapmaz, kendilerini dünyaya göre tanımlamazlar. Yalnızca “vardırlar”. Bu durum, seçim yapılmamış bir dünyayı ifade eder. Dolayısıyla henüz iyi ve kötü gibi kavramlar da yoktur. İnsan burada suçsuzdur, ama bu ahlaki bir saflık değil, henüz seçimle karşılaşmamış olmanın sonucudur. İnsan hâlâ eşiğin üzerindedir. Ve tam da bu eşikte, yanılma ihtimali ortaya çıkar.
Zerdüştî anlatılarda Ehrimen yaratımı doğrudan yok edemez. Bu yüzden başka bir yol bulur: zihne sızmak. Meşy ve Meşyâne’ye yaklaşır ve onları yanıltır. Yaşamın kaynağının ışık değil, karanlık olduğunu söyler ve onlar bunu kabul ederler. Bu an, İran mitolojisinin en temel kırılma noktalarından biridir. Çünkü ilk hata bir eylemde değil, bir kabullenişte gerçekleşir. Dünya ilk kez bir seçimin alanına dönüşür.
Meşyâne bu anda ne yalnızca bir takipçidir ne bir kurbandır ne de bir baştan çıkarıcıdır. O, bu kabullenişin ortağıdır. Ve bu şu anlama gelir: kadın, en başından itibaren eylemin içinde yer alır.
Bu seçimden sonra dünya değişir. Meşy ve Meşyâne ihtiyaç duyar, bedeni fark eder, açlığı ve acıyı tanır ve doğadan uzaklaşır. Bu uzaklaşma bir “düşüş”tür, ama aynı zamanda bir başlangıçtır. İnsan ilk kez doğal durumdan insani duruma geçer. Ve bu geçiş, hatasız mümkün değildir. Başka bir deyişle, insan hatayla var olur. Ve bu başlangıçta Meşyâne vardır, kenarda değil, deneyimin merkezinde.
Meşyâne’nin topraktan büyümesi onu doğayla derin bir bağ içine yerleştirir. O “yapılmış” değildir, soyut anlamda “yaratılmış” da değildir, büyümüştür. Ve büyüme, canlı, bedensel ve zamansal bir süreçtir. Bu bağlamda kadın, yaşamın sürekliliğini taşır, doğa döngüsünün bir parçasıdır ve yer ile insan arasında bir aracıdır. Ancak bu bağ aynı zamanda bir ikilik doğurur: doğurganlık ile kırılganlık arasında. Bu ikilik, daha sonra birçok kültürel anlatıda da yankı bulur.
Bugünün okuru için Meşyâne yalnızca mitolojik bir figür değildir. Düşünmek için bir başlangıç noktasıdır. O hatırlatır ki kadın en başından itibaren anlatının içindedir, seçim insanın özüne aittir ve hata varoluşun ayrılmaz bir parçasıdır. Kadının özne oluşu, bedeni ve karar süreçlerindeki yeri üzerine tartışmaların hâlâ sürdüğü bir dünyada, Meşyâne binlerce yıl öncesinin mitolojik dünyasının kadını seçimin dışında değil, tam da seçimin anında konumlandırdığını gösterir.
Belki de Meşyâne’nin hikâyesi şöyle özetlenebilir: o yalnızca ilk olduğu için değil, hiçbir şeyin henüz kesinleşmediği bir anda durduğu için “ilk”tir. Dünyanın henüz biçim almadığı ve insanın hâlâ seçmek zorunda olduğu o eşikte. Ve belki de bu yüzden bu anlatı hâlâ canlıdır, çünkü başlangıç hiçbir zaman son bulmaz.