Erenköylü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu. Avusturya Lisesi’ni bitirdikten sonra çevirmen olarak çalışmaya başladı. "Bütün Dünya" ve "Elele" dergileriyle çeşitli firmalarda sözlü ve yazılı tercümanlık yaptı. Emekli olduktan sonra öykülerine daha fazla zaman ayırabildi. "Mavi Öyküler", "Her Zamanlı Kadınlar" ve "Gölgem Gölgelere Karıştı" adında üç öykü kitabı; ayrıca "Mavi Bebek Masalları" adında bir çocuk kitabı vardır. Kızı ve torunuyla birlikte hâlâ Erenköy’de oturuyor.

Hasan / Nisan

Yeni evliydiler. Motor yatlarının arka bölümünde (aslında teknenin kıçı denir) kahvaltı ediyorlardı. Kaş Marina’ya dün gelmişlerdi; bir hafta burada gezdikten sonra Ege Denizi’nin lacivert sularına açılacak, o koy senin bu koy benim diyerek, balayının tadını çıkartacaklardı.

Teknenin adı Laleli’ydi. Tekneye verilecek bir isim değildi bu; ancak ikisi de doğup büyüdükleri mahalleyi unutmak istemiyorlardı. Onlar İstanbul’un en eski semtlerinden birinde, birbirine yaslanmış iki katlı evlerin olduğu, daracık bir sokakta doğmuş, birlikte büyümüşlerdi. Günün birinde Hasan zengin oluvermişti. İlk işi, çocukluğundan beri sevdiği Nisa’yı babasından istemek olmuş, o da hemen kabul edip damadını bağrına basmıştı.

Hasan artık yerli dizilerden birinde yaşıyordu. Holding sahibi değildi ama orda izlediği iş adamlarını taklit edebiliyor, onlar gibi giyiniyor, konuşuyor, onların gittiği restoranlara gidiyordu. Çok geçmeden sosyete bu genç çifti tanıdı. Onların teknesi vardı, bunların neden olmasındı? Parayı basınca hem tekneyi hem de kıyı kaptanı ehliyetini almak zor olmadı.

Nisa koca parasını bol bulunca dudaklarını büyütüp burnunu küçültmüş, modern bir hanıma yakışsın diye adının sonuna bir harf ekleyerek Nisan olmuştu. Böylelikle diğer zenginlerden bir farkı kalmamış, kocasının kolunda gururla ve salına salına yürümeye başlamıştı.

Şimdi teknenin kıçında oturmuş kahvaltı ediyorlardı.

“Kız, babanın evinde de şampanya mı içerdin sen? Ne çabuk alıştın…”

“İyiye alışmak kolay kocam. Biz kahvaltıda açık çay içerdik. Arada babam kaçak çay getirince ev mis gibi bergamot kokardı.”

“Hadi koy da birer kadeh daha içelim. Sabah sabah içince bir garip hoşluk veriyor bu meret.”

Hasan hem şampanyasını yudumluyor hem de Nisan’ın bacaklarını okşuyordu. “Kız, kucağıma gelsene!”

Nisan ikiletmedi. Bir süre öpücükler gitti geldi aralarında. Nisan, Hasan’ın kucağına iyice yerleşip kulaklarını hafifçe ısırırken şimdi tam sırası diye düşündü ve nicedir sormak istediği soruyu iki öpücük arasına sıkıştırıverdi.

“Kocam, sen nereden buldun bunca parayı? İnsan karısına söylemez mi?”

“Kız, bağını sorma dedik ya sana. Üzüm gözlüm, sen üzümünü yemeğe bak. Kız, bırak şu kulağımı; şimdi kamaraya atarım seni.”

“İyi de bugün temizlik için birini göndereceklerdi.”

“Temizlik memizlik tanımam biz balayındayız. Kamaranın kapısını kilitleriz olur biter.”

Martılar

Bıçkın martı: Hey bu tarafa uçun, kimsesiz bir sofra var burada. Hem salam var hem peynir, yumulun haydi ne bekliyorsunuz?

İnce sesli kız martı: Ay, hem de İtalyan peyniri Ricotta, bayılırım. Geçen bir yabancı teknede yemiştim, hâlâ tadı gagamda.                 

Ukala martı: Ulan bunlar tam sonradan görme, baksanıza sofraya ne zeytin var ne beyaz peynir. Sanırsın Romalı bu haspalar.

Kart martı: Durun aç gözlü tembeller. Baksanıza iskeleden bu yana gelen bir kız var. O geçip gitsin. Az bekleyin.

Bıçkın martı: Ne diye laf sokuyorsun ihtiyar. Açız işte, ayıp mı?

