Erenköylü bir ailenin kızı olarak İstanbul’da doğdu. Avusturya Lisesi’ni bitirdikten sonra çevirmen olarak çalışmaya başladı. "Bütün Dünya" ve "Elele" dergileriyle çeşitli firmalarda sözlü ve yazılı tercümanlık yaptı. Emekli olduktan sonra öykülerine daha fazla zaman ayırabildi. "Mavi Öyküler", "Her Zamanlı Kadınlar" ve "Gölgem Gölgelere Karıştı" adında üç öykü kitabı; ayrıca "Mavi Bebek Masalları" adında bir çocuk kitabı vardır. Kızı ve torunuyla birlikte hâlâ Erenköy’de oturuyor.

YAPRAK

     Bir gün kuş taklidi yapan bir yaprak görmüştüm. Apartman camlarına yansıyan görüntüsüne hayran hoşnut bir yaprak. Yere düşmemek için rüzgârı önüne katmış direniyor, uçuyor da uçuyordu.

     Çok oyaladı beni. Göklerin ışığına doğru süzüldükçe yoruldu gözlerim onu izlemekten. Arada inandım ona. Toprağa hasret yapraklar gibi asfalta düşüp çürümez sandım. Oysa o da onlardan biriydi, yardım almadan uçamazdı. Bağımlıydı rüzgâra…

     Ve rüzgâr dindi.

                                                                              *****

 GARİP

     Arkadaşlar bahçede mangal yapalım dedi. Giderken şarap götürdük. Sekiz on kişi bir arada neşeliydik. Onlar mangalın başını beklerken ben az öteye gidip çimenlerin arasına oturdum. Kadehim elimde çam ağacının dallarına dalmışken kocam yanıma geldi, gülümsedim ona ama o dedi ki…

“Ört şunları, herkes senin kıllı bacaklarını izlemek zorunda değil!” 

Ne dediğini anlamadan başımı kaldırıp ona baktım. Durmadı, yürüdü gitti.

     Çimenlerin arasından kalkıp eve girdim. Tuvaletin yerini buldum. Dolapları karıştırıp bir jilet aldım elime. Bacaklarımdaki tüyleri tıraş ettim. Titreyen bacaklarım, kollarım ve kollarımın ucundaki ellerimle kesildi bacaklarım. Kanarken evden çıkıp yine eski yerime oturdum.

     Az sonra kocam yine yanıma gelip “Ört şunları, herkes senin kanlı bacaklarını izlemek zorunda değil!” dedi ve dönüp gitti.

     Mangalın başı kalabalıktı. Neşeli konuşmalar, gülüşmeler, tokuşan kadehler. Kimse bana bakmıyordu ki… Bu defa kalkmadım yerimden. Otları yolup bacaklarımı onlarla kapladım boydan boya. Otlar kana yapıştı. Kırmızı bacaklarım yeşile dönüştü.

      Kocam hemen yanıma geldi “Ört şunları, herkes senin otlu bacaklarını izlemek zorunda değil!” dedi ve mangala geri döndü.

     Çare aradım bulamadım bu defa. Oturdum oracıkta, gözüm yemyeşil bacaklarda. Tam o anda kara bir gölge belirdi kafamda. Omuzlarım kavrandı sımsıkı, havalandım. Çam ağacı, mangal, arkadaşlar ve kocam minicik kaldı aşağıda. Uçtum uçtum, sonunda bir deniz kıyısına ılık kumların üzerine bırakıldım. Ancak o zaman gördüm beni yükseklere taşıyan kocaman kuşu. Zümrüt yeşili tüyleri vardı. Uzun gagasıyla denizden su taşıdı. Yıkadı önce otları sonra kanları. Tertemiz etti beni. Deniz suyu iyi geldi, acım dindi.

      Yan yana oturduk bir süre. Birbirimizin başını okşarken uykuya daldık. Sabah güçlü bir ışıkla açıldı gözlerim. Güneş kocaman kuşun yeşil tüylerine ve benim bacaklarıma vurmuştu. Kuş kalkıp silkindi. “Ne güzel ne parlak tüylerin var!” dedim ona. O da bana dedi ki “Ne güzel ne biçimli bacakların var!”

Bu sözlerle birlikte ışığa, kumsala ve denize karıştık. 

                                                                           *****