Yukarıdan aşağı, beş harfli, dördüncü harfi i; “il”in eş anlamlısı. Bankta yalnız olmasına güvenerek yüksek sesle “Valla konu İstanbul’sa cevap siccin,” dedi Mehtap. Doğru cevabı bilmesine rağmen önce kalemini, sonra da seksen beş ayrı yerinden katladığı bulmacayı çantasına koydu. Handan hâlâ görünürde yoktu. Eh, ne de olsa cehennemden bozma İstanbul’un katları arası yolculuk kolay değildi, ama bu kadar da geç kalınmazdı. Bacaklarını esnetmek için ayağa kalkınca yalancı güneşte fazla kaldığını anladı. Durmasını beklemeden bir salıncaktan inmiş gibi başı döndü. Hemen oturdu.
O esnada otobüsten inen Handan ile göz göze geldiler. Mehtap sinirini saklamaya çalışırken Handan’ın taklacı güvercin misali hoplaya zıplaya ve kendi etrafında dönerek yaklaştığını fark etti. İki adım kala Handan elindeki çiçeği Mehtap’a uzattı: “Ta-daa!” Mehtap’ın boş bakışlarına karşılık neşesinden gram kaybetmeden, “Ya biz Nevruz kutlamasına gitmiyor muyuz? Taç yaparız diye papatya alacaktım ama hiçbiri içime sinmedi. Sonra çiçekçi bunu gösterdi, mavi çan çiçeğiymiş, çok hoşuma gitti ama saksı çiçeğiymiş. Taşıyamam diye saksıyı çiçekçide bıraktım, yarın alacağım. Bize de birer tane koparıp getirdim. Bak saçımda ne güzel durdu,” diyerek hafifçe döndü.
Mehtap “iyi halt ettin” der gibi bakıp yürümeye başlayınca Handan da peşi sıra gitti. İstanbul’un karmaşasına, Handan’ın hep geç kalmasına, her yerin inşaat olmasına, trafik yüzünden sürekli egzoz yutmalarına kızgındı Mehtap. “Bunca betonun arasında neyin geldiğini anladık da kutlamaya gidiyoruz,” diye koca inşaatlara doğru mırıl mırıl söylenirken bir anda olduğu yere çakıldı. Metal levhalarla kapatılmış bir inşaatın grisine inat, haberci olmanın gururunu taşıyan bir erguvanla göz göze geldi. Levhaların arasından fırlamış dört dalıyla “Ta-daa!” diyordu.