Kart martı: Açlık değil, ayıp olan hazıra konmak, çalmak. Biz sizin yaşınızdayken balık avlardık.

Anaç martı: İlişme çocuklara be adam! Balık mı kaldı denizde? 

İskeleden elinde temizlik malzemeleriyle gelen kız Laleli isimli teknenin önünde durup içine atlayınca. Teknenin üstünde fır dolayı dönen martıların neşesi kaçtı.

Bıçkın martı: Haydi başka tekneye, buradan bize iş çıkmaz gayri.

Temizlikçi kız

Kız önce sofranın kokusunu aldı. Gözlerine inanamadı. Kim böylesine güzel yiyecekleri bırakıp gitmiş olabilir diye düşündü. Eğilip içeri baktı, yavaşça seslendi. 

“Ben geldim, temizlik için.” Cevap alamadı. İşte o an içinde bir şeyler kıpırdadı, midesi burulur gibi oldu. Açlık öyle bir şeydir ki insanda ne ahlak bırakır ne terbiye…

Kız kendini tutamadı. Sanki biri onun için hazırlamıştı bu sofrayı. Neden bu tekneye geldiğini unutup kokulara ve lezzetlere kapılıp gitti. Salamları bir bir atıştırırken, gözüne çarpan yaldızlı topçuklardan birini açıp ağzına attı; mis gibi çikolata aktı ılık ılık boğazından midesine doğru. Üstüne sarı gazoz içti. Nasıl bir şeydi bu gazoz, içinde yüzen kabarcıklar hiç tükenmiyordu. Yine salam, yine peynir, yine yaldızlı topçuk…

Doymak bilmedi; yedikçe yedi. Beyni ye diyor, o da yiyordu. Üstüne sarı gazoz içti bardak bardak. Şişeyi bitirene kadar durmadan içti. Ancak sofranın üstündeki tabaklar boşalınca aklı başına geldi.

Hemen ortalığı toparlamak için teknenin içine indi üç basamak. Başı döndü o sırada. Elindeki tabakları eviyeye bırakırken küçük kilimi gördü yerde. Temizlik ve uyumak arasında bocalarken kilim onu çağırdı: “Üzerime uzansana,” dedi. “Temizliği sonra yaparsın.”

Hasan / Nisan

Kamaranın kapısı açıldı. Nisan iki adım atmıştı ki ayağına bir şey takıldı. O anda yerde yatan kızı gördü ve bastı çığlığı. Hasan, duşu kapatmadan fırladı, havluya sarınıp yetişti. 

“Ne var?”

“Baksana ölü bir kız var burada.”

Hasan hemen kızın yanına çöktü, boynundaki damara parmağını hafifçe bastırdı. Bu işi bilirmiş, sık sık yaparmış gibi. Sonra doğruldu.

“Ne ölmesi be, yaşıyor işte! Az kaldı ben ölecektim korkudan. Baksana, nefes alıyor; ya baygın ya da uyuşturucu kullanıyor. Bence bu kız kafayı bulmuş.” 

“Aman neyse ne, ölmesin de…” diyerek kızı sarstı Nisan. “Kızım kalksana, sen temizlik yapacaktın hani.”

“Yok boşuna uğraşma, bu kalkmaz. En iyisi benim şortumu getir de kızı iskeleye bırakıp gidelim. Bakarsın polis gelir, soruşturma falan, valla hiç çekemem.”

“Ya Hasan yazık kıza, öylece bırakılır mı?”

“Ya ne yapacaktık, narkotikle mi uğraşalım? Hadi uzatma, elini çabuk tut, ağzımızın tadı kaçmasın.” 

Karı-koca, kızı bir çuval gibi tutup karga tulumba iskelenin üstüne bıraktılar. Hiç vakit kaybetmeden palamarı çözüp motoru çalıştırdılar. Onlar marinadan çıkarken kızın eteklerini uçuran rüzgâr Nisan’ın sarı saçlarının arasında dolanıyordu. 

“O kilim bana nenemden kalmıştı.”

“Kızım, boş versene kilimi, asıl ben marinaya bir haftalık para ödemiştim.”

Martılar

Ukala martı: Aşağılık herif, kendi mahremiyetini korumayı pek iyi biliyor ama kızınkini rüzgârın insafına terk edip gitti. 

Kart martı: Doğru diyorsun, bari bir havlu örtseydiler kızcağızın üstüne.

Bıçkın martı: İyi ki insan değilim.

İnce sesli kız martı: Utanç verici, çok ayıp.

Anaç martı: Kaçıp gitmek için bir sebebi var besbelli.