Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu. Dokuz Eylül Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon alanında yüksek lisans yaptı.

Okuma ve yazma pratiğini edebiyat, felsefe ve insan davranışının kesişiminde sürdürüyor. Özellikle bireyin kendisiyle, toplumla ve içinde bulunduğu düzenle kurduğu ilişkilerle ilgileniyor. Varoluşçu düşünce ve kuşkucu yaklaşım, dünyayı ve metinleri ele alışında önemli bir yer tutuyor.

Bir metni yalnızca anlattığı hikâye üzerinden değil; altında taşıdığı çatışmalar, görünür kılmadıkları, iktidar ilişkileri ve insanın kendisiyle kurduğu gerilim üzerinden okumayı seviyor. Yazarken de gündelik olanın içindeki kırılma noktalarının, söylenmeyenin ve insan davranışlarının ardındaki nedenlerin peşine düşüyor.

Şimdilik okurluğuyla yazarlığı arasındaki mesafeyi kapatmaya çalışıyor; okudukça sorguluyor, sorguladıkça yazıyor.

Pirinç gövdemin içindeki hava o gün titreşmedi. Sahibim altı yaşındaydı. Gözlükleri burnunun ucuna kaymıştı. Sahildeki kum ayakkabısına dolmuş, güneş gövdemi ısıtmıştı.

​Çocuk beni dudaklarına götürüp üfledi: “Gıııırrr-pışt.” Yan masadaki kadın başıyla onaylayıp, “Ne kadar farklı.” dedi. Farklı değildi; hava içimde bir yere çarpıp geri dönüyordu. Çocuk nefes alamadı, tekrar üfledi: “Gırrr-pıııt.” Kadın bu kez alkışladı.

​Sol eliyle beni kavrarken sağ eliyle göğsüne dokundu. Pistonlara yanlış sırayla bastı, ben yine garip sesler çıkardım. Sahildeki insanlar döndü, bir adam telefonunu çıkardı. Çocuk eğilip yeniden üfledi. Bu kez içimde yalnızca ince bir ıslık dolaştı. Gözleri büyümüştü; bir terslik vardı.

​Tekrar üfledi: “Fııııt.” Bir kadın, “Çok özgün.” dedi. Çocuk birden öksürdü, bedeni öne kapandı. Kadın hâlâ hayranlıkla izliyordu. Çocuk ağzını açtı; bir kelime bile söylemek istedi ama sesi çıkmadı. Pistonlara basmadan sadece üfledi. Sonra bütün gücüyle öksürdü. Dudaklarının arasından küçük, sarı bir şey fırlayıp kuma yuvarlandı.

​Ağzını açtı; derin bir nefes aldı. Gökyüzündeki aydınlık yüzüne vururken içine dolan ferah havayla omuzları indi. Gözlüğünü düzeltip yere oturdu. Sahilde alkış koptu: “Finali muhteşemdi!”

​Çocuk cevap vermedi. Kumdaki sarı yuvarlağın üstünü ayağıyla örttü. Beni kolunun altına sıkıştırıp yürümeye başladı. Arkasından, “Çocuk yetenekli.” dediler.

​Kumlara gömüldüğünü son anda gördüğüm şey bir leblebiydi. Çocuğun neden bana bütün gücüyle üflediğini o zaman anladım. Benim çıkardığım sesleri herkes duymuştu; çocuğun çıkarmaya çalıştığı sesi ise kimse duymamıştı.