Plastik sanatlar eleştirisi alanında üniversitede dersler vermektedir. 1997-2000 yılları arasında Genç Sanat, Türkiyede Sanat, 2009-2012 yılları arasında Birgün gazetesi, Evrensel Kültür dergisinde sanat eleştirisi yazıları yazmıştır.
sanatburada.com, kolajart.com ve Eleştirel Kültür dergilerinde sanat eleştirisi yazıları yazmaktadır. Birlik Sendikası, Felsefeciler Derneği İstanbul Şubesi, ÜNİVDER ve AICA üyesidir. 12 Sanatçı 12 Söyleşi ve Mine Sanat Galerisi 30. Yıl Kitabının editörlerindendir. Birçok ulusal ve uluslararası sempozyum ve kongrelerde yayınlanmış bildirileri ve makaleleri bulunmaktadır. Muğla Üniversitesinde EğitimSen örgütlenmesinde çalışmış Üniversite İşyeri temsilcisi iken 2007 yılında görevine son verilmiştir. Mahkeme kararıyla görevine dönmüş ardından 2 kez daha aynı işlem uygulanarak görevine son verilmiştir. 11 Ocak 2016 tarihinde yayınlanan “Bu suça ortak olmayacağız!” adlı barış bildirisinin imzacılarından biri olduğu için ACM’de yargılanmış ve 18 ay ceza almış Anayasa Mahkemesi kararıyla beraat etmiştir. Akademik hayatı boyunca siyasi nedenlerle beş kez üniversiteden ilişiği kesilmiş mahkeme kararlarıyla geri dönmüştür.

Görsel 1: Nur Koçak, Cahide – Önce (1996-1999), “Mutluluk Resimlerimiz” Sergisi, 2019 Salt, İstanbul

Türk sinemasının ikonik yıldızlarından Cahide Sonku, çalkantılı ve sarsıcı yaşam öyküsüyle Türkiye’nin ilk kadın sinema yönetmeni ve yapımcısı olarak benzersiz bir hatırat bıraktı. Tiyatro ve sinemada dönemin büyük eserlerinin başrol oyuncusu olan Cahide’nin ölümünden sonra hikâyesini konu alan filmler, tiyatro oyunları müzikaller yapıldı ve yapılmaya devam ediyor. 

Cahide, iki büyük dünya savaşı arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun dağıldığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşuna giden zor yıllarda 1919’da doğdu. Yemen’in Sana şehrinde subay olarak bulunan babasının görevi nedeniyle burada dünyaya geldi. Nüfus kaydındaki ismi Cahide Serap olarak geçiyordu. Dönemin ekonomik sıkıntıları nedeniyle aile İstanbul’a taşındı, babası onları terk edince dedesinin Fatih’teki konağında yaşamaya başladılar, Ortaokulu bitiremeden annesinin hastalığı nedeniyle çalışmaya başladı. 

1932’de şimdi İstanbul Şehir Tiyatroları olarak bilinen o dönemde Darülbedayi’de başlayan tiyatro tutkusundan, sahneden hiç vazgeçmedi. Muhsin Ertuğrul’un onu keşfetmesiyle “Yedi Köyün Zeynebi” oyunuyla başladığı sahnede düzgün Türkçesi, zarif fiziği ve yeteneğiyle başarı sağladı. Shaw, Shakespeare ve Çehov gibi ustaların eserlerinden uyarlanan oyunlarda sahne aldı. 1933’te Ertuğrul’un yönettiği Söz Bir Allah Bir filmiyle sinemaya adım attı. 1935 yılında Bataklı Damın Kızı Aysel filmiyle Türk sinemasının vazgeçilmez yıldızı oldu. Hollywood starlarının ışığı vardı onda. Bu ışık yalnızca güzelliğinden değil, yeteneğinden, pratik zekâsını kullanmasından ve sahnedeki özgün tavrından kaynaklanıyordu. Kara kaşlı kara gözlü Anadolu kadınlarına benzemeyen beyaz tenli, sarı saçlı bu Avrupai kadın Türkiye’nin Marilyn Monroe’suydu. Onun ani ve parlak yükselişi, dönemin toplumsal cinsiyet bakışını sarsan, kadının toplumdaki yerini yeniden tanımlayan bir cesaret örneğiydi. 

