Oyuncu Onur Buldu, gündelik hayattan beslenen karakterlerini, değişen mizah anlayışını ve sosyal medyanın komedi üzerindeki baskısını Mikroskop Dergisi’ne anlattı. Buldu, “Mizah toplum için bir ilaçtır” diyerek mizahın farklı görüşlerden insanları bir araya getiren gücüne dikkat çekti.
Her insanın kendine özgü bir melodisi varsa komedi, farklı insanların tavırlarını ve melodilerini aynı karakterde buluşturma sanatı olabilir mi? Bir oyuncuyu komik yapan metin mi, beden dili mi, yoksa saniyelerle ölçülen doğru zamanlama mı? Seyircinin güldüğü şeyler değişirken sosyal medya mizahın sınırlarını nasıl çiziyor; yanlış anlaşılma ve linç kaygısı oyuncuları otosansüre mi sürüklüyor?
Gündelik hayattan topladığı gözlemleri unutulmaz karakterlere dönüştüren Onur Buldu’yla değişen mizah dilini, farklı karakterleri canlandırmanın oyunculuğuna kattıklarını, komedide tekrarın önüne geçmenin yollarını ve mizahın toplumsal kutupları aşan iyileştirici gücünü konuştuk. Biz sorduk, Onur Buldu yanıtladı.
Canlandırdığınız karakterler çoğunlukla gündelik hayatta karşılaşabileceğimiz insanlardan izler taşıyor. Bir karakteri komik hâle getirirken gözlemlerinizden nasıl yararlanıyorsunuz?
Ben hep küçük yerlerde büyüdüm. Liseyi de küçük bir yerde okudum. Küçük yerlerde yaşayan insanlar çok politik davranmaz; içlerinden geçeni söyler, tavırlarını da içlerinden geldiği gibi sergilerler. Onlarla çok vakit geçirince istemsizce çok fazla insan biriktirdim. Bu insanları oynadığımda da “Ne kadar bizden” denilmeye başlandı.
Bence her insanın bir melodisi var. Ben bazen bir insanın tavrını başka bir insanın melodisiyle birleştirmeye çalışıyorum. Galiba bana duyulan sempatinin altında yatan da bu.
Sizce bir oyuncuyu “komik” yapan şey nedir: Metin, zamanlama, beden dili, doğaçlama ya da başka bir unsur mu?
Bu saydıklarınızın hepsi diyebilirim. Ancak iyi bir metinde zamanlamayı biraz daha öne koyarım. Bir oyunun komik olabilmesi için oyuncunun mutlaka ama mutlaka doğru zamanlamaya sahip olması gerektiğini düşünüyorum.
Yıllardır mizahın içinde olan biri olarak Türkiye’de seyircinin güldüğü şeylerin değiştiğini düşünüyor musunuz? Bugünün mizah anlayışı geçmişten hangi yönleriyle ayrılıyor?
Mizahın değişmemesi mümkün değil; değişmelidir de. İnsanlar geliştikçe mizahın dili de değişiyor. Bugünün mizah dili daha ofansif. Bizden genç nesiller bu mizaha daha çok gülüyor, kendilerini ona daha yakın hissediyorlar. Elbette konular da değişti. Bir sahnede başlayan konuşma, bağlamından koparak çok uçuk yerlere gidebiliyor ve genç nesil artık bu mizahtan hoşlanıyor. Gibi dizisi, burada anlatmak istediğim mizah anlayışının çok güçlü bir örneği.
Eskiden politik mizaha ve tip komedisine çok gülünürdü. Tip komedisi hâlâ devam etmesine rağmen bahsettiğim ofansif mizah bugün daha önde görünüyor.
“Mizah toplum için bir ilaçtır”
Mizahın toplumsal ve siyasal meseleleri konuşmak için özel bir alan açtığını düşünüyor musunuz? Bir şakayı yalnızca eğlenceli olmaktan çıkarıp güçlü kılan nedir?
Mizah toplum için bir ilaçtır. Her inançtan ve her siyasi görüşten insan bir araya gelip aynı şeyi izleyerek gülebiliyorsa bu çok değerlidir. Toplumsal ve siyasal aksaklıklar sahnede hicvedildiğinde insanlar bunlara gülerek yaklaşabilir. Oysa sokakta iki farklı kutuptan insan, kavga etmeden konuşamayabiliyor. Mizahın böyle birleştirici ve iyileştirici bir gücü olduğuna inanıyorum.
Mizah üretirken otosansür uyguladığınız ya da “Bunu söylersem yanlış anlaşılır mı?” diye düşündüğünüz oluyor mu? Sizce bugün mizahın sınırlarını kim veya ne belirliyor?
Bazen oluyor çünkü yanlış anlaşılmanın ülkemizde çok yıkıcı sonuçları olabiliyor.
Kırılganlıklar arttı. Herhangi bir meslek grubuyla ilgili şaka yapmak bile tedirginlik yaratabiliyor. Oyuncuların bugünlerde otosansür uygulamaması bana çok zor görünüyor.
Mizahın sınırlarını sosyal medyada klavye başında oturan insanlar belirliyor gibi. Aslında yaptığınız şaka zararsız ve kimseyi kırmayacak bir şey olabilir. Ancak kesilip biçilerek bağlamından koparıldığında dev bir linç dalgasına dönüşebiliyor. İnsanlar şaka yaparken buna çok dikkat etmeye başladı.
“Oyun bittiğinde her şeyi sıfırlamaya çalışıyorum”
Uzun süre aynı program içinde pek çok farklı karakteri canlandırmak oyuncunun mizah anlayışını nasıl etkiliyor? Bir noktadan sonra tekrar etmemek için kendinizi nasıl yeniliyorsunuz?
İnanılmaz bir hız kazandırıyor diyebilirim. Metin elimize geldiğinde, sanki onu on kere okumuşuz gibi bir hâkimiyet sağlayabiliyoruz. Tabii 14 yıl boyunca aynı programda çalışmak sizi zaman zaman aynılaştırabiliyor. Bunun aksinin mümkün olması bana imkânsız gibi geliyor. Fakat aynı tipin farklı enerjilerini bularak ortaya başka bir şey koymaya çalışıyorsunuz.
Oyun bittiğinde her şeyi sıfırlamaya çalışıyorum. Hatta bazen bana sorulduğunda oynadığımız skeçleri hatırlamadığım bile oluyor.
Sizin için iyi mizah, seyirciyi yalnızca güldüren mi; yoksa gülerken biraz rahatsız eden ve düşündüren mizah mı?
İkisini de çok seviyorum. İnsanları düşündüren, hatta üzerine tartıştıran mizaha her zaman ihtiyacımız var. Ancak yalnızca güldürmek için yapılan, “gag” diye tabir edilen işleri de çok seviyorum. İnsanlar sadece gülmek isteyebilir, oyuncu da sadece güldürmek isteyebilir. Bu, yaptığı işi küçültmez. Böyle bir kıyaslamayı sevmiyorum.
Bugüne kadar canlandırdığınız karakterlerden hangisi sizin mizah anlayışınızı en iyi yansıtıyor? Neden?
Ben Tertemiz dizisindeki karakterimi çok sevmiştim. Yeni mizah dilini taşıyan bir işti. Mizah anlayışıma çok yakın olduğu için o alanda daha fazla proje yapmak isterim.