2002 yılında İstanbul'da doğdu. Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü’nde eğitimine devam ediyor. Medyascope'ta staj yapıyor. Bir yıldır makale ve deneme yazıları çeşitli dergilerde yayımlanıyor.

Son yıllarda dijital teknolojilerin gelişimi, okuma alışkanlıklarını da önemli ölçüde dönüştürdü. Basılı kitapların yanı sıra e-kitaplar, sesli kitaplar, sosyal okuma platformları ve yapay zekâ destekli içerik özetleri, okurların metinlerle kurduğu ilişkiyi yeniden şekillendiriyor. Özellikle genç kuşaklar, hikâyelerle yalnızca kitap sayfalarında değil; ekranlarda, oyunlarda, podcast’lerde ve farklı dijital mecralarda karşılaşıyor. Bu değişim bir yandan okuma deneyimini daha erişilebilir hâle getirirken diğer yandan dikkat süreleri, derin okuma alışkanlıkları ve edebiyatın geleceği üzerine yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. 

Yeni okuma biçimlerinin yaygınlaştığı dönemde dijital platformlar birçok yazar için önemli bir başlangıç alanı hâline geldi. Wattpad’den başlayarak geniş bir okur kitlesine ulaşan “Maça Kızı 8” romanının yazarı Dilara Pamuk; dijital platformların genç kalemlere sunduğu imkânları, Z kuşağının değişen okuma alışkanlıklarını ve yapay zekâ çağında edebiyatın geleceğini değerlendirdi. 

Yazma serüveninizin 9-10 yaşlarınıza dayandığını, ilk kitabınızı yazmadan bir gün yazmak istediğinizi söylüyorsunuz. Yazarlık yolculuğunuza Wattpad’de başlamadan önce dijital platformlardaki hikâyelerin okuru muydunuz? Bugünden baktığınızda dijital platformların yeni yazarların görünürlük kazanmasındaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Ben Wattpad’den bir arkadaşım sayesinde haberdar olmuştum ve o güne kadar hikâyelerle kurduğum ilişki; kalem, kâğıt, klavye ve benim aramdaydı. İzlediğim bir dizinin fan-fiction hikâyesini yazmamı ısrarla söyleyen arkadaşıma, “İyi de nerede yayımlayacağım ki?” diye sorduğumda Wattpad’den bahsetmişti bana. O güne kadar herhangi bir dijital platformun okuru değildim; tabii ortaokul yıllarında forum sitelerinde okuduğum hikâyeleri saymazsak… Ben Wattpad’le geç tanışanlardanım yani. 

Dijital platformların bir yazara en önemli katkısının görünürlükten önce erişim olduğunu düşünüyorum. Uzun yıllar boyunca yazmak ve yayımlanmak arasında ciddi bir mesafe vardı. Bugün ise bir fikri olan, anlatacak bir hikâyesi olan biri direkt okurla buluşabiliyor. Dijital platformlar da daha önce fark edilme şansı bulamayan, yazdıklarını nasıl yayımlatacağını bilemeyen veya yayımlatamayan birçok yeni kaleme alan açtı. Erişim kolaylaşınca görünürlük de arttı. 

Öte yandan elbette ki görünür olmakla değerli olmakam aynı şey değil. Çağımızın en büyük avantajlarından biri görünürlükse en büyük sınavlarından biri de bu görünürlüğün içinde kalıcı olabilmek. Yani bence bugün genç yazarların önündeki asıl mesele, kendi kalıcı seslerini bulabilmek. Bu yüzden dijital platformları bir varış noktası olarak değil ama güçlü bir başlangıç noktası olarak görüyorum. 

“Hikâyeler başka insanlarla kurduğumuz bir iletişim biçimidir”

Wattpad gibi dijital okuma platformlarının geleneksel okuma düzeninden farkını nasıl yorumluyorsunuz? Bu fark yazma sürecinizi ve hikâye kurgunuzu nasıl etkiledi? 