“Cahide Sonku bizim ilk pop ikonumuzdu” diyen Nur Koçak, sanatçının 1930’lu ve 40’lı yıllara damgasını vuran şıklığını, inceliğini ve zarafetini anlatır. Türkiye’nin Batı’ya açılan modern yüzünü temsil eden Cahide’den büyülendiğini, derinden etkilendiğini söyler. Koçak, 2019 yılında “Mutluluk Resimlerimiz” başlığında Salt’ta gerçekleşen retrospektif sergisinde, Cahide’ye ilişkin topladığı belge, fotoğraf ve görsel malzemeleri Cahide’nin Öyküsü (1996-2006) serisi olarak sergiler. Bu seri, Sonku’nun yalnızca bir sinema yıldızı değil, aynı zamanda erken Cumhuriyet döneminin görsel kültürünü şekillendiren bir popüler ikon olarak yeniden okunmasına olanak tanır. [

Nur Koçak sergisinde yer verdiği Sonku’nun portrelerini, “önce” ve “sonra” olarak iki gruba ayırıyor. “Önce” grubunda yer alan portrelerinde Cahide’nin parlak, güçlü ve ihtişamlı hali betimlenirken, “sonra” bölümünde kırgın, neşesini kaybetmiş hayat yorgunu bir Cahide görüyoruz. Portrelerle anlatılan bir yaşam öyküsü adeta. 

Nur Koçak’ın retrospektif sergisinin en özel bölümü Türk sinemasının ikonik yıldızı Cahide Sonku’ya adadığı seridir. Bu seri toplum hafızasında hüzünlü bir hatırat olarak resmedilmiştir. Cahide, Türk toplumunda kadın olmanın, mücadelenin, toplumsal cinsiyetin, bir yıldızın trajik öyküsünün fotogerçekçi bir teknikle estetize edilen bir görsel tarih anlatısıdır. Aynı zamanda bir kadının tek başına hayatın üstesinden gelmek için verdiği direncin ve mücadelenin kahramanı olan Cahide. Türkiye’nin modernleşme serüveninde sembol figürdür. 1935’te “Bataklı Damın Kızı Aysel” ile yıldızı parlayan kariyeriyle güçlü duruşu ve “Batılı” görünümüyle de kısa sürede Cumhuriyet idealinin yüzü olmuş, kentli, modern, özgüvenli kadın tahayyülünün somut bedeni olarak ikonlaşmıştır. 

Gazete sayfalarında, dergi kapaklarında, film afişlerinde, Nur Koçak’ın Cahide portreleri bu tahayyülü temsil eder. Ancak, toplumsal hafıza, yüceltmekte olduğu kadar acımasızdır da. Sonku’nun özel hayatındaki trajediler, iş hayatındaki zorluklar ve medyanın amansız ilgisi, onun itibarını yerle bir eder. Kamuoyu nezdinde, “örnek yıldız” imgesi, “düşkün star” hikâyesine dönüşmeye başlar. Nur Koçak Cahide serisini iki grupta betimlerken tam da bu dönüşüm anına, bu hafıza kırılmasına odaklanır.

Görsel 2: Nur Koçak, Cahide – Önce (1996-1999), “Mutluluk Resimlerimiz” Sergisi, 2019 Salt, İstanbul

Nur Koçak’ın Cahide portreleri bir hayranlık portresi çizmekten ziyade, onun imgesinin geçirdiği dönüşümü ortaya serer. Seride, Cahide’nin hayatının iki temel temsil katmanı bir araya getirilir. Öncesi filmlerden alınmış parlak, glamour sahnelerin; tiyatro oyunlarındaki güçlü pozların portreleridir. Koçak, bu imgeleri fotogerçekçi tarzıyla tuvale aktararak, onların ikonik ve ihtişamlı karakterini vurgular. 

Sonrasında ise medyada çıkan, özel hayatına dair sansasyonel haberlerin izi, toplumun kolektif bilinçaltına kazınmış, fısıltıyla aktarılan, “düşüş” hikâyesidir. Koçak, bu ikinci katmanı doğrudan göstermek yerine, onu bir gösterge, bir izlek olarak resmin dokusuna işler. Parlak sahnelerin yanına melankolik bir hüzün ve kayıp hissi iması yerleştirir. Yükseliş ve düşüş bir aradadır. Bu aynı zamanda toplumun iki yüzlülüğünü de vurgular. Bu dilemma toplumsal hafızanın kadın figürleri özelindeki çifte standardı açığa çıkarır. Toplum, modernleşme gibi kolektif bir projeyi simgeleyecek bir beden arar ve onu Cahide Sonku’da bulur. Onu yüceltir, mitleştirir. Ancak aynı toplum, bu mitin, kırılgan, hata yapabilen gerçek bir insan olduğunu kabullenmekte zorlanır. Kadın yıldız, kusursuz bir temsil nesnesi olarak kalmalıdır. Bu beklentiye uymadığı zaman, özel hayatında “skandallar” yaşadığı, ticari başarısızlıklar deneyimlediği zaman, aynı mekanizma bu sefer yıkım için işlemeye başlar. Medya, onu itibarsızlaştıran bir araç haline gelir. Kamuoyu, hayranlıktan acımaya, oradan da bir nevi küçümsemeye doğru kayar.

