1969 Bursa doğumluyum. İlk orta lise üniversite eğitimimi Bursa da tamamladım. Master eğitimime Kocaeli ve Eskişehir’de devam ettim. Ulusal ve uluslararası birçok eğitim, sempozyum ve panellere katılımcı ya da sunumcu olarak katıldım. Hepsinde yolun başında, yolda ve yolun sonunda insan vardı. Yirmi beş yıldır psikoterapist olarak yolculuğum devam ediyor. Yolculukta bana eşlik eden bavulumda edebiyat, seramik, birkaç oyuncak, birkaç fotoğraf var. Halen Bursa’da hafta içi ovada hafta sonu dağda yol alıyorum.

Saç düzleştiricisini ıslak saçlarına bastıkça dumanlar çıkıyordu. Aletin fişini çekip aynada kendine baktı. Parmak uçlarıyla gözlerinin altındaki torbalara dokundu. Suzan’ın söylediği o pahalı krem bir boka yaramadı diye düşündü. Kapatıcı kremi gözaltı morluklarına yedirip, yüzünü pudraladı. Gözlerine kalem çekti. Biraz allık, biraz parlatıcı… Salona geçip dün gece sehpanın üzerine dağıttığı tahlil sonuçlarını topladı. EEG, EKG, efor… bir tomar kâğıt. Yerdeki bakır bileziği alıp takıp takmamayı düşünmeden kâğıtların üstüne koydu.

 

Sonuç; “Sigarayı bırak. Zaten ailede kalp krizi riski var.”

 

Daha yeni duş almıştı, ama şimdiden terlemeye başlamıştı. Heyecandan mı, erken menopozdan mı bilemedi; banyoya girip ipek bluzunu yukarı sıyırıp koltuk altına deodorant sürdü. Son zamanlarda olur olmadık yerlerde bazen birden vücudu alaz alaz olup ter boşanıyordu. Oysa hormon sonuçları normaldi.

 

Telefondan dinlediği müziği kapattı.

 

Kapının yanındaki konsolun üstünden çantasını ve arabanın anahtarını alıp aceleyle çıktı.

….

Asansörden indiğinde uzun koridorda kapılara baktı. Soldaki kapıda tabelayı okudu. Uzman Psikolog Elif Çınar. Kalbi ağzımdan çıkacakmış gibi atıyordu. Ne yapıp benim problemimi çözebilir ki? İstesem bırakabilirim. Kaç kere denedim. Hem şimdi eskisi gibi içmiyorum zaten. Ama Ayfer çok ısrar etti. “Mutlaka bir psikoloğa görün. Bak kaç kere denedin.”

Son günlerde şirkette de eğitim için bir sürü insan geliyordu. İstersen, yaparsın. Olumlu düşün olumlu olsun. Motivasyon, iletişim… vs. hepsinin söylediği, planla, uygula, kontrol et, önlem al…

 

Derin bir nefes alıp zili çaldı. Ne kadar korksa da, doktor randevularına daima erken giderdi. Yine öyle oldu, daha yirmi dakika var. Sekreter kız kapıda adıyla karşıladı.

“Mine Hanım…”

“ Evet.”

“Buyurun lütfen.”

Bekleme salonunda gri renkli koltuklar. Devasa bir kütüphane, ortada dergilerin olduğu bir sehpa. Kapının sol tarafında cam sekreter masası.

Mine daha oturmadan, sekreter arkasındaki dolaptan bir kâğıt, masasından bir kalem alıp uzattı.

“Randevunuz on birde. Lütfen bu formu doldurunuz.”

Dört sayfalık formla kalemi aldı. Tekli bir koltuğa oturup sehpanın üzerindeki dergilerden rastgele bir tanesini formun arkasına koydu.

“Bir şey içer misiniz?”

“Su içerim.”

“Soğuk, ılık nasıl istersiniz?”

“Soğuk olsun lütfen.”

Sekreter salona açılan mutfaktan bir bardak su getirdi. Mine başını kaldırmadan teşekkür etti. Hasan’la nişanı atıldı, Hakan en yakın arkadaşıyla onu aldattı, müdürlük beklerken işten çıkışı verildi… Neler neler yaşadı gitmedi de, şimdi sigara bırakmak için psikoloğa gelmişti.

 

Bu form da neyin nesi! Daha önce danışmanlık hizmeti aldınız mı? Hayırı işaretledi. İlaç kullanıyor musunuz?…vs. Neyse ki onun doldurması gereken sadece yarım sayfa. Diğer sayfalarda anlamadığı şeyler vardı. Sud1, Sud2, VoC, metafor… vs. Birden heyecanın yerini merak aldı.

