Çise Ayhan, İletişim Bilimleri alanında akademisyen, yapay zekâ odaklı girişim lideri ve dijital medya, platform çalışmaları ile insan odaklı inovasyon kesişiminde faaliyet gösteren birden fazla teknoloji girişiminin kurucusudur. Dijital kimlik, medyatizasyon ve teknolojinin toplumsal etkileri üzerine akademik çalışmalarını sürdüren Ayhan, özellikle yapay zekâ, dijital medya, platform temelli emek ve algoritmik görünürlük konularında araştırmalar yürütmektedir.

Halen Viyana Üniversitesi’nde iletişim bilimleri doktora çalışmalarını sürdürmekte olan Ayhan, Conley Üniversitesi’nde sosyoloji doktorasını, London Metropolitan Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimini ve University of Oxford’da yapay zekâ programını tamamlamıştır. 

Academicise adlı yapay zekâ destekli öğrenme ve sertifikasyon platformunun kurucusu ve CEO’su olan Ayhan, aynı zamanda akademi-sanayi iş birlikleri mimarisi, dijital iletişim danışmanlığı ve AI tabanlı start-up geliştirme alanlarında çalışmalar yürütmektedir.

Dijital Çağda Çocukluğun Temsili ve Sharenting

Çocuklarımızın fotoğraflarını ilk ne zaman paylaşmaya başladığımızı çoğumuz hatırlamayız. Belki henüz doğmadan, bir ultrason görüntüsüyle; belki doğdukları gün, belki ilk adımlarında, belki de “çok sevimli” dediğimiz sıradan bir anın ardından. Sevgiyle, gururla ve iyi niyetle paylaşılan bir fotoğraf, kısa bir video ya da küçük bir anekdot… Biz ebeveynler için bu paylaşımlar, çoğu zaman yalnızca hatıra biriktirmenin değil, görünür olmanın, bağ kurmanın ve deneyim paylaşmanın da bir yoludur. Literatürde sharenting olarak adlandırılan bu gündelik ebeveynlik pratiği, ebeveynlerin çocuklarına ait görsel ve anlatıları sosyal medya ve dijital platformlar aracılığıyla düzenli biçimde paylaşmalarını ifade eder (Blum-Ross & Livingstone, 2017; Steinberg, 2017). İngilizce share (paylaşmak) ve parenting (ebeveynlik) kelimelerinin birleşiminden türeyen bu kavram, Türkçede çoğunlukla “paylaşan ebeveynlik” ya da “paylaşan ebeveyn” biçiminde karşılık bulmaktadır. İlk bakışta sıradan ve zararsız görünen bu pratik, çocukluğun en erken anlarından itibaren dijital ortamda görünür kılınmasına işaret eden; mahremiyet, rıza ve temsil gibi etik tartışmaları beraberinde getiren kültürel bir olguya karşılık gelmektedir (Livingstone & Third, 2017; Cino et al., 2020; O’Brien et al., 2017).

