Bekle beni
Her sokağın başında
Hasretin kucağında
Yıldızlar kaybolsa da…
Kına Çiçeği saksısına iliştirilmiş bir parça notu okuyarak başladı sabaha. Şarap rengi sabahlığını ipek kuşağıyla belinde büzdü. Yeni yıkanmış tül perde, pencerenin iç denizini nazlı nazlı süpürüyordu. Sokağa taşan beyaz sabunun sakız kokusunu içine çekti. Saksıdan taşan çiçekler perde eteğindeki kurşunla oynaşıyordu. Parkta oturduğum banktan derin bir özlemle karşı pencereye bakıyordum.
Çocukluğu aceleyle elinden alınmış, o gün bugün taş kesilmiş bir çocuk heykeliydim.
Oysa o sabah ne güzel başlamıştı; abanoz silmeli küçük salonda lambalar, aynalar, kadehler birbirlerine aynı parıltıyı gönderiyorlardı. Büyük bir gümbürtüyle komşu kızı Ayten’in begonvilli evi yıkıldı önce, sonra Sami Amca’nın geniş balkon duvarlarına selluka tutunmuş evi, giriş merdivenleri paledyen kaplı titiz Emine Abla’nın evi.
Müteahhittin kendisine bir nevi hafiflik gelmiş, denilebilir ki dört tarafını kuşak gibi çeviren, ona nefes aldırmayan boğucu evlerden kurtulmak için komşularımızı ikna etmişti. Bizim mahalleye gelirken beraberinde taşıdığı ruh haletinden ayrılmış olmanın hazzını taşıdığını sonra sonra öğrenecektim. Evimiz temelden sarsılıyordu sanki. Odama koştum, dehşet içinde. Halının üzerindeki trenimi, birbirlerine tutunmuş demir raylarını, duvara dayadığım babamın armağanı mandolinimi, renk renk kuru boya kalemleriyle dolu ahşap kalem kutumu odanın dört bir yanına savrulmuş halde buldum. O sabahtan beri bende çok esaslı bir zembereğin harekete geçtiğini duydum. Buna izin veren Sami Amca, Emine Abla ve Ayten’in ailesini affetmeyecektim.
Taş kesilmeye, günü gelene dek susmaya karar verdim. Sadece izleyecek ve bekleyecektim.
Bekle beni
Yollar kapansa da
Yıldızlar kaybolsa da
Bildiğim halde
Boş yere
Aradım seni her yerde
Kokladığın güller soldu gezdiğin bahçede
Hayat karşısında artık aynı çocuk değildim. Her şey bende sanki daha derine, daha esaslı bir yere doğru gidiyor, günlük manzaram ve çehreler değişiyordu. Artık etrafımdaki her şeyi çok şaşırtıcı uyanışlar halinde görmeye mahkumdum.
Bir sis içindeki tek bir ağaç gibiydim. Öteki insanlar gibi yaşamak için çok erkendi. Taş kesip yeşil boyalı ahşap, kolçakları demirden banka son kez oturdum. Uzun kış gecelerinde herhangi bir sebeple içimden uyandığım zaman, uyku ile uyanıklık arasındaki kısa boşluktan, yattığım eski odama özlemle dönerdim.
Sami Amca kırkı çoktan geçmiş bir adamdı, çocuk değildi. Kaldı ki ben bile… Pek çok harpler, yangınlar, şifasız ıstıraplar görmüştü. O güzel evinden nasıl ayrılmıştı? Mahkum edildiğim bu ızdırap kadar zalimini yaşamış mıydı? Talihimin zorlayıcı imkanları karşısında ürpere ürpere bu manzarayı zihnimde birkaç defa seyrettim. Sonra büyük bir iradeyle bakışlarımı yıkıntının sisinden kına çiçekli o tanıdık pencereye çevirdim.
