Estetisyen ve makyözüm. Yazmak bana çok iyi geliyor. Mikroscope dergisini takip ediyorum.

 

Bahar, toprağın derin nefesini alıp etrafa safi bir koku serperek geliyordu. Lakin bu iyilik, bu güzellik, birkaç günlük bir avuntuydu sanki. Çiçekler, birer birer solup toprağa dönüşüyor, ta ki gelecek baharın rüyasına dek yok oluyorlardı. Şu an burnumu okşayan o sümbülün kokusu dahi, yarın bir hayal gibi silinecekti hafızalardan. Bilmezsem, ben dahi canımın bir parçası olan o rayihayı unutacağım. İşte bu yüzden, sevdiklerimi bırakamadım ya. Onlar da benim gibi, her bahar var oluyor, beklenmenin hüznünü ve hazzını biliyorlar. Her şey bir yana, beklenen bir yüreğin var olmasından daha büyük bir lütuf var mıdır bu dünyada?

Dilerim ki, bilge insanlar bu âlemden sessizce göç etse de, onların bıraktığı iyilik ve güzellik tohumları unutulmasın. Dilerim ki, hakikatin izini sürenler çoğalsın. Tıpkı baharın kendini yenilemesi gibi, bizler de etrafımıza güzellik ve iyilik saçan insanlar olalım. Şu fani ömrümüzde, adımız bir hoş seda olarak kalsın diye, yalnızca iyilik için çabalayalım. Kim olursa olsun, herkes bu dünyanın yükünü hafifletmek için bir çırpınış içinde olmalı.

Gerçek miras, maddede değil, manadadır. Kişi gittikten sonra geride bıraktığı altınlar unutulur, ama yüreklere ektiği güzellikler filizlenir. Dün, Hıdırellez sabahında, yasemin dalına konmuş bir kelebekle sohbetim oldu. Kanatları siyah zemin üzerine ateş kırmızısı ve güneş sarısıyla bezenmiş, canlı bir tablo gibiydi. Acaba bu nazenin tırtıl, kelebeğe dönüşmek için çok mu acele etmişti? Henüz vakit erken değil miydi?

Sordum ona. Cevap vermedi sessizliğiyle. “Lakin sen ne kadar güzelsin.” dedim usulca. “Bu acele neden? Yoksa yaseminle sümbülün mest edici kokuları mı seni o kabuğundan çıkarıp bu ipek kanatlara bürüdü?” Beni anlamışçasına yaseminden havalandı, süzüldü ve sümbülün goncasına kondu. Anladım ki o da benim gibi baharın bu erken armağanını içine çekmek istiyordu.

Sonra ona naçizane nasihatlerde bulundum. “Bu dünya, güzelliğin ve imtihanın aynı anda yaşandığı tuhaf bir diyar. Belki de ‘iyi ile kötü’nün dengelendiği bir meydan. Bizler, yüreğimizdeki iyilik ışığını söndürmezsek, nihayetinde güzellik galip gelecek. Zira bizi yücelten bir Kudret’in himayesindeyiz. Hoş geldin ey güzel misafir. Özlemim ölmeyen kadınların, çocukların bahar bayramlarını doyasıya yaşayacağı bir dünyaya…”