Geleneksel düzende bir kitap yazılır, editörün masasından geçer ve daha sonra okurla buluşur. Dijital platformlarda ise yazma süreci henüz devam ederken de bir okur topluluğu oluşabiliyor. Benim Wattpad’de deneyimlediğim en önemli şey şu oldu: 

Hikâye anlatıcılığı aslında yalnızca ne anlatacağınızı bilmek değil, okurda hangi duyguyu uyandırdığınızı da anlamaktır. Çünkü yazmak her ne kadar yalnız yapılan bir iş olsa da hikâyeler başka insanlarla kurduğumuz bir iletişim biçimidir. Fakat elbette ki bu durumun yazarı sadece okurun beklentilerine göre hareket etmeye zorlamaması gerekir. Çünkü edebiyat biraz da okurun henüz istemediğini bilmediği şeyleri ona sunabilme cesaretiyle ilgili. 

Bu nedenle Wattpad’in yazma sürecime en büyük etkisi teknikten çok zihinsel oldu. Aynı satırları okuyan insanların bambaşka hislerle, hatta bazen birbirine zıt duygu ve yorumlarla metne yaklaşabildiğini gördüm. Yazar metni yazarak bitiriyor ama okur onu kendi hayatıyla, bakış açısıyla, deneyimiyle tamamlıyor. 

Wattpad çıkışlı yazarlar zaman zaman “edebî değerden çok popülerlik üzerinden öne çıkmakla, tekdüze kurgular yaratmakla” eleştiriliyor. Siz bu eleştirilere nasıl yaklaşıyorsunuz? Kendinizi nasıl farklılaştırıyorsunuz? 

Popüler olan her şey belli dönemlerde benzer eleştirilerle karşılaşır. Popülerlik ile edebî değerin tamamen birbirini dışlayan kavramlar olduğunu düşünmüyorum. Edebiyat tarihinde yayımlandığı anda geniş kitlelere ulaşan hem de yıllar sonra klasikleşen pek çok eser var. Ama elbette ki asıl belirleyici olan bir metnin hangi platformda doğduğu değil, zamanın karşısında ne kadar güçlü kaldığıdır. Kendimi farklılaştırmak gibi bilinçli bir hedefim hiçbir zaman olmadı. Farklılık dediğimiz şey sıra dışı bir şey değil aslında; çoğu zaman insanın özüne indikçe ve insanın gerçekten merak ettiği soruların peşinden gidince ortaya çıkıyor. 

Olaylardan çok sonuçları ile belki de… Bir insanın ne yaptığından ziyade yaptığı şeyle yaşamayı nasıl başardığı benim daha çok ilgimi çekiyor mesela. Bu yüzden tür gözetmeksizin yazdığım karakterler kusursuz kahramanlar değil; çelişkileri, zaafları ve bazen affedilmesi zor tarafları olan insanlar oluyor. 

“Bugünün genç okuru, önceki kuşaklardan daha farklı duygular yaşamıyor ama o duyguları çok daha karmaşık bir dünyada deneyimliyor”

Genç okurlarla güçlü bir bağ kuran eserleriniz var. Hem roman hem de senaryo yazarı olarak son yıllarda gençlerin hikâyelerden beklentilerinin nasıl değiştiğini düşünüyorsunuz? Sizce bugünün genç okuru bir anlatıda en çok ne arıyor? 

Bence bugünün genç okuru önceki kuşaklardan daha farklı duygular yaşamıyor ama o duyguları çok daha karmaşık bir dünyada deneyimliyor. Ekonomik belirsizlikler, gelecek kaygısı ve yoğun bir performans baskısının yanı sıra sürekli görünür olmanın beklendiği, herkesin birbirinin hayatına tanıklık ettiği ve her gün yüzlerce farklı hikâyeyle karşılaştığımız bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden gençlerin anlatılarda en çok aradığı şeylerden biri dürüstlük gibi geliyor bana ve bence bunu hepimiz zaman zaman özlüyoruz, bunun peşinden gidiyoruz. 

