Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nden mezun oldum ve yirmi yılı aşkın süredir mimar olarak çalışıyorum.

Roman, polisiye, psikoloji, kişisel gelişim, tasavvuf, deneme ve araştırma kitapları başta olmak üzere tür ayrımı yapmadan okumayı seviyorum. Yıllar içinde farklı romanlar üzerinde çalıştım ve geçen yıl tamamladığım romanlardan birini ilk kez yayınevleriyle paylaşmaya başladım.

Polisiye, yazarken özellikle ilgilendiğim türlerden biri. Başkomiser Levent Erden ve ekibi etrafında kurguladığım Arayış romanının devamı olarak tasarladığım iki roman projem daha bulunuyor: Thanatos: Ölümle Dans Edenler ve Kintsugi: Eksik Parça.

Ayrıca aile hikâyelerinden ve gerçek yaşam öykülerinden beslenen, dönem araştırmalarıyla şekillenen otobiyografik kurgu türünde bir roman üzerinde çalışıyorum. Roman çalışmalarımın yanı sıra farklı temalarda hikâyeler, kısa öyküler de yazıyorum.

Çalışmalarımı geliştirmek amacıyla Kırmızı Kalem Edebiyat Yaratıcı Yazı Akademisi’nde eğitimime devam ediyorum. Öykülerimden biri, Akademi’nin kolektif kitabında yer almak üzere editoryal hazırlık aşamasında.

Dün fark etmiştim. Sol üst. Önden üçüncü. Dağın tepesi gibi sivri dişi sallanıyordu.

İnsanlar böyle şeyleri önemsemezler ama ben önemserim. Mesleğim gereği ağızlarla aramda ciddi bir yakınlık vardır.

Sahildeki gösteri çoktan başlamıştı. Güneş batmak için yola çıkmıştı ama hava hâlâ aydınlıktı. Sayesinde gövdem karamelize olmaya başlamış bir şeker gibi ışıldıyordu. Yine şahane görünüyordum.

Soluğunun her yerimi gezdiği, tükürüğünün tadını ezberlediğim Can’la aylardır bugüne hazırlanmış olsak da üzerine dikilmiş yüzlerce göz, sıcak havayla iş birliği yapmış, alnını ter damlacıklarıyla doldurup tombul yanaklarını kızartmıştı. 

Gözlüğünü düzeltti, beni sıkıca kavradı. Titrediğini hissediyordum. Heyecanlıydı ufaklık… Dudaklarını ağızlığıma dayadı. Dişi değdi. O dişti. 

İçim ürperdi.

Mikrofon birkaç kelime geveledikten sonra sıra bize geldi. Can’ın sıcak, nemli nefesi borumdan geçip içime dolarken, kusursuz bir do çıkardım. Onu takip etmeye başladım. Muhteşemdim. İkinci piston, birinci, sonra üçüncü… Arada nefesi azalıyor, tükürük zerrecikleri çoğalıyor, parmakları telaşlanıyordu ama yine de fena gitmiyordu. Kendimi salmıştım ki o diş yeniden bana dokundu. Tutamadım. Sesim çanımdan fırlayıp havaya karıştı. 

Yıllardır düşmelere, ezilmelere, içime kaçan leblebilere bile dayanmıştım. Ama bu kırmızı çizgimdi… 

Can panikle üflerken o dişle yine çarpıştık. 

Tık

Borumdaki nefes bu kez boş değildi. Küçük, sert bir şey ağızlığıma düşmüştü.

Olamaz! 

Buz kestim. O sivri bela artık içimdeydi. En dar boğazıma yerleşmişti. Hava çevresinden geçmeye çalışırken sesim çatladı. Çıkardığım sesten ben bile nefret ettim.

Tüm yüzler bize bakıyordu. Ama Can sakindi. “Ne oluyor?” dememe kalmadan, ağızlığımı çıkarıp avucuna vurdu.

Tık

Kahramanım beni kurtarmıştı. Ferahlamıştım. Artık gösterimizi bitirip alkışları kabule hazırdım. 

O sırada dili başka bir dişini yokladı.

Hayır, olamaz!