Peki bu paylaşımları yaparken, biz ebeveynleri arka planda harekete geçiren motivasyonlar nelerdir? Sevgi, onay arayışı, görünürlük ihtiyacı ve aidiyet duygusu bu pratikle nasıl iç içe geçmektedir? Ebeveynlerin paylaşım motivasyonlarına odaklanan araştırmalar, sharenting pratiğinin tekil bir nedene indirgenemeyecek kadar, çok katmanlı motivasyonlara dayandığını göstermektedir. Ebeveynler, çocuklarına dair paylaşımlar aracılığıyla çoğu zaman sosyal destek aramakta, ebeveynlik deneyimlerini görünür kılarak yalnızlık duygusunu azaltmayı hedeflemekte ve benzer deneyimler yaşayan diğer ebeveynlerle bağ kurmayı amaçlamaktadır (Duggan et al., 2015; Blum-Ross & Livingstone, 2017). Bu paylaşımlar, bakım emeğinin tanınmasını sağlayan, onay ve dayanışma üreten bir dijital alan işlevi görmektedir (O’Brien et al., 2017). Ancak aynı literatür, ebeveynlerin büyük bir kısmının çocuklarının mahremiyeti, rızası ve bu paylaşımların uzun vadeli dijital etkileri üzerine yeterince düşünmeden hareket ettiğine de işaret etmektedir (Steinberg, 2017). İyi niyetle başlayan bu paylaşımlar, zamanla çocuk adına inşa edilen kalıcı bir dijital kimliğe dönüşmekte; çocuk, kendi hikâyesini anlatma imkânı doğmadan, başkaları tarafından kurgulanan bir anlatının parçası hâline gelmektedir. Görünürlük ve beğeni ekonomisinin hâkim olduğu platform yapıları, ebeveynleri farkında olmadan daha fazla paylaşmaya teşvik etmekte; çocuklara dair içerikler, etkileşim üretme potansiyeli yüksek anlatılara dönüşmektedir (Leaver, 2020).

Tam da bu noktada sharenting, bireysel bir ebeveynlik ya da paylaşım tercihi olmanın ötesine geçerek, çocukluğun dijital çağda nasıl temsil edildiğine, kimin konuştuğuna ve kimin sessiz kaldığına dair daha geniş bir tartışmayı zorunlu kılar. Duygusal ihtiyaçlar ile platformların görünürlük ve etkileşim odaklı dinamiklerinin kesişiminde şekillenen bu pratik, kültürel olarak teşvik edilen bir ebeveynlik rejimine dönüşmektedir. Çocuğun henüz rıza verebilecek bir özne olarak konumlanmadığı bu temsillerde, mahremiyet artık yalnızca korunması gereken bir sınır değil; ebeveynler tarafından müzakere edilen, yeniden tanımlanan ve çoğu zaman fark edilmeden aşınan bir ilişki biçimi hâline gelmektedir. Bu bağlamda mesele, ebeveynlerin iyi niyetlerinden ziyade, bu niyetlerin çocukların mahremiyeti ve gelecekteki dijital varlığı üzerindeki kalıcı etkilerini görünür kılabilmektir.

Mahremiyet, Rıza ve Çocuk Hakları Bağlamında Sharenting

Sharenting pratiğinin en kritik boyutlarından biri, çocukların mahremiyeti ve rıza hakkı etrafında şekillenen etik gerilimdir. Dijital çağda mahremiyet, sabit ve mutlak bir sınır olmaktan ziyade, ilişkisel ve bağlamsal bir olgu olarak ele alınmaktadır. Çocuklar söz konusu olduğunda bu ilişkisellik, çoğu zaman tek taraflı bir müzakereye dönüşür. Henüz rıza verebilecek bilişsel ve hukuki yeterliliğe sahip olmayan çocuklar adına karar verme yetkisi ebeveynlere aitken, bu kararların dijital ortamdaki sonuçları çocuğun tüm yaşamına yayılabilecek kalıcı izler bırakmaktadır.

Rıza meselesi, sharenting bağlamında yalnızca “çocuğun izin verip vermemesi” sorusuyla sınırlı değildir; çocuğun neye, nasıl ve hangi koşullarda maruz bırakıldığına ilişkin daha geniş bir etik çerçeveyi gerektirir. Çocukların dijital temsilleri, ebeveynlerin iyi niyetli anlatıları aracılığıyla kamusal alana taşınırken, çocuk çoğu zaman bu anlatının öznesi olmaktan çıkarak temsil edilen bir figüre dönüşmektedir. Bu durum, çocuğun kendine ait bir hikâye kurma ve ileride kendi dijital kimliğini inşa etme hakkını sınırlayan bir görünürlük rejimi üretmektedir.

