Prof. Dr. Aslı Tunç, İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya bölümü öğretim üyesidir. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda iletişim lisansı ve Anadolu Üniversitesi’nde sinema-televizyon yüksek lisansından sonra iletişim alanındaki doktorasını 2000 yılında Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’nden aldı. Bir yıl boyunca Amerika’daki aynı üniversitede iletişim kuramları ve küresel iletişim üzerine dersler veren Tunç, çalışmalarını 2001 Eylül’ünde Türkiye’ye döndükten sonra medya ve demokrasi, dijital aktivizm, sosyal medya ve toplumsal cinsiyet konuları üzerine yoğunlaştırdı. Mart-Eylül 2020’de Güney Florida Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 2020 Ağustos -2024 Mart tarihleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Rektör Yardımcısı olarak çalıştı. Tunç’un İngilizce ve Türkçe akademik makaleleri, kitap bölümleri ve uluslararası raporları bulunuyor.

Geçtiğimiz nisan ayında 45. İstanbul Film Festivali jüri üyeleri olarak yaratıcılığını ödüllendirmek için üzerinde en fazla uzlaştığımız film Macar yönetmen György Pálfi’nin Tavuk (Hen) eseri olmuştu. Sonunda ona mansiyon ödülü vermeye karar vermiştik. Eylülde sinemalarda gösterime giren bu sıra dışı film, insan zulmünün kasvetli yüzünü tamamen bir tavuğun bakış açısıyla ele alan ve yürek burkan bir hayatta kalma masalı. Aslında tam anlamıyla bir kara mizah da diyebiliriz. 

Önce gelin konuya bir göz atalım. 1 saat 36 dakikalık film, çarkları tıkır tıkır dönen bir Yunan endüstriyel yumurta işleme tesisinde başlıyor; burada atılmak üzere işaretlenmiş genetik bir anomali olan sıska siyah bir tavuk tesisten kaçmayı başarıyor. Sonrasında başlayan serüveni onu oradan oraya savuruyor; tilkilerden ve avcılardan kaçma çabaları derken nihayet kendini yıkık, terk edilmiş bir sahil tavernasında buluyor. Nazik ama yorgun yaşlı bir adam (Yannis Kokiasmenos) tarafından işletilen bu restoranın aynı zamanda acımasız ve karanlık kişilerin mülteci kaçakçılığı için kullandıkları gizli bir geçiş noktası olduğunu anlıyoruz. Tavuk kahramanımız bir yandan kümesin acımasız hiyerarşisinde yolunu bulmaya çalışıyor, bir yandan da tehlikelerden kaçıp yumurtaları için mücadele ediyor. Hayatta kalma içgüdüsüyle sürdürdüğü bu arayışı, restoran sahibinin mafya üyesi damadının yönettiği kasvetli bir insan kaçakçılığı dramasıyla paralel ilerliyor. Tavuk filmi parlak ve tavizsiz bir modern alegori olarak son derece çarpıcı. Film, hayvanların endüstriyel anlamda metalaştırılması ile insanın insana karşı gösterdiği acımasızlık arasında sessiz ama yıkıcı koşutluklar kuruyor. Bu sırada da izleyici olarak bizleri hem derinden etkiliyor hem de büyük bir tedirginlik hissi uyandırıyor.

Yönetmen Pálfi hareketli alçak açı kamera çekimleri eşliğinde sekiz adet eğitilmiş gerçek tavuğu kullanarak, izleyiciyi kuşların anlık ve düşüncesiz gerçekliğine çekmeyi başaran şaşırtıcı bir teknik başarıya imza atıyor. Pálfi’nin her bir tavuğun kendine özgü güçlü yanlarından yararlandığını öğreniyoruz. Mesela bir tavuk diğerlerinden daha iyi koşarken, başka bir tavuk ise yakın çekimlerde daha başarılı. Diğerleri ise belki de kanat çırpma ya da gagalama görevini üstleniyor. Hepsi kendi dublörlüklerini kendileri yaparken, birlikte zorlu bir fiziksel performans sergiliyorlar. Bu çekim tekniğinin başarısına şapka çıkarmamak elde değil. Tavukların farklı performanslarını bu kadar kusursuz bir şekilde bir araya getiren film kurgucusu Lehmhényi Réka ve tavukların yanında koşturup onlarla göz hizasında buluşan görüntü yönetmeni Giorgos Karvelas da tüm övgüleri hak ediyor. 

Filmin belki de en güzel tarafı, tavuğa antropomorfik bir duygusallıkla yaklaşmaması; yani onu insan özellikleriyle donatmaması. Film tavuğun kurnazca hayatta kalma içgüdülerini ve hayvanın doğasında olan ahmaklığı harika bir şekilde harmanlıyor. Anlayacağınız, tavuk gerçekte nasıl davranıyorsa ekranda da öyle yer buluyor. Ravel’in Boléro’su gibi klasik eserleri ve geleneksel Yunan parçalarını harmanlayan Szabolcs Szőke’nin esprili ve eklektik müzikleri ile birleşen film, absürt komedi, nefes kesen bir gerilim filmi ve acımasız bir trajedi arasında baş döndürücü bir şekilde gidip geliyor.

Tavuğun yolculuğu, kendi özgürlük arayışında yankı bulan küresel göç krizine ve suç dünyasındaki insan kaçakçılığına kadar uzanıyor. Tavuk tamamen yaratıcılık ve hayvanlara duyulan sevgiyle ortaya konmuş, son derece özgün bir eser. Filmin sonunda çekimler sırasında hiçbir hayvana zarar verilmediğini belirten bir yazının çıkması içimizi rahatlatıyor, doğrusu. Bu film bir dahaki sefere ekstra çıtır tavuk kanadı sipariş etmeden önce bir kez daha düşünmenize neden olabilir, benden söylemesi.