Sabahın ilk saatlerinde evin içine çöken o sessizlik, insanın ruhuna ağırlık yapan cinsten olur bazen. Kahve fincanından yükselen buhar bile havaya karışıp kaybolurken, pencerenin pervazına konan serçelerin telaşı dışında dünyada başka bir hareket yok gibiydi. Kulaklığı takıp yerel radyonun internet sitesine tıklandığında, insanın beklentisi belliydi: Belki birkaç sakin türkü, belki de güne rölantide başlamayı sağlayacak sıradan bir program.
Fakat o radyonun frekansında işler hiçbir zaman normal akışında ilerlemezdi.
Canlı yayın stüdyosunun mikrofonu arkasında oturan kişi, DJ unvanını hak edecek en son insan bile sayılmazdı. Adı Şirine’ydi ama dinleyicilerin kendi aralarında takıldığı tabirle o, tam bir “Tatlı Kaçık Şirine”ydi. Yayıncılık kuralları, diksiyon kuralları, hatta genel kabul görmüş mantık kuralları, onun stüdyo kapısından içeri girdiği anda dışarıda bırakılırdı.
Başlangıçta bu kadına tahammül etmek imkânsızdı. Hatta geçmişte kulaklığı fırlatıp “Yahu bu kadının DJ’likle ne alakası var, radyonun yönetimi buna neden yayın veriyor, sabır taşını çatlatmak için özellikle mi seçtiniz?” diye ekran başına sinirlenildiği çok olmuştu. Açıldığı gibi sitenin sekmesi anında kapatılır, ruh sağlığı korunmaya çalışılırdı.
Kahkahaya Giden Yol
Fakat insan, hayatın monotonluğuna karşı bazen farkında olmadan en tuhaf reçeteleri benimsiyor. Günler geçtikçe, sabah kahvesi yudumlanırken siteye bir kez daha göz atıldı. Şirine yine devredeydi. Yine o acayip şakaları, kimsede olmayan absürt konu başlıkları havada uçuşuyordu.
Bugün programda konu, “Pazartesi sabahı evden mutsuz çıkıp bakkaldan ekmek yerine yanlışlıkla bulaşık süngeri alanlar derneği” idi. Şirine, hat bağlanan zavallı bir dinleyiciyle o kadar ciddi bir tonda tartışıyordu ki, kulaklığı çıkaran kişi az kalsın kahkaha patlatacaktı.
“Bak canım kardeşim,” diyordu Şirine, sesi hoparlörden hafif cızırtılı ama son derece kendinden emin bir şekilde yükselerek. “Süngere tuzlu peynir sürüp ısırdıysan asıl sorun oradadır. Ekmek yumuşak olur, sünger diş eti dostudur demiyoruz burada!”
Karşıdaki adamın şaşkın kekemeliği arasında Şirine birdenbire konuyu kesip, hiç kimsenin hayatında duymadığı, muhtemelen dağ başında üç kişinin bildiği acayip bir türküye geçiş yapıyordu. Ve işin en vahim kısmı, türküye eşlik ederken araya adeta bir karga gibi kahkahalar ve cırtlak sesler katmasıydı.
Gözler devriliyor ama parmaklar bir türlü sekmeyi kapatmaya gitmiyordu. Çünkü insanın içi, hayatın o gri ve sıkıcı tondaki akışına karşı biraz neşeye, biraz deliliğe susamış oluyordu. Şirine’nin o tatlı kaçık hâlleri, her şeyi kafasına takan insanlara “Hayat bu kadar da ciddiye alınmaz.” diye fısıldayan bir zırvalıklar silsilesiydi adeta.
“Bugün Sonuna Kadar Buradayım!”
Bugün kararlıydı. Sabahın o iç bayıltıcı havasını dağıtmak için kendi kendine söz vermişti:
“Bugün inatla seni sonuna kadar dinleyeceğim Şirine. İnsanın bazen hayattan keyif alması, böyle saçmalıklara bile gülüp geçmesi gerekiyor.”
Sitedeki canlı sohbet penceresi de bir o kadar hareketliydi. Dinleyiciler Şirine’nin saçmalıklarına hem sövüyor hem de gülüyordu. Şirine ise ekrandan akan mesajları okurken kendinden geçiyor, stüdyoda ayağa kalkıp dans ettiğini belli eden nefes sesleri mikrofonu dolduruyordu.
Canlı yayına mesaj yolladı: “Şirine, bugün kargalığına tahammül etme günümdeyim, bilgin olsun.”
Şirine mesajı görür görmez yayını kesti, kahkahayı bastı:
“Ooo, daimi muhalifimiz bugün teslim bayrağını çekmiş! Hoş geldin sevgili dinleyici! Bak karga dedim de, az önce stüdyonun camına konan karga bile benim sesimden korkup kaçtı, sen hâlâ buradasın. Demek ki ruhunda bir miktar tatlı kaçıklık var!”
Birkaç dakika boyunca stüdyodaki absürt diyaloglar, karşılıklı gülüşmeler, Şirine’nin çalmayı beceremediği için ortalığı birbirine kattığı müzik geçişleri derken, ortam adeta bir neşe çadırına döndü. İnsan, kendi kendine güldüğünü fark ettiğinde yüzündeki kasların ne kadar uzun süredir gevşemediğini anlıyordu.
Hayatın İçinden Bir Mola
Ancak evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Tam sohbet koyulaşmış, Şirine en tuhaf fıkralarından birini anlatmaya başlarken, peş peşe gelen ev işleri ve günlük koşturmacalar kapıyı çaldı. Önce telefondan gelen acil bir iş hatırlatması, ardından mutfaktan gelen sesler derken, olaylar üst üste bindi.
Yayından ayrılmak zorunda kalmak işten bile değildi. Tarayıcıyı kapatırken ekranda Şirine’nin son cümlesi asılı kaldı:
“Kaçıyorsunuz ama buralardayım ha! Yarın yine aynı saatte, aynı kafayla buradayız!”
İnsan, bilgisayarı kapatıp işine dönerken yüzünde istemsiz bir tebessüm taşıyordu. Hayatın karmaşası, sorumluluklar ve o gri sabahlar yerini hafif bir esintiye bırakmıştı. Bazen en akıllıca terapiler yerine, radyoda ötmeyi beceremeyen bir karga sesli DJ’in tatlı kaçıklıkları insanı hayata bağlamaya yeterdi.