Kederli hissediyorum. Bu keder, yalnızca bana ait değil biliyorum. Bir şarkı sözünün başında, bir şakanın başında, bir kıyafetin, bir yönelimin başında bekçiler varken, varoluşumuzun etrafı sarılmış vaziyetteyken, kederden kaçmak imkânsız. Ama bu kederi birlikte taşıyabileceğimiz, bazen bizi buranın ağır gerçekliğinden alıp başka bir yere taşıyabilen filmlerin, kitapların, teorinin, müziğin, tiyatronun değerini daha çok anlıyorum. Taşıyıcılarımızı seviyorum.
Donald Winnicott, insanın ne tamamen içsel bir varlık ne de bütünüyle dış dünyaya ait bir özne olduğunu söylüyor. Ona göre yaratıcılık, oyun ve kültür, ben ile dünya arasındaki geçirgen bir eşiğin içinde “potansiyel alan”da doğar. Bu alan hem güvenli bir mesafe hem de temas olasılığıdır; gerçek ile hayal, şimdi ile gelecek, ben ile öteki arasında salınan bir ara-mekân. Ben de diyorum ki; bizi bugünün ağır kederinden koruyacak şeylerden biri de bu alan, gerçeği reddetmeden ama onun tarafından yutulmadan var olabileceğimiz o oyun alanı.
Beni son zamanlarda bu şekilde “taşıyan” tiyatro oyunlarından biri Yarın Belki de. Paradoksal bir isim; çünkü “yarın belki de” ile başlayan cümleler hem umut hem de endişeyi hatırlatıyor. Forced Entertainment’ın Tomorrow’s Parties adlı performansından Türkiye için uyarlanan bu oyun, bugünün tedirginliğini ve belirsizliğini yalın ama derin bir biçimde yansıtıyor; sahneyi geleceğe dair bir olasılıklar laboratuvarına dönüştürüyor.
Yarın Belki de, tam olarak bahsettiğim eşiğin sahneye dönüşmüş hâli gibi. Geleceğin olasılıklarını konuşurken, oyuncular ve seyirciler birlikte bu potansiyel alanı yeniden icat ediyorlar; bir anlığına, başka türlü bir “bugün” mümkünmüş gibi.
Gelecek Tahayyülünün Politikası
Bu başka türlülük hali oyunun her yerine sirayet etmiş halde. Yarın Belki de sahnede çok az şeyin “olduğu” ama çok şeyin “var olduğu” bir oyun. Çünkü Yarın Belki de, sahnede bir hikâye anlatmaktan çok, düşünmenin ve birlikte tahayyül etmenin biçimlerini araştırıyor.
Bir kadın (Aslı İçözü) ve bir erkek (Şerif Erol) küçük bir ahşap yükselti üzerinde yan yana duruyorlar. Arkalarında panayır ışıklarını andıran renkli ampuller asılı; sahnede başka hiçbir şey yok. Bu sadelik seyircinin dikkatini bütünüyle söze, ritme ve nefese yöneltiyor. Oyuncular sırayla gelecekle ilgili spekülasyonlarda bulunuyorlar ve sanki bir “aşık atışması” başlıyor: “Yarın belki de…”
“dünya üzerinde şimdiki gibi ülkeler olmayacak, ulus-devletler olmayacak, tek bir hükümet olacak, kocaman bir dünya hükümeti”
“ya da masumiyet diye bir şey olmayacak, herkes suçlu olacak,”
“ya da bütün dünya ısınacak ve denizlerde yükselen su seviyesi on binlerce insanın yerinden yurdundan göçmesine, kaynakların azalmasına yol açacak,”
“ya da gelecekte insanların kendilerini klonlama imkânı olacak; senin 30, 40, 50 hatta 60 versiyonun olabilecek.”
Oyun boyunca bu “belki”ler birbirini kovalıyor; bazen umutlu, bazen karanlık, bazen absürt, bazen komik. Seyirci bir hikâyeyi değil, bir olasılıklar zincirini izliyor. Tiyatroda alışık olduğumuz dramatik ilerleme, karakter çatışması ya da katharsis yok. Bunun yerine, bir düşünme alanı açılıyor. Yönetmen Ayşe Draz’ın minimalist yaklaşımı, Forced Entertainment’ın “postdramatik” mirasını bugünün Türkiye’sine taşıyor.
