“Bir adam. İsimsiz bir mektup. Kanatlı bir karınca.
Ve açılmasına izin verilmeyen bir gerçek…”
Veysel Karani Gem’in yazdığı, Velat Kıymaz’ın yönetmenliğini üstlendiği ve Berat Emre Kaya’nın sahnelediği tek kişilik oyun “Kanatlı Karınca”, prömiyerini İstinye DasDas’ta yaptı. Yaklaşık 60 dakika süren oyun, seyirciden beğeni topladı.
“Kanatlı Karınca”, korkuyla yönlendirilen bir insanın, kendisine ait olduğunu sandığı hayatı sorgulamasını konu alan çağdaş bir tek kişilik oyun.
Yanında taşıdığı isimsiz bir mektubu açmaya çalışan adam, her denemesinde görünmeyen bir güç tarafından engellenir. Ancak asıl mücadele dışarıda değil, kendi içinde yaşanmaktadır.

Dergide çalışmaya başladığımdan beri tiyatrodan sergilere, stand-up gösterilerinden farklı sanat etkinliklerine kadar birçok kültür-sanat organizasyonunun takipçisiyim. Arkadaşlarımla kimi zaman izlediğimiz oyunlar üzerine uzun sohbetler ediyor, kimi zaman da daha seçici olmamız gerektiğini düşünüyoruz.
“Kanatlı Karınca” ise uzun zamandır izlediğim en etkileyici oyunlardan biri oldu. Yaklaşık bir saat boyunca ritmini hiç kaybetmeyen oyun, seyirciyi başından sonuna kadar canlı tutmayı başardı.
Elbette senaryosunu kuzenimin yazmış olması bu deneyime kişisel bir anlam katıyor. Ancak bunu bir kenara bıraksam bile, oyunun ilk dakikadan itibaren beni içine çektiğini söyleyebilirim.
Özellikle Berat Emre Kaya’nın, karakterin ruh hâlleri arasındaki geçişleri büyük bir ustalıkla yansıtması, hikâyenin temposunu sürekli diri tuttu. Sahnedeki çatışma derinleştikçe ben de karakterle birlikte kendi iç dünyama yöneldim. Her sahnede hikâyenin hangi yöne evrileceğini ve finalde nasıl bir yüzleşmeyle karşılaşacağımı merak ederek oyunu izledim.
Oyunun bende bıraktığı merak duygusu, perde kapandıktan sonra da devam etti. Metnin nasıl ortaya çıktığını, karakterin nasıl şekillendiğini ve bu ekibin bir araya geliş hikâyesini daha yakından öğrenmek istedim. Bunun üzerine kuzenimin peşine düştüm. Ekip de beni kırmayıp sorularımı içtenlikle yanıtladı.
“Ortak mücadelemiz bizi gerçek bir ekip hâline getirdi”
İlk olarak üç kişilik ekibin bir araya geliş hikâyesini sordum. Oyuncu Berat Emre Kaya, oyun yazarı Veysel Karani Gem ile ilk kez Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin sanat projeleri aracılığıyla tanıştığını, bu süreçte yönetmen Velat Kıymaz ile de yollarının kesiştiğini anlattı:
“Aslında üçümüzü bir araya getiren şey, birlikte bir oyun ortaya koymak ve hayallerimizi gerçekleştirmek istememizdi. Veysel, “Kanatlı Karınca” metnini yazdı; ardından üçümüz bir araya gelerek metin ve karakter üzerinde çalışmaya başladık. Zamanla ortak mücadelemiz, hayallerimiz ve oyunda kendimizden parçalar bulmamız bizi gerçek bir ekip hâline getirdi.”
Ardından, yaklaşık yedi yıldır sahne sanatları alanında üretim yapan oyun yazarı Veysel Karani Gem, “Kanatlı Karınca”nın uzun bir emeğin ürünü olduğunu ve bağımsız olarak ortaya koyduğu ilk eser olma özelliği taşıdığını dile getirdi:
“Asıl mesleğim grafik tasarım; tiyatro ve yazarlık ise yıllardır hayalini kurduğum, ilerlemek istediğim bir alanlar. Oyunun sahnelenmesi, bu yolda gerçekten ilerleyebileceğimi kendime göstermesi açısından benim için önemli bir dönüm noktası oldu.”
“Başarı nedir ve kime göre başarılıyız?”
