Mikroscope’un bu sayısı mizah üzerine ve bu konuda yazılmış çeşitli metinler okuyacaksınız. Bu sayıda bize gelen çok sayıda mizah yazısını eledik ve içlerinden en özgün olanlarını bıraktık.
Bize gelen yazılar arasında yine öyküler ağırlıktaydı… Hazır yeri gelmişken tam da burada mizah öyküsüne biraz değinmek gerekebilir. Umulanın ya da sanılanın aksine mizah öyküsü yazmak son derece teknik ve disiplin isteyen bir uğraş. Üstelik amaç yalnızca okuyucuyu güldürmek değil, onu hikâyenin içinde tutarak kahkahayı neredeyse bir anlatım aracı olarak kullanmak. Bu noktada aslında adım adım izlenen bir yol var. Bunların başında, uzun yıllar bu konu üzerinde çalışan kalemlerden elde ettiğimiz bir ilke başı çeker: Ciddiye alınan saçmalık. Bu husus, tezatlığı da beraberinde getirir elbette. Çok ciddiye alınan bir durumun aslında ne kadar saçma ve anlamsız olduğunu göstermek ya da çok saçma bir durumun karakterler tarafından aşırı derecede ciddiye alınması bu ilkenin temelini oluşturur.
Bir diğer fasıl ise daha bilinen bir husustur: Mizahi öykülerdeki olay örgüsünün genellikle bir yanlış anlama ya da küçük bir hatayla başladığını görürüz. Bu durum kontrol edilemez bir hâle geldiğinde ise karşımızda bir mizah öyküsünün temel yapı taşlarından birinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Anlatım dili konusunda ise ciddi bir anlatıcıyı devreye sokmamız önemlidir… En çok işe yarayan bu anlatıcı tipi, olaylara belli bir mesafeden, neredeyse son derece ciddi hatta duygusuz bir dille yaklaşan anlatıcıdır. Üçüncü tekil şahıs anlatıcının bu noktadaki varlığı gerçekten kıymetlidir. Şunu söyleyebiliriz ki anlatıcı ne kadar ciddiyse olaylar o kadar komik ve rayından çıkmış görünür. Tabii ki buna eşlik edecek diyaloglar da çok önemli ve abartının da ayrı bir yeri olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Sürpriz sonlu mizah öykülerinin varlığı da burada düşünülebilir zaten. Bütün edebiyat atölyelerinde mizah öyküsü yazması istenenlerden ilk etapta takıntılı bir karakter seçmesi, ona basit bir hedef verilmesi, önüne konulan engelin alabildiğine saçma olması, karakterin bu konudaki debelenmeleri, anlatıcının bunu son derece ciddi bir dille aktarması ve finalin de saçma sapan, neredeyse başlangıçtan çok farklı bir yerde kendini var etmesi istenir. Bunlar mizah öyküsünün temellerini oluşturan belli başlı özellikler… Velhasıl acının ve saçmanın bir araya geldiği kurguların özü.
Peki biz bu sayıda mizahı niye seçtik? Aslında içinde bulunduğumuz coğrafyanın koca bir şaka olduğuna inandığımız için tabii. Takıntılı karakterlerin ellerindeki sıradan hedefler için verdikleri mücadelenin önüne çıkan saçma engeller, bu noktada karakterin neredeyse içtenlikle gösterdiği çaba ve her denemede daha da beterleşen açmazların ciddiyeti… Az şaka mı bu!
Bu sayıda mizahı seçmemizin bir başka nedeni de mizahın hâlâ ağır bedelleri olduğunu hatırlatan somut bir gündem: Yaklaşık üç aydır mizahı yüzünden içeride tutulan Deniz Göktaş’ın bu pazartesi (28 Eylül) Çağlayan’da duruşması var. Mizahın ciddiliği derken kastettiğimiz yalnızca edebi bir tutum değil; aynı zamanda bir insanın özgürlüğünün mizah yüzünden elinden alınabilmesinin ciddiyeti. Bu yüzden Deniz ve Deniz’in kaderini taşıyanlar illa ki serbest bırakılmalı. Er ya da geç.
Bize gelince… Aslında o kadar köşeye sıkışmıştık ki böylesi anlatıların bize kendimizi bir biçimde anlatacağına inanıyorduk; inanıyoruz. Tabii ki bu, sonu ters köşe olabilecek gerçeklerle de burun buruna olduğumuza dair bir “umudu” da içeriyor. Şöyle bir umut bu: Bu kadar saçmalık belki de bir anlamla biter ve tüm bunlar boş yere yaşanmamıştır.
Dileriz başladığımız yere hiç benzemeyen finallerle yolumuza devam etme şansımız olur. Ama aynı zamanda saçma da olmayan finallerle…Edebiyat bize bu imkânları veriyor. Gündelik hayatın da bunu en kısa zamanda bizlere hatırlatması temennisiyle diyerek sizi dergiyle baş başa bırakıyoruz.
Önümüzdeki sayı, bu mizahın bir uzantısı olarak “hayat bilgisi” temasıyla sizlerle buluşacak. İçlerinde mizah öyküsü olursa daha da mutlu oluruz! Adresimiz belli; yönetmeliğimiz çerçevesinde yazacağınız yazıları dört gözle bekliyoruz.