Kalan zamanını güzel geçirmek istiyordu.
Her şey öyle hızlı gidiyordu ki aldığı soluk ona yetmez olmuştu. Zamana yetişmeye çalışmak kifayetsizdi elbette; fakat durup beklemek daha acı vericiydi. Belki zamanla kol kola koşmak şifa olurdu ona.
Bir harita temin etmeliydi hemen. Zaman ve mekân.
Duvarların, buzdan çarşafların ve hiç sonunun gelmeyeceğine inandığı o şiddetli fırtınanın içinde yoğrulup yetişen zihni, bu kavramları öylesine birbirine karıştırmıştı ki; ne zaman biri ışığı yaksa sabahın beşi sanırdı, ne zaman ayı görse o eski Bağdat düşerdi aklına.
Hilleli bir şairden okumuştu bir zamanlar:
“Ah benim kanla yıkanmış minarelerim,
ah benim çakıl taşlarıyla yıkılan yüce kubbelerim.”
Başka hiçbir şeye ihtiyacım yok, diye düşündü.
Bir harita.
Evet, kayboldum; yitirdiklerim de cabası. Ama bu ilk kayboluşum değil.
Kaybedilenlere gelince, bir önemi yoktu.
Üzerindeki ceketin iç cebinde, köşeleri katlanmaktan yıpranmış bir broşür vardı yalnızca. Ceketinin köşesine yama yapar gibi sıkıştırmıştı onu. Üzerinde silik, küçük harflerle şunlar yazıyordu:
“direnmek, açlığa, ölüme,
hatta yaşama direnmek.”
Zaten hep böyle yapardı; böylesi kuvvetli haykırışları küçük harflerle anlatırdı.
Şehrin boğuk, biraz serin havasını içine çekti. Usulca yürümeye devam etti. Yürümek, kafasının içindeki düşünceleri biraz olsun katlanılabilir hâle getirsin istedi. Hiç bilmediği bir yerde, hiç tanımadığı insanlarla uzun uzun konuşmak isterdi. Hep bir şair olmayı dilemişti fakat hiddetli tabiatı onu, şairliğin ulvi kaidesi olan zarafetten uzaklaştırıp memnuniyetsiz, aksi ve kaba bir adam yapmıştı. Onlara bir şair olduğunu, çok uzak bir şehirden geldiğini ve yazdıklarını satarak yaşamını sürdürdüğünü, küçük bir odadan birkaç kitaptan başka bir şeyi olmadığını söylerdi. Bütün yaşamını bir fikir uğruna harcamıştı; o fikre olan inancının kudreti, Demokles’in kılıcı gibi tepesinde sallanırken attığı her adımda…
Hayır. Bunların bir önemi yoktu artık. Onun direnişi bir rüya; inşa etmek istediği dünya geç kalınmış bir buluşmaydı. Yetişmesi mümkün değildi artık oraya. Adımlarını yavaşça geldiği yöne çevirdi. Bir haritaya ihtiyacı yoktu; gitmek istediği yerlerde onu bekleyen kimsesi yoktu. Usulca dönmeliydi. küçük harflerle.