1975 yılında Osmaniye’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Adana’da tamamladı. Ankara Tapu ve Kadastro Meslek Lisesi’nin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek lisans derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden, doktora derecesini Ankara Üniversitesi’nden aldı.

Meslek hayatına kadastro teknisyenliği ve tapu memurluğu görevleriyle başlayan Yalçın, uzun yıllar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesinde mühendis olarak görev yaptı. Daha sonra akademik kariyere yönelerek Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi’nde Harita Mühendisliği Bölümü’nün kurucu öğretim üyesi oldu. Akademik çalışmalarının yanı sıra üniversite bünyesinde çeşitli idari sorumluluklar yürüttü.

Çok sayıda akademik ve meslekî makale ve bildirinin yanı sıra, uzmanlık alanlarını geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan “Tapu Kütüğündeki Kayıtlar ve Kısıtlamalar” ve “100 Maddede Konut Alım Rehberi” isimli iki kitabı yayımlandı.

Kendisini “Hayat boyu öğrenci” ve “Gönüllü okuryazar” olarak tanımlayan Yalçın, araştırmaya, gözlemlemeye ve yazın dünyasına katkı sunmaya devam etmektedir.

 

%1…

Benimle kurduğun o güvenli bağ, sağ üst köşemde kırmızıya dönmüştü. Çok çırpındım beni görmen için. Nafile. Beni düşürmemek için alttan destekleyen sadık serçe parmağının sıcaklığını son kez hissettim. Ve tükendim. Arkamdaki tüm uygulamaların nefesi kesildi. İçimdeki o amansız dijital devridaim, yerini derin bir sessizliğe bıraktı.

Siyah ekranımda yansıyan yüzünün panik hali, garip bir boşluğun habercisiydi. Dünyanın sonu gelmişti. Kafanı kaldırdın. Bakışların, otobüs durağının paslı demirinden süzülen yağmur suları ve yanından geçen insanların ıslak adımlarından kaldırım kenarına kaydı. Sırtında koca bir evle, gümüşten bir hafıza izi bırakarak ilerleyen salyangozun hiç acelesi yoktu. Geçmişini yüklenmiş, ağır ağır yürüyordu.

Cebine sığmayan anıların, yaşayamadığın anların kara ekranımın arkasına hapsolmuştu. İçimde biriken fotoğraflar, okunmamış mesajlar, yarım kalmış sohbetler… 

Benim üzerimde, sadece parmak uçlarınla dokunarak hayata dair sanal bir sergi geziyordun. Ben susunca, alışkanlıkların sessizce parçalanmaya başladı.

Dokunmatik ekranların sahte dünyasını unutmak ister gibi beni montunun cebine bıraktın. Derin bir nefes alarak, kabuğunun içinde kendini korumaya alan o küçük canlının izini takip ettin. Bu anı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekmek istedin. Olmadı. Ekran saatine bakıp zamanı öğrenmek istedin. Olmadı. Buluşacağın arkadaşınla mekânı netleştirmek istedin. Olmadı. Üzerinde konuşacağınız hazırlık notlarına ve iş adımlarına göz atmak istedin. Yine olmadı.

Ben senin hafızandım. Unuttun her şeyi.

Oysa şimdi? 

Şimdi de unut’ desem… Asıl yaşamayı unuttuğunu nihayet hatırladın.