Kendimi hayta bir çocuğun ağzından çıkan kelimeler gibi hor kullanılmış hissediyordum. Dışarısı musluk suyu kadar aydınlık olsa da paslı bir ferahlık hissediyordum genzimde. Denizle yanak yanağa bırakılan kayaların arasına atılmış gibi de değildim ama. Sahilden çok uzak herhangi bir kasabada EYTli bir eskicinin tablasındaki herhangi bir eşya gibiydim sanki. Henüz adını bilmediğim üstü pejmürde bir çocuğun parmakları arasında buldum kendimi. Birdenbire olmuştu her şey. Tükürük bezlerinden kopan salyalar midemde kelebekler gibi uçuşmaya başladı. Ağzımı sıksam çocuğun gözyaşlarıyla ıslanırım diye vazgeçtim bu isteğimden. Kof bulduğum duygusallığımı okşasam da çocuğun parmakları arasında eziliyordum. Elinden düşüp kayaların arasında sıkışıp kalmak daha az acıtırdı canımı. Kirli parmakları gövdeme sülük gibi yapıştığından kurtaramıyordum kendimi. Denizin içine daldırıp daldırıp ne umuyordu acaba? Ağzına götürüp balona üflercesine derin bir hoyratlıkla ses çıkarmaya çalışıyordu benden. Çocuğun ağız kokusu burnumun direğini sızlatıyor, melodik olmayan sesler çıkarıp sevinmesini sağlıyordum. Bu fırsatı ben vermeyecektim de micky mi verecekti? İstediği sesi çıkarmam için biraz gayret etmesi yeterliydi oysa. Hadisene çocuk, hadi!… Fakat bunu yapmak yerine engin bir umursamazlıkla gözlüğünü yıkıyordu. Gırtlağıma tuzlu suyu doldurup miskin çığlıklar fırlatıyordu göğe doğru.