Goltane Ghazi, Tahran'da doğdu. Ankara Department of Defense Education Activity Lisesi'nden mezun oldu. Londra Üniversitesi'nde Uluslararası İlişkiler ve Politika Bölümü’nde eğitimini tamamladı. Medyascope'ta stajyer olarak görev yapmaktadır.

Geçtiğimiz Nisan ayında Mikroscope ekibi olarak Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen CI Bloom sanat fuarına katıldık. Her yıl İstanbul’da düzenlenen bu fuar, özellikle genç ve yeni sanatçıları öne çıkarmayı amaçlıyor; yalnızca Türkiye merkezli galeriler katılıyor. 

Biz de DG Art Project tarafından fuara davet edilerek Türkiye sanat dünyasının öne çıkan sanatçılarından Bedri Baykam, Murat Germen, Şevval Başalan, Eda Zamanpur ve Seçkin Cebeci ile röportaj yapma fırsatı bulduk. Sanatçılarla hem eserleri ve üretim süreçleri hem de Türkiye’de sanatçı olmanın zorlukları üzerine konuştuk.

Kadın sanatçıların görünmez mücadelesi

Sanatçı Eda Zamanpur, sanat camiasında kadın olmanın zorluklarından bahsetti. Kadın sanatçıların çoğu zaman yeterince ciddiye alınmadığını söyleyen Zamanpur, bu durumu şu sözlerle anlattı: 

“Sen böyle çıtı pıtı tatlı bir kız zaten, ‘ay bu da resim yapıyormuş’ falan gibi bir şey oluyor. Sen bir amca olsan resim yaparken sanki sanat tarihinde ve sanat camiasında daha ciddiye alınacak bir figürmüşsün gibi insanlar seni algılıyor. Ama bir kadın olarak resim yaptığın zaman sanki bu biraz daha hobiymiş gibi görülüyor. Daha profesyonel bir bakış açısıyla değil de ‘o da kendini eğlendirsin’ gibi bir çerçevede değerlendiriliyor. Aynı çabaları harcıyor, aynı yollardan geçiyor olsak bile kendimizi daha fazla anlatmamız ve açıklamamız gerekiyor olabilir.”

Sanata devlet desteği neden tartışılıyor?

Konuştuğumuz diğer sanatçılar Türkiye’de devletin sanata ve sanatçıya göstermesi gereken desteğin eksikliğinden söz etti. Bedri Baykam bu konudaki düşüncelerini şöyle ifade etti: 

“Devletin modern ve çağdaş sanatçıya hiçbir önceliği yok. Bakın Eczacıbaşı, Sakıp Sabancı Müzesi, Borusan, Piramit Sanat… Bunların hepsi özel girişim. Normalde beklersiniz ki devlet her bölgede modern ve çağdaş sanat müzeleri kurmuş olsun, ama hiçbir şey yok. Devlet hâlâ son hızla cami yapmaya devam ediyor. Eğitim de bilimden ve sanattan uzaklaşıyor.”

Şevval Başalan da Baykam’ın sözlerine katıldığını belirterek sanat eğitiminin eksikliğine dikkat çekti:

“Bir kişinin ya da bir grubun haklarına saldırı olmadığı sürece bir eser araştırılmalı. Özellikle sanat tarihine bakılması gerekiyor. Bu tamamen eğitimle alakalı bir mesele. İlkokuldan itibaren sanat tarihi dersleri olmalı. Din dersleri var ama sanat tarihi dersleri yok. Elbette temel din dersleri alınmalı, fakat sanat tarihi ve tarih dersleri de verilmeli. Çünkü sanat tarihini bilmeyen bir insanın bir eseri anlamlandırması çok zor oluyor.”

