Mojgan Dolatabadi, 1973 yılında Tahran, İran’da doğdu. Lise eğitimini İran’da tamamladıktan sonra eğitimini sürdürmek için İstanbul’a geldi. İstanbul Üniversitesi Yabancı Dil Enstitüsü’nden Türkçe diploması aldı, ardından aynı üniversitenin Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. 1996 yılında eğitimine ara vererek İran’a geri döndü. İran’da Kültür ve Sanat Yönetimi ile Gazetecilik bölümlerinden mezun oldu.

13 yıl boyunca tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir Türk firmasında hukuk danışmanı ve ticari yönetim kademelerinde çalıştı. Aynı zamanda çeşitli resmi ve devlet kurumları toplantılarında ve organizasyonlarda yazılı ve sözlü çevirmenlik yaptı. IRAN Antropoloji Kurumu için Türkiye’nin kültürü ile ilgili çalışmalar yürüttü ve çeşitli akademik makaleler çevirdi. 2011 yılından itibaren edebi çeviri çalışmalarına yoğunlaştı. 2018 yılında çevirdiği eserler Tahran Yunus Emre Enstitüsü tarafından düzenlenen Edebi Çeviri Ödülü’ne layık görüldü.

Şu anda İstanbul’da yaşamaktadır ve Sanat Yönetimi bölümünde yüksek lisans yapmaktadır.

Dünya Kadınlar Günü için bir yazı

Dünya epik edebiyat mirasları arasında, insanın güç, kader ve seçim karşısındaki deneyimini kalıcı ve çok katmanlı anlatılarla Şehnâme kadar derinlikli biçimde tasvir edebilen çok az eser vardır. Bundan bin yılı aşkın süre önce Ebû’l-Kasım Ferdowsî tarafından kaleme alınan bu büyük manzume, yalnızca eski hikâyelerin ya da tek bir coğrafyaya ait mitlerin toplamı değildir; insanın dünyadaki ortak varoluş hâline dair geniş bir anlatıdır. Burada ölümsüzlük arzusunun daima fanilik bilinciyle yan yana durduğu, aşkın tehlikeyle, sadakatin ihanetle, cesaretin korkuyla iç içe geçtiği bir dünya vardır.

Şehnâme’de insan, kendisinden daha büyük görünen güçlerle tekrar tekrar karşı karşıya gelir: tarih, iktidar, savaş, kader. Fakat bu eşitsizliğin tam ortasında, bireyin küçük ama belirleyici bir kararla anlatının yönünü değiştirdiği anlar doğar. Bu bakımdan Şehnâme yalnızca bir kahramanlık destanı değil, kırılgan bir dünyada insan eyleminin mümkünlüğünü anlatan bir eserdir. Öyle bir dünya ki, en büyük güçler karşısında bile seçim hâlâ mümkündür.

İlk bakışta Şehnâme’nin dünyası kralların ve erkek kahramanların dünyası gibi görünür; isimlerin heybetle, kılıçların parıltıyla sahneye girdiği bir dünya. Ancak bu destanda kadınlar da güçlü, çok katmanlı ve belirleyici bir varlığa sahiptir. Aşkı kabile geleneğine tercih eden cesur Rûdâbe’den, iki ülkenin kaderini bilinçli bir seçimle birbirine bağlayan Tahmine’ye; diplomatik aklıyla muhtemel savaşı barışa dönüştüren Sindokht’tan, düşman topraklarında İran kimliğini koruyan Ferengis’e; ve Bijen anlatısında sadakati direnişe dönüştüren Meniçe’ye kadar her biri farklı bir kadın gücü biçimini sahneye taşır. 

Bu figürler arasında Gordâfarid özel bir konuma sahiptir: görünüşü kısa, fakat yokluğu hikâyenin akışını değiştirecek kadar belirleyici. O ne aşk anlatısında görünür, ne annelik rolünde, ne de barış arabulucusu olarak; aksine, toplumun askerî çöküşün eşiğine geldiği bir anda ortaya çıkar. Bu ayrım, onu Şehnâme kadınları arasında benzersiz kılar.

Karar Öncesi Sessizlik

Gordâfarid’in hikâyesi, Şehnâme’nin en dramatik eşiklerinden birinde başlar: genç ve güçlü Turanlı savaşçı Sohrâb İran sınırlarına doğru ilerlemektedir. Onun gelişi yalnızca askerî bir tehdit değildir; korku, istikrarsızlık ve yaklaşan felaket duygusunu beraberinde taşır. Kaleler birer birer düşer, sınırlar çözülür, savunma hatları geriler.

Bu sırada Sepiddej adlı sınır kalesi son savunma noktasına dönüşür. Artık yalnızca taş bir yapı değildir; duruş ile çöküş arasındaki eşiğin simgesidir. Düşerse, ilerleyişin önünde engel kalmayacaktır.

Kalenin içinde bekleyiş hüküm sürer. Bu, epik anlatıların tanıdık beklentisidir: kahramanın gelişi. İnsanlar ufka bakar; son anda gelen kurtarıcıyı bekler.

Ama bu kez kimse gelmez.

Bu boşluk gerçek kriz anıdır. Epik mantıkta kahramanın geciktiği an ya yenilginin başlangıcıdır ya da yeni bir kahramanlığın doğuşu. Bu sessizlik boş değildir; yüklüdür ve kararla doludur.