Nur Koçak’ın serisi, tam da bu geçişi, bu hafıza katliamını belgeler gibidir. Ressam önce serisinde Cahide’nin filmlerdeki güçlü, özgüvenli, gülen kadın imgelerini resmederek aslında şunu sorar: 

“Bu gülen kadın ile medyanın ‘düşkün’ olarak sunduğu yenilmiş kadın aynı kişi midir? 

Yoksa ikincisi, toplumun kendi yarattığı miti yok etme arzusunun bir kurbanı mıdır?”

Nur Koçak’ın bu seriyi oluşturması, basit bir biyografik anlatımdan çok daha fazlasıdır. Bu, bir hafızayı düzeltme, yeniden sahiplenme ve insanileştirme çabasıdır. Koçak, Cahide’yi bir “skandallar yumağı” ya da “yıkılan bir efsane” olarak değil, güçlü, yetenekli, acı çekmiş ve direnmiş sahici bir sanatçı kadın olarak betimler. Onun kamusal başarısını görmezden gelmez, aksine onu merkeze alır; ancak bu başarının arkasındaki bedeli ve toplumsal mekanizmaların acımasızlığını da tuvalinde gösterir.

Cahide’nin bahtı da Marilyn gibi karadır. Parlak yıldızın yaşamındaki dramatik olaylar onu derinden sarsmış, ekonomik güçlükler, sağlık sorunları, bağımlılıkları ve kişisel travmalarıyla çok sert bir düşüş yaşamıştır. Zirveden düşüşün tüm kırılganlığını, bedeninin ve ruhunun derinliklerinde yaşıyor, bu sefer sahnede değil kendi hayatında trajik bir sona doğru giden hikâyenin bahtsız kraliçesini oynuyordu.

Hayatının son döneminde itibarsızlaştırılan Cahide işini kaybediyor, bir daha toparlanamıyor büyük bir yoksulluğun içine düşüyor. Sinemacılar, adına bir gece düzenlemek kendisine ödül vermek istiyorlar, ancak Cahide bu geceye katılmak istemiyor, kendisine uzatılan yardım elini reddediyordu. Hakkında bin bir çeşit rivayet dilden dile dolaşıyor, gerçekle kurgu birbirine karışıyordu. Bir rivayete göre elmas topuklu ayakkabılarından şampanya içilen herkesin imrendiği kadın, uyuşturucu ve alkol batağında sefalet içinde yaşamını sonlandırıyordu. 

Nur Koçak’ın Cahide Sonku serisi, bize hatıralarımızın ne kadar kırılgan ve politik olduğunu hatırlatıyor. Toplumsal hafıza, özellikle kadınlar söz konusu olduğunda, genellikle ya bir anıt ya da bir enkaz inşa eder. Gerçeklik ise bu ikisinin arasında bir yerlerde kaybolur. Koçak, fotogerçekçi fırçasıyla, tam da bu kaybolmuş gerçekliğin izini sürer. Cahide Sonku’yu, bir efsanenin soğuk mermerinden çıkarıp, yaşanmışlığın sıcak, hüzünlü, insani dokusuna geri döndürür.

Bu seri, sadece geçmişe dair bir ağıt değil, bugüne dair keskin bir uyarıdır. Görsel kültürün ve medyanın, kadın bedeni ve kimliği üzerindeki inşa ve yıkım gücüne işaret eder. Nur Koçak, bize Cahide Sonku’nun hatırasını yeniden düşünme, onu insani ve sanatsal bütünlüğü içinde görme imkânı sunar. Sanatın, bu anlamda, toplumsal hafızayı düzeltmek ve daha adil bir bakışı mümkün kılmak gibi iyileştirici bir işlevi olduğunu gösterir. Cahide’ye tutulan projektörün ışığında parlayan imgesi, Koçak’ın tuvalinde, artık bir yıldızın trajedisini değil, bir kadın sanatçının zamanın yargılarına karşı duran, kırılgan ama dirençli hatırasını taşır.