Bir adım
iki adım
Bir adım
iki adım
üç adım
Bir adım
iki adım
üç adım
dört adım
beş adım
Bir adım
iki adım
üç adım
dört adım
beş adım
altı adım
yedi adım
sekiz adım
Bir adım
iki adım
üç adım
dört adım
beş adım
altı adım
yedi adım
sekiz adım
dokuz adım
Bir adım
iki adım
üç adım
dört adım
beş adım
altı adım
yedi adım
sekiz adım
dokuz adım
on adım
on bir adım
on iki adım
on üç adım
Bir adım
iki adım
üç adım
dört adım
beş adım
altı adım
yedi adım
sekiz adım
dokuz adım
on adım
on bir adım
on iki adım
on üç adım
on dört adım
on beş adım
on altı adım
on yedi adım
on sekiz adım
Bir adım
iki adım
üç adım
dört adım
beş adım
altı adım
yedi adım
sekiz adım
dokuz adım
on adım
on bir adım
on iki adım
on üç adım
on dört adım
on beş adım
on altı adım
on yedi adım
on sekiz adım
on dokuz adım
Yirmi adım
yirmi bir adım
yirmi iki adım
yirmi üç adım
yirmi Dört adım
yirmi beş adım
yirmi altı adım
yirmi yedi adım
yirmi sekiz adım
yirmi dokuz adım
30 adıma 38 adım.
Kimi zaman sessiz, kimi zaman gürültülü; kimi zaman ise sinsiliği belli etmeyerek atılan adımlar, bedenimizin içine doğru girer. Kıvılcım gibidir, ansızın yaşamımıza şimşek gibi çarpar. Bir an ne olduğunu anlayamayız; nereden, nasıl geldiğini fark edemeden bütün sınırları ihlal eder. Sonra bilinmez bir suskunluk başlar. Bir sis bulutu gibi hem bedenimizi hem içimizi kaplar. İznimizi istemeden, sessizce ve sinsice yaklaşır. Uzağı görmekte zorlanırız. Görmek için gözlerimizi var gücüyle açmaya çalışırız. Beyaz bir bulutla göz göze geliriz. Susarız. Suskunluğumuz bedenimizi çarpar. Bedenimizin özgürlüğe kavuşma arzusu, sisin varlığının kalma süresine bağlıdır. Belki birkaç ay belki birkaç gün; belki de kendi varlığını yaşadığımız yerle zincirlemiş, gitmek istemiyor oluşuyla ilgilidir.
Ben ise bilinmeyen bir zamanın ortasında kendi varlığını ve sınırlarını korumaya çalışan bir çığlıktım. Sessiz bir çığlık. Kimsenin duymadığı, yalnızca kendisini duyan bir çığlık. Onun için gökyüzünden bakıldığında sadece anlamsız küçük bir çizgiden ibarettim. Ama o sis, bana ait olmayan bir bağ oluşturmaya çalışıyordu. Sanki içime yerleşip orada kalmak ister gibi. Sessizce ama kararlı bir şekilde yürüyordum. Bedenimden ve hayatımdan beni terk etmesi için yürüyordum. İçimdeki öfkeyle yürüyordum. Kızgınlığımla yürüyordum…
Yürüyorum. Yürüyorum… Çığlığımla birlikte soluyorum. Ama hâlen sisin içindeyim. Bitmiyor. Gitmiyor. Adımlarım uzuyor ama o da uzuyor. Yürüyorum, gitmek bilmiyor. Bir ara koşmaya başlıyorum. Soluksuzca koşuyorum. Koştukça göğsüm daralıyor, nefesim sıkışıyor. Sonra bir yerde yavaşlıyorum. Adımlarım küçülüyor. Durup gökyüzüne bakıyorum “Beni izliyor mu?” diye.
Göz göze geliyoruz. Hiçbir şey söylemeden bakıyor bana. Ben de bir şey söylemeden sakince yürümeye devam ediyorum. Daha sakin, daha yavaş. Sokaklara dalıyorum. Varlığımın bir zamanlar ait olduğu sokaklara. Hayaller kuruyorum, yürüyorum. Yürüdükçe bulutla aramdaki mesafemde büyüyor. Bir adım, iki adım, üç adım, dört adım, beş adım, altı adım, yedi adım ve sekiz adım. Devam ediyorum…
Sonunda, sanki uzun zamandır kayıp olan bir şeyi bulur gibi, kendi benliğime kavuşuyorum. Düşlerimin peşine takılmış, sessizce kendimle birlikte yürümeye devam ediyorum. Kendi gölgemle birlikte. Sis ise çoktan bedenimden gitmiş. Başka bedenleri ele geçirmek için hunharca gökyüzünde avını gözetliyordu.