Çünkü hayatın kendisi giderek daha fazla kurguya benziyor. Sosyal medyada herkes kendi hikâyesinin kahramanı gibi görünüyor; insanlar kusurlarını, korkularını ve kararsızlıklarını saklama eğiliminde. İyi hikâyeler ise genellikle tam tersini yapar; insanı bütün çelişkileriyle görünür kılar. Bu yüzden bence gençler de bir karakterin yaşadığı duygunun gerçek olduğuna inanmak istiyorlar. Çünkü etraflarında çok fazla gösteri var, çok fazla imaj var, çok fazla gürültü var. İyi hikâyeler gürültünün içinden geçip insana ulaşabiliyor. Sanırım bir anlatıda en çok aranılan şey şu: “Bu duyguyu yaşayan tek kişi ben değilmişim.” Bir de gençlerin bugün her zamankinden ve hepimizden daha fazla anlam aradığını düşünüyorum. Çünkü seçeneklerin bu kadar çoğaldığı bir dünyada ne yapacağını bilmekten çok neden yaptığını bilmek zorlaşıyor. Bu nedenle yalnızca heyecan yaratan değil insana kendisiyle ilgili bir şey söyleyen hikâyelerin daha güçlü karşılık bulduğu kanaatindeyim. 

Sesli kitaplar, yapay zekâ destekli özetler ve farklı dijital anlatı biçimleri yaygınlaşıyor; buna bağlı olarak son yıllarda gençlerin okuma alışkanlıklarında önemli değişimler yaşanıyor. Sizce Z kuşağı kitaplarla nasıl bir ilişki kuruyor? Sizce bütün bunlar gerçekten yeni bir okuma kültürü mü yaratıyor? Bu dönüşüm edebiyatın derinliğini zedeliyor mu, yoksa onu daha kapsayıcı hâle mi getiriyor? 

Bence bu dönüşüm, okuma alışkanlıklarının değişmesinden ziyade insanın zamanla ve dikkatle kurduğu ilişkinin değişmesidir. Bu yüzden sesli kitaplar, özetler ya da yeni dijital anlatı biçimleri bana göre edebiyatın rakibi değil, teknolojinin son hâlinin bir sonucudur. Bir roman birkaç paragrafta özetlenebiliyor olsa da bir romanın değeri olay örgüsünde değil okurun yaşadığı deneyimde saklıdır. Bugün gençler de hikâyelerle aynı anda birçok farklı mecrada karşılaşıyor: Dizilerde, oyunlarda, sosyal medyada, podcast’lerde… Bu yüzden kitapla kurdukları ilişki daha geniş bir anlatı ekosisteminin parçası hâline gelmiş olabilir ama ben bu durumun kitapları önemsizleştirdiğini düşünmüyorum. Tam tersine, kitabın diğer anlatı biçimlerinden farklı olarak sunduğu şey hâlâ çok kıymetli: Bir insanın iç dünyasında uzun süre kalabilme imkânı. Bu gerçek bir deneyimdir ve deneyim özetlenemez. O yüzden edebiyatın derinliği hâlâ olduğu yerde duruyor bana kalırsa. 

Wattpad’e getirilen erişim engeli, platformdaki uygunsuz içerik tartışmalarını gündeme taşımıştı. Siz uzun yıllardır Wattpad’de üretim yapan bir yazar olarak bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bazı içeriklerin yarattığı sorunlar nedeniyle tüm platforma erişim engeli getirilmesi doğru bir yöntem mi? Bir yandan ifade özgürlüğü ve okur-yazar topluluğu diğer yandan özellikle gençleri koruma sorumluluğu arasında nasıl bir denge kurulmalı? 

Ben erişim engellerinin ve sansürün çok istisnai durumlar dışında doğru yöntemler olmadığı kanaatindeyim. Wattpad pek çok yazar adayı için yazmayı, okunmayı ve kendini ifade etmeyi ilk kez deneyimlediği bir alandır. Bütün platformu görünmez kılmak yerine denetlenebilir, evrensel olarak “uygunsuz” sıfatı taşıyan içeriklerle ilgili önlemler alınabilir, gerekli bazı içeriklere yaş sınırlamaları getirilebilir. Gençleri korumak kadar onların kendilerini ifade edebilecekleri alanları korumanın da önemli olduğunu düşünüyorum. 