“Bazen sanat isyankâr olmaktır”

Şevval Başalan, sanat eğitimi eksikliğinin zaman zaman sanatçılara yönelik zorbalığa ve sansüre yol açtığını söyledi. Özellikle sosyal medyada sanat eserlerinin yeterince anlaşılmadan hedef hâline getirilebildiğini anlatan Başalan, “Katarsis” adlı sergisinde yaşadığı süreci şu sözlerle aktardı:

“Kesinlikle sansür, eğer bir insanın kişilik haklarına saldırıda bulunmuyorsa gereksizdir. Örnek vermek gerekirse benim ‘Katarsis’ isimli sergimde bilinçaltı ve psikoloji çok fazla yer alıyordu. Fakat çeşitli anatomik parçalar kullandığım için büyük bir kitle tarafından saldırıya maruz kaldım açıkçası. Özellikle sosyal medyada çok fazla kötü yorum aldım. Tabii ki bu beni üzmedi; aksine daha fazla çalışmama ve içimdeki ilhamın daha da körüklenmesine sebep oldu. Çünkü benim bir sanatçı olarak gerçekten anlatmak istediğim şeyler var.”

Seçkin Cebeci de sansürün yalnızca devlet kaynaklı değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele olduğunu vurguladı. Bazı eserlerinde insanları rahatsız etmek istemediğini, ancak politik mesaj taşıyan işlerinde geri adım atmayı reddettiğini söyleyen Cebeci, bu baskının onu üretmekten vazgeçirmediğini ifade etti: 

“Kimseyi rahatsız etmeyecek bir iş yapmaya çalışıyorum. Ama bazen sanat isyankâr olmaktır, bir fikri aşılamaktır. Burada fark ettiğim şey insanların bazı görüntüler karşısında rahat olmaması. Bu belki kültürel, belki toplumsal bir mesele. Ben huzur vermek istediğim bir eserimde insanların rahatsız olmasını istemiyorum, ama bazı işlerim politik olabiliyor ya da bir mesaj iletmek istiyor. O işlerde bu tarz figürleri kaldırmayı reddediyorum.”

Sanatçılar ilhamlarını nereden alıyor?

Fuarda konuştuğumuz sanatçıların anlattığı en ilgi çekici konulardan biri eserlerin üretim süreçleri ve ilham kaynaklarıydı. Kimi sanatçılar çocuklarından ve özel hayatlarından beslenirken kimileri ülkelerinde ya da dünyada yaşanan olaylardan ilham aldıklarını anlattı. 

Murat Germen ise özellikle kent kültürü, doğa tahribatı ve mevsimlerin çalışmalarını nasıl etkilediğinden bahsetti:

“Burada gördüğünüz işlerin dışında belgesel işler de yapıyorum. Özellikle doğa tahribatıyla ilgili çalışmalarım var. İlk gün burada laleler üzerinden yaptığım işler de vardı. Şehir işlerinde kullandığım çizgileri laleler üzerinde de kullanmıştım. Açıkçası onları özellikle bu mevsime yönelik bir ifade olsun diye koymak istedim çünkü şu an lale zamanı. Mevsimlerden etkileniyorum ama o işlerin ne zaman sergileneceği ya da insanların onlara ne zaman ilgi göstereceği her zaman mevsimsel olmayabiliyor.”

CI Bloom genç sanatçılar için neden önemli?

CI Bloom’da yaptığımız röportajlarda sanatçıların anlattıkları, Türkiye’de sanat üretmenin salt eser ortaya koymaktan ibaret olmadığını bir kez daha gösterdi. Kimi sanatçılar ekonomik zorluklardan, kimileri toplumsal baskılardan, bazıları ise sanat eğitiminin eksikliğinden bahsetti. Buna karşın fuarda gördüğümüz işler ve konuştuğumuz sanatçılar, tüm bu sorunlara rağmen üretmeye devam eden canlı bir sanat ortamının hâlâ var olduğunu ortaya koydu.

Özellikle genç sanatçıların kendilerine alan açmaya çalıştığı CI Bloom gibi fuarlar, sanatçıların hem eserlerini sergilemesi hem de farklı insanlarla bir araya gelebilmesi açısından önemli bir işlev üstleniyor. Fuar boyunca konuştuğumuz sanatçılar farklı teknikler, farklı bakış açıları ve farklı hikâyeler anlatsa da çoğunun ortak noktası, sanatın hâlâ bir ifade alanı ve kendilerini anlatabilmenin en güçlü yollarından biri olduğunu düşünmeleri oldu.