Ve işte bu sessizlikte Gordâfarid doğar.

Yazılmış Rolün Ötesine Geçiş

Gordâfarid kalenin komutanının kızıdır. Anlatının toplumsal mantığında yeri bellidir: kale içinde, savaş alanı dışında. Beklemesi, dua etmesi, kurtuluşu umması beklenir.

Fakat Şehnâme burada alışılmış yoldan sapar. Ferdowsî onun için başka bir rol yazar, daha doğrusu, onu kendi rolünü seçtiği ana yerleştirir.

Zırh giyer.

Bu eylem yalnızca savaş hazırlığı değildir; simgesel bir geçiştir. Zırh, epik dünyada kamusal eyleme girişin işaretidir. Saçlarını gizleyip miğfer takarak, görünür kadın kimliğini savaşçı kimliğinde yeniden kurar.

Ata biner.

At, Şehnâme’de hareketin ve kamusal varlığın simgesidir. Bu binişle Gordâfarid bekleyiş alanından eylem alanına geçer.

Ve kapıdan çıkar.

Bu çıkış temel bir sınırın aşılmasıdır: içten dışa, özelden kamusala, kaderin nesnesi olmaktan öznesi olmaya geçiş. O artık yalnızca komutanın kızı değil, kalenin savunucusudur.

Alanın Tanıma Sahnesi

Gordâfarid ile Sohrâb’ın karşılaşması yalnızca iki savaşçının çarpışması değildir; iki güç anlayışının karşılaşmasıdır. Sohrâb ilerleyen, yıkıcı gücü temsil eder; Gordâfarid dirençli savunma iradesini.

Ferdowsî bu savaşı kısa ama yoğun betimler. Gordâfarid geri çekilmez; saldırır, savunur ve ustaca savaşır. O, sembolik değil gerçek bir savaşçıdır.

Savaşın ortasında miğferi düşer.

Bu, Şehnâme’nin en dramatik anlarından biridir. Kimlik açığa çıkar. Sohrâb rakibinin bir kadın olduğunu anlar. Savaş alanının zihinsel düzeni sarsılır; erkek savaş normu kırılır.

Ama sahnenin anlamı Sohrâb’ın şaşkınlığında değil, Gordâfarid’in tepkisinde ortaya çıkar.

Zamanın Zaferi

Gordâfarid bu kısa duraksamayı kullanır. Amacı başından beri düşmanı yok etmek değildir. Geri çekilir, kaleye ulaşır ve kapıyı kapatır. Turan ordusu dışarıda kalır; ilerleyiş durur.

Askerî açıdan bu geri çekilmedir.
Ama anlatı açısından zaferdir.

Çünkü hedef mutlak galibiyet değil, saldırı ile çöküş arasına mesafe koymaktır. O zamanı kazanır ve epik anlatılarda zaman en değerli kazançtır.

Düşmanı yenmez, alanı ele geçirmez; ama çöküşü durdurur. Böylece Şehnâme’de nadir görülen bir kahramanlık biçimini temsil eder: geciktiren kahramanlık.

Neden Bu Sahne Kalıcıdır?

Gordâfarid Şehnâme’de birkaç sayfa görünür; ama kültürel hafızada çok daha büyük yer kaplar. Çünkü o ne kurban ne ödül ne de süs figürdür; anlatının yönünü değiştiren etkendir. Kaleden çıkmasaydı Sohrâb’ın ilerleyişi sürerdi.

Edebî açıdan o, epik edebiyatta kamusal alanda karar veren ilk kadın figürlerdendir. Yanında Meniçe, aşkın sadakatini direnişe dönüştüren başka bir kadın eylemliliğini temsil eder. Bu iki figür, kadın öznenin iki farklı ama eşdeğer yolunu açar.

21. Yüzyılda Gordâfarid’i Okumak

Bugünün okuyucusu için Gordâfarid, Şehnâme’nin az görülen katmanını açar. Erkek destanı olarak okunan metnin aslında çok daha karmaşık olduğunu gösterir.

Günümüzde kadınların karar alma, güvenlik ve liderlik alanlarındaki varlığı hâlâ tartışılır. Gordâfarid’in yeniden okunması, bin yıl önce bile savunma sorumluluğunu üstlenen bir kadın tasavvurunun mümkün olduğunu gösterir.

Böylece Gordâfarid tarihsel bir figürden güncel bir simgeye dönüşür.

Beklemeden Gelen An

Gordâfarid’in hikâyesi tek cümlede özetlenebilir:
O beklemedi.

Kahramanı beklemedi.
Emri beklemedi.
Koşulların değişmesini beklemedi.

Karar verdi, hareket etti, savaştı ve hikâyenin kaderini değiştiren mesafeyi yarattı.

Edebiyatta birçok kahraman zaferiyle hatırlanır; ama bazıları, Gordâfarid gibi, sahaya girme kararını verdiği anla hatırlanır; sonuç belirsiz olsa bile.

Bu yüzden Dünya Kadınlar Günü’nde onu yeniden okumak geçmişe dönmek değildir; en eski destanlardan birinde bir kadının, tarihin seyirci kalınmadığı anda değiştiğini gösterdiği anı hatırlamaktır.

Gordâfarid ve Sohrab’ın savaş sahnesi

https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Folio_143r_from_the_Shahnama_of_Shah_Tahmasp_TMoCA.