Üniversite eğitimini yurt içi ve yurt dışında tamamlayan Cihan Ataş, halen İstanbul Üniversitesi'nde eğitim görmektedir. İlgi alanlarını kültür-sanat, din, din sosyolojisi ile toplumsal cinsiyet eşitliği ve hakları oluşturmaktadır. Şimdiye kadar yayımlanmış bir belgeseli bulunmakla birlikte, gelecekteki belgesel projeleri üzerine de çalışmaktadır. Düzenli olarak kültür-sanat etkinlikleri üzerine röportajlar yaparak yazılar kaleme almaktadır.

“Aşkın kaderini belirleyen şey duygu değil, statüdür.’’

Romantizmin Sisinde Bir Saplantı Hikâyesi: Uğultulu Tepeler Neden Hâlâ Büyülüyor?

Uğultulu Tepeler, edebiyat tarihinin en yanlış anlaşılan eserlerinden biri olmaya devam ediyor.

Bu roman gerçekten büyük bir aşk hikâyesi mi, yoksa karanlık bir saplantının anatomisi mi?

Romanın yazarı Emily Brontë, eseri 1847 yılında Viktorya döneminin İngiltere’sinde yazdı. Ancak kitabın yayınlandığında fazla ilgi görmedi. Brontë’nin romanında yarattığı dünya, klasik diyebileceğimiz romanlardan duygusal değişiklikler barındırıyordu.

Romantik Aşk mı, Duygusal Yıkım mı?

Çoğumuz kitabı okuduğunda veya filmlerini izlediğinde bir aşk hikâyesi olarak tanımlar. İlişkinin merkezindeki iki karakter, Heathcliff ile Catherine Earnshaw arasındaki bağ, kimliklerin birbirine dayandığı yıkıcı bir sevgidir.

Yıllarca süren bu aşk (acaba aşk denebilir mi?) sonunda ölüme götürecek bir saplantı haline dönüşecektir.

Sınıf Çatışması: Romanın En Çarpıcı Noktası

Emily Brontë’nin kitabının günümüzde yüz yılı aşan bir süredir okurun ilgisini hâlâ çekmesinden biri de sınıfsal çatışmadır. Catherine’in Heathcliff’e duyduğu bağ, onu toplumsal sınıf baskısına ve sıkışmasına neden olmuştur. Aşklarının önündeki en büyük engel doğrudan sınıfsal ayrılıklardır.

Kostümler ve Gotik Dünyanın Yaratılışı

Filmin en dikkat çekici ve seyirciyi gotik dünyanın atmosferine sokan görsel dildi. İlk çocukluk yıllarından beri süregelen yağmur, sis, karanlık iç mekanlar ve tabii ki rüzgâr. Filmde kullanılan kostümler sınıf farklılıkları açıkça ortaya koyarak anlamamızı ve romanın daha da içeri girmemizi sağlar.

Uğultulu Tepeler Neden Hâlâ Romantik Bir Film Olarak Algılanıyor?

Bu sorunun cevabı tabii ki Emily Brontë’nin zekâ ve hayal gücüne ait. Kültürel hafızamızın kodları, trajediyi romantizme bağlayarak ondan bir aşk hikâyesi çıkartıyor. Filimde ve kitapta prototip genel aşk yerine daha gerçekçi sayılabilecek bazen aşk insanın üzerine yıkım getirebilir. İşte filmin ve romanın baş karakterleri Heathcliff’e ve Catherine Earnshaw yaşıyor. Belki de bu iki insanın birbirini sevmesi değil birbirine kilitlenmesidir.

Romanın Diğer Kahramanları

Edgar Linton: Gözyaşlarının Başladığı Zaman

Edgar; zengin, sınıfsal güvenliği olan, soylu biridir. Catherine’ne çok aşıktır. Ancak Catherine’in Edgar’ı seçmesi sınıfsal gerçekliğim kendisidir. Catherine’nin Heathcliff seçmemesinin nedeni de Nelly ile konuşurken ‘’Onunla evlenirsem beni küçük düşürür’’ demesidir. Bu konuşmayı duyan Heathcliff o gün evi terk edecek ve kayıplara karışır.

Isabella Linton: Talihsiz Genç Kız

Edgar’ın kız kardeşi olan Isabella saplantılı bir şekilde Heathcliff’e aşıktır. Isabella’nın aşk evliliği sandığı ilişkisi, aslında bir intikam ve romantik fantezinin çöküşüdür.

Nelly Dean: Kim Bu Nelly?

Romanın ve filmin en sessiz, en mutsuz karakteridir Nelly.

Nelly, her zaman bir gözlemci gibi gözükse de okura ve filmin seyircisine bir mercek tutar. Catherine’e gelen mektupları yakması, onun iç dünyasındaki karanlık noktaları bize gösterir.

Uğultulu Tepeler romantik değildir. Romantizmin edebiyattaki en güzel yanlış anlamasıdır.”