1985 yılında Kırşehir’in Kaman ilçesinde doğdu. Üniversite için İstanbul’a gelmeden önceki öğrenim hayatını Kırşehir’de tamamladı. 2000’li yılların başında Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nde okudu. Çalışma hayatına başlamışken Bahçeşehir Üniversitesi Küresel Siyaset ve Uluslararsı İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.  Bir teknoloji firmasında Proje Yöneticisi olarak çalışmakta, aynı zamanda şiir ve öykü, roman yazmaktadır. Lisanslı bir kürek sporcusudur. Sabahın erken saatlerinde İstanbul’u denizin içinden seyretmeyi sever. Çalıştığı firmada, Arama ve Kurtarma Planlama Sorumlusu Güneş’in annesi olan Akkaya, İstanbul’da yaşamaktadır.

Oh be! Nihayet dinlenebileceğim.

Her an elinde, her yerde benimle… Kendisi uyumuyor; neymiş, bebek neden ağlıyor, mamanın ölçüsü neydi, telefondan bakalım.

Kaka rengi niye böyle çıktı? Çekelim fotoğrafını.

O doktor ne demiş, bu psikolog ne söylemiş? Hangi bulamaç yemekler ne kadar sağlıklıymış? Kaç kadeh şarap içse anne sütüne karışmazmış? Yürürken kilo vermek için sergiye mi gitseymiş? Hangi kremi kullansa lekelerini silermiş? Çatlaklar ne olacakmış? Kocası artık onu niye sevmiyormuş? Fallara gidilsin, yorumlar gelsin…

Doğumdan sonra salyangozlardan bile yavaşlayan cinsel hayatı nereye gidiyormuş?

Şiştim vallahi, şiştim! Şiştim gerçekten; inanmayın siz. Prize takılıyken ısındım, ısındım… Patlamadan kurtardılar ama açamadılar. Kapadım kendimi. Benim de depresyonumu yaşamaya hakkım var.

O kadar yükü kaldıramam ki… Kafasını kaldırıp etrafına baksın biraz. Benden paydos yani.

Kaldırdılar, beni vitrinin en güzel köşesine koydular. Rahatım pek yerinde.

Garantim bitmiş, emekli olmuşum diyorlar. Çekemiyorum yahu, çekemiyorum bu kadar açık kalmayı; bu kadar endişe, dert saklamayı… Kapasitem yokmuş.

Bebek videolarından, aynı gülücüğün onlarca farklı fotoğrafından, bin tane uygulamadan sonra bittim, tükendim ben. Derler ya, “Serçe parmağımı bile oynatamam.”

Bir de yürüyüşlerde, bebek emzirilen gecelerde kitap dinleme işi çıkmıştı başıma.

O ne öyle?

Felsefesi, psikolojisi… Hele o Anna Karenina yok mu? Yaktı geçti ciğerimi.

Ben bu çileyi çekmek zorunda mıyım arkadaş?

Oh işte, şimdi de umut…

Mis gibi sessizlik.

Karşılıklı çay içiyorlar. Bebecik uyumuş, mışıl mışıl…

Almışlar ellerine kitaplarını; hem konuşabiliyorlar hem sayfalarda geziniyorlar. Tozlarından kurtulmuş kitaplar da mutlu.

İyi oldu böyle. Herkesin keyfi yerinde.

Yüzüne dayanan ekrandan kurtuldu minik yavrucuk. Böylece bana da düşer bir damla uykucuk.