Çocuk hakları perspektifinden bakıldığında sharenting, çocuğun özel hayatın korunması, kişisel verilerin güvenliği ve gelecekteki öznelik imkânlarıyla doğrudan ilişkilidir. Dijital ayak izinin neredeyse daha çocuk doğmadan oluşmaya başlaması, çocuğun kendisi hakkında dolaşımda olan içerikler üzerinde denetim kurma imkânını ciddi biçimde kısıtlamaktadır. Bu nedenle mesele, ebeveynlerin sevgi ya da koruma niyetleri değil; sevgiyle kurulan bu temsillerin çocuğun haklarını ne ölçüde gözettiğidir.

Paylaşmak mı, Korumak mı?

Dijital kültürde çocuk olmak, artık yalnızca fiziksel dünyada büyümek değil; başkaları tarafından paylaşılan, yorumlanan ve arşivlenen bir dijital hikâyenin parçası hâline gelmek anlamına gelmektedir. Bu hikâye çoğu zaman sevgiyle yazılsa da çocuk adına verilen her karar, aynı zamanda onun gelecekteki mahremiyetini ve söz hakkını da şekillendirmektedir. Bu bağlamda, sharenting pratiği, ebeveynleri suçlayan ya da romantize eden bir yerden değil; ebeveynliğin içinden, sorgulayıcı bir mesafeyle ele alınmalıdır.

Sharenting bağlamında asıl soru “paylaşmalı mıyız?” değil, “nasıl, ne kadar ve kimin için paylaşıyoruz?” sorusudur. Dijital çağda ebeveynlik, yalnızca bakım ve sevgiyle değil; öngörü, etik farkındalık ve sınır koyma becerisiyle de yeniden tanımlanmaktadır. Çocuğun mahremiyetini merkeze alan bir yaklaşım, paylaşma arzusunu bütünüyle reddetmek yerine, çocuğun haklarını ve gelecekteki öznelik imkânlarını gözeten daha dikkatli bir duruşu gerektirir.

Sonuç olarak sharenting, biz ebeveynlere yalnızca çocuklarımızı nasıl anlattığımızı değil, onlar adına hangi hikâyeleri kurduğumuzu ve hangi sessizlikleri ürettiğimizi de yeniden sorma imkânı sunar.

Belki de şimdi durup kendimize şunu sormalıyız: Bugün sevgiyle paylaştığımız bu anlar, çocuklarımız büyüdüğünde onların omuzlarına nasıl bir hikâye olarak konacak? Yarın kendi sesleriyle konuşmak istediklerinde, karşılarında bulacakları anlatı bizim yazdığımız bir geçmiş mi olacak, yoksa kendilerine ait, özgürce kurabilecekleri bir başlangıç mı?

 

Referanslar

Blum-Ross, A., & Livingstone, S. (2017). “Sharenting,” parent blogging, and the boundaries of the digital self. Popular Communication, 15(2), 110–125. https://doi.org/10.1080/15405702.2016.1223300
Cino, D., Demozzi, S., & Subrahmanyam, K. (2020). “Why post more pictures if no one is looking at them?” Parents’ perceptions of the risks and benefits of sharenting. Journal of Children and Media, 14(4), 439–455. https://doi.org/10.1080/17482798.2020.1795236
Duggan, M., Lenhart, A., Lampe, C., & Ellison, N. B. (2015). Parents and social media. Pew Research Center.
Leaver, T. (2020). Balancing privacy: Sharenting, intimate surveillance, and the right to be forgotten. In G. Goggin & L. Hjorth (Eds.), The Routledge companion to digital media and children (pp. 197–206). Routledge.
Livingstone, S., & Third, A. (2017). Children and young people’s rights in the digital age: An emerging agenda. New Media & Society, 19(5), 657–670. https://doi.org/10.1177/1461444816686318
O’Brien, C., Smith, A., & Reeve, J. (2017). Parents’ sharing of children’s photos online: Motivations and concerns. Journal of Family Studies, 23(3), 331–345.
Steinberg, S. B. (2017). Sharenting: Children’s privacy in the age of social media. Emory Law Journal, 66(4), 839–884.