Prof. Dr. Aslı Tunç, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya bölümü öğretim üyesidir. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda iletişim lisansı ve Anadolu Üniversitesi’nde sinema-televizyon yüksek lisansından sonra iletişim alanındaki doktorasını 2000 yılında Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’nden aldı. Bir yıl boyunca Amerika’daki aynı üniversitede iletişim kuramları ve küresel iletişim üzerine dersler veren Tunç, çalışmalarını 2001 Eylül’ünde Türkiye’ye döndükten sonra medya ve demokrasi, dijital aktivizm, sosyal medya ve toplumsal cinsiyet konuları üzerine yoğunlaştırdı. Mart-Eylül 2020’de Güney Florida Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 2020 Ağustos -2024 Mart tarihleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Rektör Yardımcısı olarak çalıştı. Tunç’un İngilizce ve Türkçe akademik makaleleri, kitap bölümleri ve uluslararası raporları bulunuyor.

İnsan sevdiği birinin hediye ettiği romana kayıtsız kalamıyor. Beğenilen bir kitabı paylaşmanın zamansız ve evrensel bir büyüsü var çünkü. Yaşam alanımı işgal eden ve okumak için fırsat kolladığım düzinelerce romanı bir tarafa itiveriyorum ve büyük bir iştahla İran asıllı Amerikalı yazar ve şair Kaveh Akbar’ın ilk romanı Şehit! (Martyr!)’e başlıyorum. Ne kadar yerinde bir kararmış meğer!
Romanın anti-kahramanı Cyrus Şems, tıpkı Akbar gibi İran doğumlu bir Amerikalı; iyileşmeye çalışan bir alkol ve uyuşturucu bağımlısı, bir yetim, kelimelere âşık bir şair, heteroseksüel gibi görünen bir eşcinsel, açık mikrofon etkinliklerinin düzenleyicisi, derin bir hüznü taşıyan, intihara eğilimli, parlak zekâlı bir genç. Romanın her sayfasına sinen ve okuru çarpan ilk şey Cyrus’ın üzgün; derinden, teselli edilemez bir şekilde üzgün olduğu. Bunun pek çok nedeni var kuşkusuz. Sayfalar boyunca ilerlerken Cyrus’un hayatın anlamından çok etrafını kuşatan ölümün anlamını sorguladığını anlıyoruz. Kahramanımızın annesi Roya, ABD’nin 1988 Temmuz’unda yanlışlıkla vurduğu İran Havayolları uçağında ölmüştür. Burada sözü geçen, 290 yolcunun öldüğü gerçek bir olaydır. Uçakta yaşamını yitiren 66 çocuk vardır. Eğer Roya oğlunun küçük olması nedeniyle onu evde bırakmasaydı, ölen 67. çocuk Cyrus olacaktı.

Bebekken babasıyla İran’dan Amerika’ya göçer Cyrus ve yirmili yaşları boyunca Indiana’nın küçük bir kasabasında annesinin trajik ölümünü ruhuna sığdırmaya çalışır. Onu hiç tanımamıştır ama bu kadar anlamdan uzak bir ölümün yanıtı mümkün müdür? Sahi anlamlı bir ölüm var mıdır? Mesela eğer kendini öldürürse “şehit” sayılacak mıdır?
Burada erkekler adalet için savaşıyor
nehre düşmüş boğulmak üzre olan çocuk misali
saçlarından yakaladığı gibi sudan çıkarmaya çalışan kendini-

Roman, şiire ve şiirselliğe yaslanıp yer yer büyülü gerçekçiliği de göz kırpıyor. Akıcı, çoğu zaman mizahi ve son derece zekice yazılmış bir metinle karşı karşıyayız. İran’ı ve İranlı bir Amerikalı olmayı keskin bir şekilde eleştirirken, eski İran kültürünü, geleneklerinin derinliğini yaşamın anlam arayışında yüceltiyor Cyrus. Okur olarak kendimizi Cyrus’ın ölmüş annesiyle kronik uykusuzluğa bulanmış diyaloglarında, sanat, felsefe ve tarih göndermelerinin ortasında bulabiliyoruz. Babası Ali Şems, “Amerikan Rüyası” içinde uyuşmuş, adeta teslimiyetle taşlaşmıştır. Fort Wayne’deki bir endüstriyel kümes hayvanı çiftliğinde çalışmaya başlar (“bir tavuk karısını gökyüzünden vurmamıştı”) ve sadece perişan haldeki oğlu için yaşar. Cyrus uykusuzlukla ve sınır dışı edilme korkusuyla boğuşarak büyürken babasına şu dizelerle seslenir:

Saygısızlık etmem istemem ama, sırf benim için hayatta kalmak
yaşamak için dandik bir sebepti. Çok az şey miras kaldı senden:
şu plastik balık, birkaç tavuk tüyü,
konuştuğunda pek hareket etmeyen o dudaklar.

Mağdurlar ölür, onların asıl işi budur.

Şu da var: bir erkeğin nasıl sevilmesi gerektiği.

Bu bilgiyi de miras aldım senden.

Dokunaklı bir aile öyküsünün diğer ekseninde ise sanatçı olmak, yaratıcılık ve büyük bir şefkat ve sıcaklıkla dokunan kuir ilişkiler var. Cyrus, Orkide isimli kanserden ölmekte olan bir sanatçının Brooklyn Müzesi’ndeki performansını izlemek ve onunla konuşmak için Indiana’dan New York’a yolculuk eder. Bu, sonunda kafasındaki anne imgesinin de değiştiği bir serüvene dönüşecektir.

Kaveh Akbar bu ışıl ışıl ilk romanında kalbinde acı taşıyan bir kahramanı neredeyse Salman Rushdie kıvraklığında çok katmanlı bir biçimde ele alıyor. Yazar, şiirsel dilini romanın her satırına yedirmeyi başarıyor; okuru şehitlik kavramından yola çıkarak kimlik, aidiyet, sanat ve bağımlılık gibi temalar ışığında kendi iç yolculuğumuza çıkmaya davet ediyor. Okur olarak bizler de anlamlı bir ölümle anlamsız bir yaşam arasında sıkışıp kalıveriyoruz.

Şehit! Kaveh Akbar. Holden Kitap. Çeviren: Berkan M. Şimşek, 2025.