İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden mezun olmuş, ikinci üniversite kapsamında Türk Dili ve Edebiyatı lisans eğitimini tamamlamıştır. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi'nde (HAYEF) Pedagojik Formasyon Eğitimi almıştır.

İlk öykü kitabı Saros'u Unutmak, 2020 yılında yayımlanmıştır. Öyküleri, çeşitli kitap kulüpleri ve edebiyat derneklerinin düzenlediği yarışmalarda ikincilik ve üçüncülük dereceleri almıştır.

Çeşitli internet platformlarında içerik yazarlığını sürdüren Özge Nur Botan, gençlik yıllarından bu yana felsefe ve düşünce tarihi, Aydınlanma Çağı felsefesi, modern klasikler, çağdaş edebiyat ve dünya edebiyatı alanlarında okuma yapmaktadır.

Evli ve bir çocuk annesi olan yazar, hâlen aktif olarak öğretmenlik yapmaktadır.

“Demek biri nihayet bu işi çözmüş.” 

Okumadan önce düşünülen ilk şey bu belki. Çünkü Georges Perec’in Yaşam Kullanma Kılavuzu kitabı, adını ilk gördüğünüzde hafif bir umut verir. Oysa okudukça kitabın ilk sayfalarından itibaren anlarız ki Perec’in derdi öğretmenin aksine karıştırmak, dağıtmak, sonra da elini cebine sokup olan biteni izlemek. 

Bu bir roman değildir, en azından bildiğimiz anlamda. Bir apartmandır aslında. Paris’te, dışarıdan bakıldığında diğerlerinden farksız bir bina. Perec o binayı bir vitrin gibi açar. Odaları, eşyaları, hayatları tek tek gösterir. Kapılar açılır, hikâyeler başlar ama çoğu yarım kalır. Hayat da zaten çoğu zaman tam cümlelerle konuşmaz ki. Kitabın merkezinde tek bir kahraman yoktur; hatta merkez diye bir şey bile yoktur. Onun yerine geçmişten kopup gelmiş insanlar, terk edilmiş niyetler, bir türlü tamamlanamayan planlar vardır. Kimisi yalnızca bir sandalyenin kenarından görünür, kimisi bir tablonun arkasında saklanır. Okur olarak biz bu hayatların içinden geçeriz ama hiçbirine uzun süre tutunamayız. Perec buna izin vermez. 

“Merdivenlerden, bir zamanlar orada yaşamış olanların gizli gölgeleri geçiyor.” 

En tuhaf olanı, bu kadar dağınık bir anlatının bu kadar planlı olmasıdır. Bölümler matematiksel bir düzenle ilerler. Sanki biri hayatı cetvelle ölçmeye kalkmıştır. Ama ölçülen şeyler taşar, sığmaz, yerinde durmaz. İşte ironinin kalbi tam buradadır: Aşırı düzen, anlamsızlığı daha görünür kılar. Bir apartmanda asıl kalıcı olan insanlar değil, onların bıraktığı izlerdir. Her biri, geçmişte oradan geçmiş hayatların, konuşmaların, kayıpların ve gündelik alışkanlıkların bellek basamağına dönüşmüştür. Gizli gölgeler; fiziksel olarak görünmeyen ama mekânın içine sinmiş yaşanmışlıkları temsil eder. Perec burada hayaletli, ürkütücü bir durumdan çok, tanıdık bir hissi işaret eder. İnsanlar gider, hatta unutulur; ama yaşadıkları yerler onları sessizce taşımaya devam eder. Merdivenlerden geçen kişilerle beraber, onların hatırlanma ihtimalidir. 

Perec eşyaları sever; insanlardan belki biraz daha fazla. Bir masa, bir yapboz, bir bavul… Hepsi anlatının tam ortasındadır. Çünkü insanlar gider, kaybolur, unutulurken eşyalar kalır. Yine de sessizce kalmazlar; her eşya bir hayatın yankısını taşımaz mı? Büyük cümleler kurmayan Yaşam Kullanma Kılavuzu’nda hayatın anlamı tek bir yere bağlanmaz. Aksine, anlam fikriyle dalga geçer. Kılavuz dediği şey, aslında bir anti-kılavuzdur. Ne yapmanız gerektiğini söylemeden, yaptıklarınızın ne kadar rastlantısal olduğunu hatırlatır. Kitabı okurken sık sık durursunuz; hız bu metne yakışmaz. Perec, okurun sabırsızlığıyla küçük oyunlar oynar. Bir hikâye tam ilginçleşirken keser, bir karakter tam anlaşılacakken sahneden alır; hayatın da genellikle böyle davrandığını fısıldar gibi. 

Bu yönüyle kitap, postmodern edebiyatın vitrini gibidir ama vitrine bakmakla yetinmeden camı indirir, düzeni bozar. Anlatıcıya güven olmaz, zaman çizgisi sürekli yamulur, hikâyeler birbirine karışır. Tüm bu karmaşanın içinde tuhaf bir tanıdıklık vardır; çünkü yaşadığımız hayat da çoğu zaman böyle çalışır. Kitabın sonunda büyük bir çözülme yoktur ama geriye bir his kalır: Hayat, tamamlanmak zorunda değildir. Bazı hikâyeler yarım kalmak için vardır, bazı eşyalar sadece durmak için, bazı insanlar yalnızca bir odadan geçmek için… Perec bize şunu açıkça söylemeden sezdirir: Hayatı kullanmak diye bir şey yoktur. Hayat kullanıldıkça değil, bakıldıkça çoğalır. Belki de en doğru kılavuz, hiçbir zaman yazılmamış olandır. Ve evet, kitabı bitirdiğinizde hayat hâlâ karmakarışık olacak; ama en azından bunun normal olduğunu bilen biri olarak.