Güneş nasıl da ısrarcıydı. Kapıdan kovsan bacadan girecek odaya. Perdeleri sıkıca kapattı. Çizgili berjer koltuğa oturup ayaklarını sehpaya uzattı. Tam karşısındaki duvarda anne ve babasının evlilik fotoğrafı asılıydı. Gümüş bir çerçevenin içinde ve bütün anılar gibi sararmış. Tıpkı babası, derlerdi onun için. Yeşil gözlü, yakışıklı.

Kadehin çeperlerinde dalgınca dolaştırdı parmağını, ani bir hareketle kadehi dikti kafasına. Sigarasından derin bir nefes çekti, külü iyice uzamıştı, yeşil cam küllüğe silkeleyip bir diğerine ekledi.

Dışarıdan gelen seslerle irkildi. Kaba küfürler, feryat figan sesleri… Perdeyi aralayıp bakmaya çalıştı, güneş gözünü kamaştırdı. Gömleğinin bir kolu omzundan yırtılmış, hırpani kılıklı delikanlı öfkeyle konuşuyordu.

“Teker teker gelin üzerime. Hiçbirinizden korkmuyorum. Korkmuyorum ulan!”

Bir ara yukarı başını kaldırdı, göz göze geldiler. Hırpani delikanlı elindeki şişeyi duvara fırlatınca korkuyla perdeyi çekti genç adam. Nefes nefese kaldı. O ara dışarıdan konuşmalar geliyordu kulağına.

“Yazık. Bu saatte de başlanmaz ki bu merete.”

Babası çalıştığı fabrikanın akşam vardiyasından sabaha karşı çıkardı. Yoldaki tüm uğrak yerlerinde durur, fazla mesai ücretini eve gelemeden bitirirdi. Onların payına düşense adamın üzerine sinmiş olan yoğun alkol kokusuydu. Çoğu zaman anahtarı kilidine sokamaz, bazen de kapının önüne yığılırdı. Onun eve dönüş saati yaklaşınca çocuğun gözleri büyür, sinerdi bir köşeye. Annesi güzel bir masa hazırlamak için koşturup durur, eli ayağına dolaşır, sık sık perdeyi açıp sokağı kontrol ederdi. Yeter ki bir kusur bulmasın ama nafile. Bulmak isterse bulurdu adam ve annesinin o güzel saçlarını dolardı eline.

Kaç sene geçmişti üstünden. Bugün 15 Temmuz. Annesinin kafasına aldığı darbeyle halının üzerine yığılışı. Babasının panikle evden çıkışı. Çıkarken, ” Anneanneni ara, ” deyişi. Yerinden kıpırdayamamış, korkmuş, donup kalmıştı. Sonrasında hep kalakaldı. Her olayda donup kaldı. Hep korktu. Sabah güneşinden, rüzgârdan, şimşekten, konuşmaktan, sevmekten, kavgadan, hayattan… En çok da babasına benzemekten.

Dışarıda seslerin gittikçe azaldığını fark etti. Kadehi elinde cama doğru yürüyüp perdeyi araladı tekrar. Sokak lambasının altındaki banka kıvrılıp sızmıştı hırpani delikanlı. Gelen geçen başını sallayıp bakıp uzaklaşıyordu. Güneş tam tepedeydi şimdi. Kadehini bir kerede bitirdi. Mutfağa doğru yürüdü. Yeni bir şişe açtı kendine.