Bu biçimsel yalınlık, Aslı İçözü ve Şerif Erol’un oyunculuklarıyla derinleşiyor.
Aralarındaki mesafe, Winnicott’un “potansiyel alanı” gibi bir şey: güvenli ama geçirgen. Birbirlerini bastırmadan, birbirlerine alan açarak oynuyorlar. Oyun, iki oyuncunun sahnede kurduğu dikkatli eşlik sayesinde, izleyicinin de parçası olduğu bir ortak düşünme pratiğine dönüşüyor.
Yarın Belki de’nin en politik yanı da burada gizli. Oyuncular geleceği öngörmüyor, birlikte hayal ediyorlar. Her “belki” bir mikro-ütopya. Seyircinin varlığı, gülmesi, irkilmesi, sessizleşmesi, hepsi bu kolektif tahayyülün parçası. Oyunun biçimi, bugünün politik ikliminde kısıtlanan söz alanına karşı bir jest gibi duruyor; geleceği konuşmanın hâlâ mümkün olduğunu hatırlatıyor bize.
Geleceği tahayyül edebilmek bir direnme biçimi. Oyun oynamak, hayal kurmak, olasılıkları dillendirmek; bunlar politik eylemler, çünkü bugünün ağırlığına teslim olmayı reddediyorlar. Winnicott’un “potansiyel alanı” tam da bu direnişin zemini haline geliyor. İdeolojik tahakkümün henüz işgal edemediği tek yer. Bu alanda seyirci, yalnızca bir özne değil, dünyayla ilişkisinin hâlâ yaratıcı olabileceğine inanan bir varlık hâline geliyor.
Kırılganlığın Politikası
Belki de mesele geleceği tahmin etmek değil, onun için yer açmaktır. Yarın Belki de tam da bunu yapıyor; geleceği anlatmıyor, ona alan açıyor. Winnicott’un potansiyel alanında olduğu gibi, burada da yaratıcılık kendini illa ki üretimle değil, bir izin verme pratiği; birbirine, seyirciye, henüz gelmemiş olasılıklara izin vermek olarak gösteriyor.
Ama bu “izin” hâli yalnızca estetik bir jest değil; duygulanımın biçimini dönüştüren bir açıklık. Uzun süredir sahne de, gündelik hayat da ironinin, mesafenin ve alaycılığın diliyle kuşatılmış durumda. Artık samimiyet bir zayıflık, duygular bir ifşa gibi görülüyor. Yarın Belki de bu hâkim duygusal rejimi tersine çeviriyor: geleceğin belirsizliğini ve tekinsizliğini saklamadan, ama dramatize etmeden konuşmanın olasılığını araştırıyor. Bu, David Foster Wallace’ın “new sincerity” (yeni samimiyet) dediği şeye yakın bir tavır: duygusal açıklığı kırılganlığın içinde dürüst kalabilme cesareti olarak yaşamak.
Oyundaki “belki”ler bugünün ve dünün bilgisiyle yarının bilgisini üretmenin o sabırsız, belirsiz ve tekinsiz halini tüm kırılganlığıyla ortaya koyuyor. Burada ne saf bir umut ne de alaycı bir karamsarlık var. Her “belki”, dünyanın ağırlığını kabul ederken onun altında ezilmemenin yolu; konuşmayı, tahayyül etmeyi sürdürebilmenin biçimi. Oyun bu haliyle bir duygusal mimari kuruyor: gerçekliğe karşı değil, onunla birlikte var olabilen bir alan. İşte bu yüzden beni bugünün kederinden koruyan şey tam olarak bu alan; sözün hâlâ mümkün olduğu, duygunun hâlâ paylaşılabildiği yer. Kederle aramdaki eşik, işte tam orası.
Oyunun Künyesi
Yönetmen: Ayşe Draz
Dramaturg: Özlem Hemiş
Çeviri: Semih Fırıncıoğlu
Uyarlama: Ayse Draz, Aslı İçözü, Şerif Erol, Özlem Hemiş, Bora Aksu
Yardımcı Yönetmen: Bora Aksu
Yönetmen Yardımcısı: Berfin Tolmaç
Oyuncular: Aslı İçözü, Şerif Erol
Işık Operatörü: Umut Rışvanlı, Hüseyin Ege Kök
Ses&Efekt Operatörü: Ayça Özkan
Yapım Koordinatörü: İzel Şenal
Yapım: Beykoz Kundura, Lita House of Production, Forced Entertainment