Mikroscope ekibi, Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı ile Öyle Uzak ki Evim üzerine konuştu. Balkanlı, Gevenli Adası üzerinden kadınların maruz kaldığı toplumsal baskıları, sırları ve yüzleşmeleri anlattığını; romanın merkezinde ise geçmişle hesaplaşma ve hakikati arama duygusunun yer aldığını söyledi.
Öncelikle roman yazma ve bu romanı kurgulama fikri nasıl gelişti?
Roman yazmak hep istediğim bir şeydi. Roman yazmanın başlı başına daha fazla emek ve mesai gerektirdiğini düşündüğümden, bunu en hazır olduğum zamanda yapmak istedim. Bu roman aslında bir öyküden doğdu. “Simyon’daki Kız” adlı bir öykü yazmıştım. Öyküyü bitirsem de anlatmak istediklerimin bitmediğini, daha özgür bir alana ihtiyacım olduğunu, bunu bir öyküde sınırlamamam gerektiğini anladım. Simyon’daki Kız’dan Çiçek’e, oradan da katmanlı başka başka kadın hikâyelerine kucak açan bir roman ortaya çıktı. Ve her şey tam da istediğim gibi oldu.
Romanda bir ada yaratıyorsunuz; Gevenli Adası, hem huzurlu bir köşe hem de sırların saklandığı gayya kuyusu olarak tasvir ediliyor. Adanın bu iki uçlu yapısını kurgularken nelerden esinlendiniz?
Adanın iki uçlu yapısını bir insana benzetiyorum. İnsanın da salt iyi ya da kötü olmadığı gibi bu romanın mekânı da böyle. Gevenli, her ne kadar kurmaca bir ada olsa da küçük ve kapalı her toplumun barındırabileceği kadar iyiyi ve kötüyü içinde taşıyan bir gerçeklik. Bu yapıyı kurgularken edebiyatta daha önce kullanılan ada kavramlarına bakmayı da ihmal etmedim. Özellikle Akşit Göktürk’ün Ada kitabı, yazma sürecine başlamadan önce benim için zihin açıcı olmuştu.
Romanın başında “Öyle uzak ki evim” diyen Aslı’nın finalde feribotta “Şimdi daha yakınım” demesi, onun içsel yolculuğunun tamamlandığı anlamına mı geliyor?
Sanırım biraz öyle… Hayat, Aslı’yı öylece durduğu yerden Gevenli’ye savurmakla kalmıyor. Aslı, Gevenli’de hem kendi hem de aile gerçekleriyle yüzleşiyor.
Metinde rüzgâr, lodos ve deniz kokusu gibi duyusal öğelerin yoğunluğu anlatının ritmini nasıl etkiliyor?
Metni yazarken bana eşlik eden tüm öğelerin romanın anlatım ritmine etkisi büyük. Bu öğeler olmasaydı vermek istediğim merak unsuru çok yapay ve yavan kalırdı. Ben romanda atmosferi, olayları ve karakterleri beş duyumla hissederek kurgulamaya çalıştım.
Çiçek’in kayboluşu adada bir tabu gibi görülürken, Aslı’nın bu meseleyi bir vicdan azabıyla mı yoksa gazetecilik merakıyla mı kurcaladığı arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Aslı için Çiçek’in hikâyesiyle karşılaşmak hem mesleğinde bir adım öteye gidebilme fırsatı, hem de geçmişte yapamadıklarını gerçekleştirme şansı. Aslı karakteri dengeli bir kadın; adadakilerin aksine temkinli.
Aslı’nın geçmişindeki Oya’nın intiharı ile Çiçek’in meçhul kaybı arasında metin boyunca kurulan paralelliklerle aslında ne anlatmak istiyorsunuz?
Ülkemizde ve dünyada yaşanan kadın cinayetleri, şüpheli kayıp vakaları öyle çok ki… Ne yazık ki insanlar hayatlarının bir döneminde böyle bir habere ya da çevresinde var olan böyle bir gerçeğe denk gelebiliyor. Aslı’nın yaşadığı da gerçekte var olabilecek bir tesadüf. Oya’nın intiharı ile Çiçek’in kaybı, Aslı’ya aynı duyguları yeniden yaşatıyor. İlk kaybında elinden geleni yapamadığını düşünen Aslı, bu kez daha fazlasını yapabilmek için hazır. Ben hem bu olayın paralelliğinde hem de romanın bütününde, toplum olarak bu kayıplar karşısındaki tavır ve duruşumuzun nasıl olması gerektiğine dikkat çekmek istedim.
Bay Kosta’nın meyhanesi adanın kolektif hafızasının tutulduğu bir arşiv gibi. Kosta karakteri sırları saklayan mı, yoksa parça parça ifşa eden bir eşik gardiyanı mı?
Romanın bütünündeki karakterlerde olduğu gibi Kosta için de sanırım biraz belirsizlik söz konusu. Her ikisi de diyebilme şansım varsa bu seçeneği seçip yorumu okuyucuya bırakmak isterim.
Kosta’nın Aslı’ya verdiği, dedesinden kalan misketler; çocukluğa duyulan özlemi mi, yoksa kazananın ve kaybedenin olduğu bir oyunu mu temsil ediyor?
Romanın başından sonuna Aslı’nın hesaplaşmaları hep aynı: aile, çocukluk, saklanan gerçekler, geçmiş ve gelecek hep iç içe. Oyunun kuralları tam ortada olsa da kazananın ve kaybedenin olduğunu pek söyleyemem.
Hem Çiçek’e hem de bir noktada Aslı’ya yöneltilen toplumsal yargılar, adadaki kadın figürünün maruz kaldığı şiddeti nasıl yansıtıyor?
Çiçek ve Aslı’ya yöneltilen yargılar, adanın dar coğrafyasında kadını pasifleştiren, suçluluk duygusuyla çevreleyen ve toplumsal varlığını tehdit eden çok katmanlı bir şiddetin yansıması. Bu şiddet her ne kadar kadın üzerinde kendini gösterse de adada kendinden olmayan, öteki olana yöneltilen toplu bir tavır olarak da okunabilir.
Bu romanı bitiren bir okurun, sırlar ve yüzleşmeler hakkında cebinde hangi temel düşünceyle ayrılmasını arzu edersiniz?
Öyle Uzak ki Evim‘i bitiren her okurun öncelikle okuma hazzıyla dolmasını; geçmiş, sırlar ve yüzleşmelerle geçen bir yolculuğun sonunda vardığımız yerin kendi gerçekliğimiz olduğunu bir kez daha hatırlamasını isterim.