“İyi bir kitap, okurun arzularına göre şekillenen değil; okuru kendi sınırlarının dışına davet eden bir deneyimdir”

“Yeni okuma biçimleri” denildiğinde artık yalnızca basılı kitaptan dijitale geçişi değil, okuma eyleminin kendisinin dönüşümünü konuşuyoruz. Yapay zekâ destekli özetleme araçları, etkileşimli e-kitaplar, sesli kitaplar, sosyal okuma platformları ve okurun hikâyeye müdahil olduğu anlatılar giderek yaygınlaşıyor. Sizce tüm bu gelişmeler okuma deneyimini daha demokratik ve erişilebilir hâle mi getiriyor, yoksa okurla metin arasındaki derin ilişkiyi yüzeyselleştiriyor mu? Bugün okur nerede başlıyor, metin nerede bitiyor? 

Ben hâlâ çoğu zaman geleneksel okumadan yana olsam da işe yürüyerek gidip gelirken kitap dinleyen birçok arkadaşım var mesela ve bir kitabı benden daha hızlı bitirebiliyorlar. Yeni teknolojilerin hikâyelerle buluşmayı daha erişilebilir hâle getirdiği açık; bunu değerli de buluyorum. Ancak okurla metin arasındaki ilişkinin tamamen etkileşimli bir deneyime dönüşmesi konusunda aynı heyecanı paylaşmıyorum. Günümüzde her şey kişiselleştiriliyor. Algoritmalar ne izleyeceğimizi, ne dinleyeceğimizi hatta ne düşüneceğimizi bile tahmin etmeye çalışıyor. 

Ben edebiyatın bunun tam karşısında durduğunu düşünüyorum. Çünkü iyi bir kitap okurun arzularına göre şekillenen değil, okuru kendi sınırlarının dışına davet eden bir deneyimdir. Bu yüzden okur ile metin arasındaki ilişkiyi bir “ortak yazarlık” ilişkisi olarak değil bir “karşılaşma” ilişkisi olarak görüyorum. Okur metni kendi deneyimiyle yorumlar ama metnin değeri okurdan bağımsız bir ağırlığa da sahip olabilmesinde yatar. Aksi hâlde edebiyat keşfetme alanı olmaktan çıkıp yalnızca onaylanma alanına dönüşürdü. Bir yazarın kurduğu dünyaya girer, onunla tartışır, ona öfkelenir, ona itiraz edebiliriz ama kıymetli olan bu itirazlarımızın metni değiştirmemesidir. Çünkü bazen bir eserin değeri bize katılmasında değil, bize direnmesinde ortaya çıkar. Edebiyatın güçlü taraflarından biri de budur; yalnızca kendimizi bulduğumuz değil, kendimizden farklı olanla karşılaştığımız alanlar yaratır. 

 

Geleceğin okuma kültürüne dair öngörünüz nedir? On yıl sonra gençlerin kitaplarla kurduğu ilişkiyi nasıl hayal ediyorsunuz? 

Teknolojinin gelişmeye devam edeceğinden eminim ama insanın dikkatinin daha da kıymetli hâle geleceğinden daha eminim. Paradoksal bir şekilde hayat hızlandıkça yavaşlamaya duyduğumuz ihtiyaç da artıyor. Bu yüzden gelecekte kitabın yalnızca edebî bir içerik değil dikkati koruyabildiğimiz ender alanlardan biri hâline geleceğini düşünüyorum. Belki de gençler bilgi edinmek için değil ama daha derin bir düşünme alanı bulmak için kitapları seçecekler. Bu nedenle geleceğin okuma kültürünü kitabın ortadan kalktığı değil, değerinin daha iyi anlaşıldığı bir dönem olarak hayal ediyorum.