Formdaki anlamadığı kelimelere kafa yormadı. Heyecanlanmaya başladı. Oyalanmak için sehpanın üzerindeki diğer dergilere baktı. Atlas, National Geographic, Varlık, Güncel Psikoloji, anlaşılan gezmeyi ve edebiyatı seven bir psikolog.

 

Koridordan bir kapı açıldı. Kırk yaşlarında bir adamla, bir kadın salona girdiler. Kadın sekretere bir dosya uzattı. Sonra adama dönüp tokalaştı.

“Görüşmek üzere.”

Mine’ye dönüp gülümseyerek selam verdi. Ve mutfağa girdi.

Adam gitti. Sekreter ajandaya bir şeyler yazdı. Mine’nin sehpaya bıraktığı formu alarak, göz ucuyla kontrol etti.

“Elif Hanım beş dakika sonra sizi alacak.”

Salonda Mine’den başka bekleyen yoktu. “Herhalde çok iyi bir uzman değil” diye düşündü. Gittiği kadın doğumcu doktorların muayenehanelerinden sonra. Oysa randevu için telefon ettiğinde ona dolu olduklarını ve on gün sonraya randevu verebileceklerini söylemişlerdi.

“Bizim randevularımız bir saattir. Elif Hanım çok sıkışmazsa arada yarım saat görüşmecinin notlarını tutmak için kendine zaman ayırır.” Ağzının payını aldı.

Niye erken gelsin ki benim gibi? Demek ki saatinde geldikleri için benden başka bekleyen yok, diye düşünürken sekreter formu içeri götürdü. Beş dakika sonra iç hat telefonu çaldı.

“Elif Hanım sizi bekliyor. Buyurun lütfen.”

Sekreteri takip etti. Elif Hanım Mine’yi ayakta karşılayarak tokalaştı. Yüzünde abartılı olmayan huzurlu bir tebessüm vardı. Bu onu rahatlattı. Karşılıklı koltukları göstererek,

“Buyurun lütfen.”

Formu alarak doldurduğu yerlere göz atarken, birden ağzının kuruduğunu hissetti. Kadın iki cümleyle kendini tanıtırken, Mine birkaç yudum su içti. Kısa bir sessizlik oldu.

“Bu gün burada, benimle paylaşmak istediğiniz sorununuz nedir? Sizi buraya ne getirdi? Bundan bahseder misiniz lütfen?”

“Birçok kez sigarayı bırakmayı denedim. Şimdi sağlık sorunumla birlikte doktorlar mutlaka bırakmam gerektiğini söylüyorlar. Önceden iki paket içerdim. Şimdi iki günde bir paket.”

“İlk ne zaman sigarayı denediniz?”

“Yatılı ortaokuldaydım. Sonra üniversite de yurt ortamı, sınavlar falan derken, iş stresi üç pakete kadar çıktım.”

“Sigaranın neyine ihtiyacınız var?”

Mine durdu. Neyine?…. sessizlik oldu. Elif Hanım fincanından bir yudum çay içerken, Mine mırıldandı. “Kokusuna.”

Kadın mırıltıyı hemen not etti. Sessizlik devam ediyordu.

“Bu kokuyu ilk ne zaman hissettiniz?”

Sessizlik biraz daha uzadı. Mine gözleri yerdeki halının köşesine takılmış donuk bakışlarıyla, “On yaşındaydım, Adana’da pamuk tarlalarında çalışmaya gitmiştik. Annem beşinci kardeşime hamileydi. Babamla yan yana sırada pamuk topluyorduk. Babam düştü. Ben tezeğe takıldı sandım. Kalkmayınca yan sıraya geçtim. Seslendim. Yanına gittim. Babam kıpırdamadan yatıyordu. Yüzü toprağa doğruydu. Kasketi hâlâ başındaydı. Yanına gittim. İttirip çevirdim. Yüzü beyaz ağzının kenarları topraklıydı. Başını kucakladım. Gözleri kapalıydı. Kasketi düştü. Saçları ter içindeydi. Babamın başına sarıldım. Saçları sigara kokuyordu.”

Mine’nin gözleri doldu, donuklaştı. Sesi çatallandı. Elif Hanım sehpanın üzerindeki mendil kutusunu hafifçe ona doğru ittirdi. Mine’nin gözyaşları ipek bluzunun önüne damlarken, ince, cılız, korkak bir çocuk sesiyle mırıldandı.

“Bu koku babamın kokusuydu.”