Yazar. Ayrıca Medyascope'ta Zeytin Dalı ve Sabun Köpüğü programlarını hazırlayıp sunuyor.

Müge İplikçi ile Zeytin Dalı’nın bu haftaki konuğu Taçlı Yazıcıoğlu’ydu. Programda Yazıcıoğlu’nun kitabı İncirlik Yazı konuşuldu.

Taçlı Yazıcıoğlu, İncirlik’in Türkiye’de olumsuz metaforik bir anlamı olmasına rağmen çocukluğunda kendisine ne ifade ettiğini şöyle anlattı:

“İncirlik şu an bizde olumsuz bir hava uyandırıyor fakat bizim yaşadığımız Adana’da bu böyle değildi. Bize tıpkı Hollywood filmleri ya da İncilik Radyosu’nda dinlediğimiz rock müzik gibi dünyaya açılma, yabancı bir kültürü̈ tanıma sansı verme gibi şeyler ifade ediyordu.”

Roman, büyük ölçüde 1983 Haziran’daki üç haftalık bir döneme odaklansa da, 60’lı ve 90’lı yıllara da değiniyor. Yazıcıoğlu, romanı yazarken dört yıl boyunca sadece o günlerde yaşadığını şu sözlerle açıkladı:

“Benim hatırladıklarım var fakat bu romanın büyük bir kısmını büyük bir araştırmayla yazdım. Sadece Adana etnografisi değil aynı zamanda bir darbe zamanı o zamanlar, sıkı yönetim zamanıydı. Adana’nın bütün bu sanayileşmesiyle ve modernleşmesiyle biricik ve özgün 150 yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Ben bunları bildiğimi zannederken hiçbir şey bilmediğimi öğrendim bu süreçte.”

Roman, 11 yaşındaki bir kız çocuğu olan Belgi’nin gözünden. Bu seçimin zorlukları olduğunu belirten Yazıcıoğlu, neden bu seçimi yaptığını şöyle açıkladı:

“Bir çocuğun gözüyle yazmak zordu ama bir merak, bir naiflik de olması gerekiyordu ki kahraman bazı şeyleri anlamaya çalışsın.”

Taşçıoğlu, Adana’da yaşarken İncirlik’in gerçek anlamını fark edemediğini, halk olarak üssü sanki yokmuş gibi kabullendiklerini söyledi.

İncirlik Yazı: Kitap tanıtım bülteni

Belki sonra olanlar olmasa geçip gidecek, unutulacaktı bu olay.

Sadece Alin’in mızırdanmaları kalacaktı ya da babamın ona soğuk davranmaları. Mumçiçeği olamamış, ne kadar verimli olursa olsun Çukurova toprağına ekildiğinde bitememiş, kendini iyi bir öğretmen olmaya ve bizi yetiştirmeye, kendince bir hayat yaratmaya adayan annemin yine araya girmeleri, sonra tıpkı babam gibi kendi kabuğuna çekilmeleri…

Onlar sadece iki kırılgan sümüklüböcekti, değişir görünseler de hep aynı kalan evlerinde.

Yel olup kavuran, dalga olup çarpan Adana’nın sıcağında, 1995 yılında genç bir avukatın müvekkiliyle buluşmasıyla başlar hikâye. İncirlik Üssü’nün gölgesinde, dönüşen şehrin 1966’sına savruluruz sonra, bitmiş gitmiş bir acı olaya şahit yazar bizi Taçlı Yazıcıoğlu.

1983 Haziran’ına geldiğimizde kahramanımız Belgi alır sözü, on bir yaşının saflığı, zekâsı ve heveskâr gözlem gücüyle. Annesi, babası ve ablası Alin ile yaşadıkları Eser Apartmanı’na taşınan bir Amerikalının ve o siyah Converse’li gencin bütün yaşamlarını baştan sona değiştireceğinin henüz ne kendisi ne de diğerleri farkındadır.

Taçlı Yazıcıoğlu ikinci romanıyla, yıldız sarmaşığı gecelerde, incir gölgelerinde, dam serinliklerinde saklanan kederli sırları, bilinmeyen ya da görmezden gelinen Adana’yı cesur bir naiflikle, hiç yazılmadığı gibi yazıyor. Bambaşka bir Adana romanı armağan ediyor edebiyatımıza.