Geceler soğuktu. Parka gelenler yanıma oturuyor, saçlarımı okşuyor, evsiz yuvasız olup da uykusu gelen omzuma başını yaslıyordu. En garip olan taraf da bunlara alışıyor olmamdı. Yıkıntıların sükuneti, değişmez manzaraları benim için yine de bir teselliydi. Aytenlerin balkon demirleri, kalın kesme camlı uzun kordonlu beş kollu avizeleri, bahçede unuttukları mavi bisikleti eşyanın dalgın ve uykudaki haliyle güven veriyordu. İçimde nadiren de olsa bir dalgalanma, bir nevi tarifi güç bir sevinç vardı. Biliyordum, bir gün…
Bir gün Ayten ile yeniden kavuşacak, ete kana bürünecektim. O vakte kadar sellukaların kokularıyla boyadığı sokaklarda yirmi dört katlı binalar yıldızları kapatacak, ben ise bekleyecektim. Adını Dönüşüm koymuşlar. Belli ki görülmeyeni gördüklerini, işitilmeyeni işittiklerini zanneden, hudutsuzca dünyayı idrak eden insan sıfatıyla birileri eğlenecekti.
Unutmak, bu ancak aşkla mümkündü.
Dar sokakların karanlığı içinde, o sabahın sefaletini bana ve aileme unutturacak yeni insanı… Ayten’i bekleyecektim. Bir araba çığlığı beni kendime davet etti ansızın. Kendi cenazesini taşıyan otomobilin ardından müteahhit Ekrem hiç yetişme umudu olmadan bakıyordu. Deprem temelsiz, kirişsiz bu harcıâlem yirmi dört katlı binaları, yıldızları yutmuş evleri yerle bir etmişti. Şimdi ben ne yapacağım? diye ovuna ovuna kendine soruyordu Ekrem Efendi. Kaldırılan ceset kendisinindi. Ertesi sabaha tüm şehir, bütün mahalle öldüğünü konuşacak, gazeteler hazin hikayesini yazacaktı. Ne münasebetsiz bir ölümdü müteahhit Ekrem’inki. Tüm dairelerin ışığı tam da yıldızlardan çalınmışken…
Yıllar sonra yıkıntının üzerine begonvilli evi yeniden inşa etmek üzere Ayten çıktı geldi. Sabahın erken saatlerinin sükuneti içinde bu manzarayı doya doya seyrettim. Yavaş yavaş yokuşlu sokaklar, yasemen kokan parkımızın üzerini ipek bir yorgan gibi örten gökyüzü huzur bulmuştu. Yüzüme ve ellerime vuran serini hissetmeye başlamıştım. Taşı dalgın uykusundan uyandıran, adeta görülmedik bir ifade ve yaşam veren o acayip büyü başlamıştı. Gecesini gündüzüne katarak çalışıyordu Ayten. Elinde çocukluğunun çalınmış fotoğrafı, ustaların yanı başındaydı. Evlerinin birebir aynısını inşa etsinler istiyordu. Yan sokaklar ise biçare harap, sefil yataklı, fersiz gözlü konsollarla donatılmış, sakinleri başka diyarlara sürülmüş sırasını bekleyen evlerle doluydu.
Her şey değişik ve yabancıydı Ayten’e, elindeki fotoğraftan başka. Aklının tutunabileceği bir şey yoktu. Yaşam ikimiz için de bilinmez bir talihin ilk adımlarını hazırlıyordu. Beni kabuslu rüyamdan uyandırmak için gelmişti. Taş kesildiğim, ağlayarak saklandığım parkımızdaki banka doğru nefeslenmek için adımladı. Bir an gözlerimin içine baktı sanki. Keskin hıçkırıklar ve çığlıklarla gördüğüm rüyadan uyandım. Koşarak odamdan dışarı fırladım. Kına çiçeğine bakıp en sevdiği şarkıyı mırıldanan anneme sırtından özlemle sarıldım. Şarap rengi sabahlığıyla bu sabah da çok güzeldi. Babamın çiçeğin kıyısına iliştirdiği notu tebessümle okuyordu. “Ben Ayten ile bisiklete bineceğim, öğle yemeğine yetişirim, parktayım merak etme anne” diyerek evden fırladım. Aytenler’in kapı zilini çaldım.
Hayvani bir homurtuyla arka sokağımızdaki sakız taşından olma evi yıktılar!
8.04.2026
ps: Rus şair Konstantin Simonov’un ünlü şiiri “Zhdi Meny” (Bekle Beni) Türkçeye çevrilmesiyle oluşan dizeler, yazıya alıntılanmıştır.