1968 yılında Trabzon’da doğmuştur. Yedi yaşından beri ailesinin de desteği ile çok iyi bir okurdur. 1991 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olmuştur. Evli ve iki çocuk sahibidir. En büyük ilgi alanı, kariyeri boyunca hep daha çok zaman ayırmak istediği edebiyattır.

Fotoğraf sanatçısı Silva Bingaz ile fotoğrafçılığa nasıl başladığını ve İstanbul Modern’de sergilenmeye devam eden Vartuhi projesini konuştuk.

Sevgili Silva Bingaz, öncelikle fotoğrafçılığa nasıl başladığını sormak istiyorum. Seni ne etkiledi de kendini ifade etmek için bu yolu seçtin diye de sorabilirim.

Fotoğrafçılığa başlamamla ilgili farklı açıklamalarım oldu, insanın geçmişine bakması bile görecelidir; o yüzden kendi gerçekliğime bakışım yaşam dönemlerimize göre değişti. Şu anda sıklıkla karşılaştığımız soruyu cevaplarken bunu söylüyorum, başka zaman başka şekilde açıklayabilirim. Aynı soruya aynı cevapları vermemek heyecan verici bir şey benim için. Okuma yazma bilmezken evdeki kitaplara bakarak yazar olmak istediğimi hatırlıyorum. Ailemin müzikle ilgilenmemi istediğini de hatırlıyorum. Sanatı, edebiyatı, tarihi ve kültürü önemseyen, en azından bunun önemli olduğu hissiyatını veren bir ailede büyüdüm. Ailede benden başka sanatçı olmamakla beraber bu hislerin beni etkilediğini düşünüyorum. Hatta benden on yaş büyük olan ağabeyimin, yetmişli yılların sonunda İstanbul’da bir Ermeni lisesinde okuması ve bu okulun Tıbir (ruhban) okulu olmakla birlikte kendisinin sol jargonu öğrenmesi ve devrimci öğrencilere katılmasının rüzgârları bile beni etkilemiştir. Yazmayı düşünürken çok sevdiğim bir fotoğrafçının çekmiş olduğu portrelere bakıp Stendhal’in Kırmızı ve Siyah romanındaki Julian Sorel veya Tolstoy’un Anna Karenina’sının ölüme giderken son anda aklından geçenlerden veya Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un tefeciyi öldürürken beynindeki boşluktan oluşan derin duyumlardan daha farklı bir yanı vardı. Romandaki ses, kelimelerin tınısı ve görselliğin yerine sabit bir ekranda görüntüler zinciri ve sessizlik almıştı. Sessizliğin yerine seyirci olan benim sesimin geçtiğini düşündüm. Hiyerarşik olmayan, muhteşem bir durum.

Dolayısıyla tercihim fotoğraf oldu.    

Beni etkileyen çok şey olabilir. Mesela Kayıp isimli sergimde doğmadığım bir zamandan bahsediyorum; seçmediğim, benden bağımsız ama aynı zamanda bana ait olan bu geçmişin beni esas itibarıyla etkilediğini düşünüyorum.

Fotoğrafı ilginç kılan ve gözümüze hoş görünen şey fotoğraftaki ışık mı, karanlık mı? Kendine kör fotoğrafçı demişsin bir röportajında, biraz anlatabilir misin? Işık ve karanlıkla ilgisi nedir kör fotoğrafçının?

Kör fotoğrafçı metaforu, benim biraz eğlencem tabii ki. Fotoğrafın veya fotoğrafçının başkalarının göremediği, görmekle ilgili yetenekleri olduğuna dair klişe konuşmalar insanı gülümsetiyor. Bu metaforu karşıt bir argüman ortaya koymak için de söylemiyorum. Yolda yere bakarak yürüyen Henri Cartier-Bresson’un birden olması gerektiği yerde konumlanıp fotoğraf çekmesi gibi veya gün batımı izlerken karşımızdaki net güzellikten sıyrılıp yağmurlu ıslak ve çamurlu bir havanın yarattığı katmanların içinde olmak gibi bir durumdan da birazcık ayrışan Dünyanın Karanlığı’nı görün gibi bir sözün merkezkaçında olmadan ama onun klişelerinin içine de girmeden duyumlar dünyasının ve hayatta olmanın ağırlığı ile yürürken hayran olduğum bitmeyen çaba ile her gün yuvarlanan Sisifos’un emeğinden ve hatta onun da biraz ilerisinde bir kara deliğin içinden çıkma çabasından bahsediyorum. Sonuçlardan çok sonuçsuzluk, hareketsizliğin içindeki bir hareket, tıpkı donuk bir görüntünün içinde olmak gibi bir interaktif durumdan bahsediyorum.

Bu söyleşiyi yapacağımız netleştiğinden beri fotoğraflarına bakıyorum. En çok merak ettiğim de şu oldu, anlık bir refleksle mi çekiyorsun yoksa şöyle bir kompozisyon yakalamalıyım diye önceden kafanda tasarlanmış bir kurgu var mı? Bir sergi için hazırlanırken belli bir temaya mı yoğunlaşıyorsun?

Bu duruma göre değişebiliyor. Yaptığım serilerin içerisinde anlık bir refleksle çektiğim fotoğraflar da var ve birkaç saniye veya yıllar önce gördüğüm, hatta yaşamadığım bir dönemden duyduğum bir anın veya fotoğrafını çektiğim kişilerle kurulan derin bir iletişim anında tekrar edilme çabası da var.

İstanbul Modern’deki sergide yer alan “Vartuhi, Gül Hanım’ın Görünmeyen Yüzü” konulu fotoğrafların, annenden ve kızından yola çıkmış sanırım. Annelik ve kadınlık gibi zor iki konu sana ilham vermiş olmalı, neler söylemek istersin?

Eksik kalan bir deneyimin kurmaca ile tamamlanması diyorum (Kızım Vartuhi’nin Bilmediğim Hayatı) diye çektiğim bu seriye.

Annelik kimliğine olan övgü maskülen dünyanın timsah gözyaşları gibi. Ne büyük emeğimiz var, ne kadar kıymetliyiz değil mi? Sırtımız sıvazlanırken hemen arkasından “Aferin ama bizim istediklerimizi yap, yerini bil, yarattığımız sistemi daha da perçinle; görevin bu.” diktelerini duymamak mümkün değil. Çocuklar bizimdir sözlerinin ikili anlamları var. Bir adamın karısı olduğunuz için sınırı çok rahat geçebilirsiniz ama sadece bir anne olduğunuzda çocuğunuzu görmek için sınırdan vizesiz geçemezsiniz. Bütün sistemlerde bir on sekiz yaş zırvalığı vardır. Hem komünist sistem hem de kapitalist sistem sürekli bize şunu söyledi: “Çocuklarınız on sekiz yaşından sonra bizimdir.” Evet, bu doğru; bizim işimiz sisteme yetiştirmek. Dünya tarihini yazanlar ve oyuncularına baktığımızda biz annelerin veya kadınların tarihi, kabul görmeyen yazılmamış bir tarih. Sessizce ve fısıltılı bir şekilde ilerliyor.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İstanbul Modern’deki sergi 18 Ekim’e kadar devam ediyor ve perşembe günleri giriş ücretsiz. Vartuhi (Invisible Side of Lady), Panorama Hayaller sergisi kapsamında gösteriliyor.

Geçen yıl Rotterdam’da artist residency kapsamında bir stüdyom ve evim oldu. Aslında “stüdyo” denilen yer bir sergi salonuydu. İlk ay fotoğraf çektim, ikinci ay İstanbul’a dönüp filmleri seçtim ve baskıları yaptım. Üçüncü ay ise Rotterdam Art Week kapsamında bir sergi açtım. Vartuhi’nin İstanbul’da zuhur bulmuş hâlini 18 Ekim’e kadar İstanbul Modern’de görebilirsiniz.

Sevgili Silva Bingaza yanıtları için teşekkür ediyoruz.