Aynı zamanda oyunun çıkış noktasını ve temel meselesini de sorduğum Gem, “Kanatlı Karınca”nın bireyin toplumla ve kendi kimliğiyle kurduğu çatışmadan doğduğunu belirterek şunları söyledi:
“‘Kanatlı Karınca’ fikri, ekibimizin yaşantılarından ve çevremizde gözlemlediğimiz insanlardan doğdu. Oyunun çıkış noktasında, bireyin gerçek benliğiyle toplumun ondan beklediği kimlik arasındaki çatışma bulunuyor. İnsan, ya kabul görmek için kendisinden beklenen karaktere dönüşüyor ya da kendi hayallerini ve benliğini korumak için bu beklentilerle mücadele ediyor. Kendi yolunu seçtiğinde ise başarıya ulaşana kadar çoğu zaman ötekileştiriliyor. Bu durum bizi ‘Başarı nedir ve kime göre başarılıyız?’ sorusuna götürdü.”
Berat Emre Kaya’ya ise karakterle kurduğu bağı sordum. Kaya, “Kanatlı Karınca” metniyle ilk karşılaştığı andan itibaren karakterde kendisinden izler bulduğunu belirtti:
“Kanatlı Karınca”yı ilk okuduğumda, karakterin yaşadıkları bana kendi hayatımın bir yansıması gibi geldi. Toplumun beklentileriyle mücadele etmesi, zaman zaman kırılmasına rağmen pes etmemesi ve kendi benliğini korumaya çalışması beni karaktere çeken en güçlü unsurlardı. Onun iç çatışmalarında kendimden parçalar buldum.”
“Hayatımdaki seçimler gerçekten bana mı ait?”
Yönetmen Velat Kıymaz da metni ilk okuduğu anda oyunun yalnızca sahnede anlatılacak bir hikâye olmadığını hissettiğini belirterek, “Kanatlı Karınca”yı sahneye taşıma kararını şu sözlerle anlattı:
“Metni ilk okuduğumda beni en çok etkileyen şey karakterin yalnızlığı ve yaşadığı içsel çatışma oldu. Hikâyeyi okurken kendimden de parçalar buldum. Özellikle başarının gerçekten ne olduğu, insanın kendini neyle tanımladığı ve hayatta neyin değerli olduğu üzerine düşünmeye başladım.
Beni etkileyen bir diğer unsur ise oyunun bunu doğrudan anlatmak yerine semboller üzerinden kurmasıydı. Mektup, Kanatlı Karınca ve Gölge Adam aslında karakterin iç dünyasının farklı parçalarıydı. Bu semboller sayesinde hikâye sadece bir karakterin yaşadıklarını değil; hepimizin zaman zaman yaşadığı korkuları, hayalleri ve yüzleşmeleri anlatıyordu.
O an bunun sadece sahnede anlatılacak bir hikâye olmadığını hissettim. Seyirciyi de aynı sorgulamaya davet edecek güçlü bir anlatı olduğunu düşündüm. Bu yüzden “Kanatlı Karınca”yı sahneye taşımak istedim. Amacım, seyircinin salondan çıkarken yalnızca oyunu değil, kendi hayatını da düşünmesi ve ‘Gerçek başarı nedir?’, ‘Hayatımdaki seçimler gerçekten bana mı ait?’ gibi soruları kendine sormasıydı.”
Kıymaz, sözlerine oyunun psikolojik atmosferini ve görünmeyen baskı hissini sahneye taşırken benimsediği yönetmenlik tercihlerini anlatarak devam etti. Oyunun en önemli meselesinin, seyircinin yalnızca karakteri dışarıdan izlemekle kalmayıp onun zihninin içine girebilmesi olduğunu vurgulayan Kıymaz, rejiyi yalnızca bir adamın odası olarak değil, karakterin zihnini yansıtan bir alan olarak kurguladığını söyledi.
Velat Kıymaz, rejiyi oluşturma sürecini şu sözlerle anlattı:
“Psikolojik atmosferi oluştururken ilk olarak ışık tasarımına büyük önem verdik. Işığın, karakterin ruh hâlini, yalnızlığını ve yaşadığı baskıyı görünür kılan en güçlü anlatım araçlarından biri olmasını istedim.
Bunun yanında ses tasarımı da oyunun psikolojik yapısını destekleyen temel unsurlardan biri oldu. Oyunda kullandığımız rahatsız edici ses, karakterin zihnindeki Gölge Adam’ın ortaya çıkmasını tetikliyor. Gölge Adam; karakterin bastırdığı korkuların, toplum baskısının ve iç sesinin bir yansıması. Seyirci bu sesi her duyduğunda yalnızca bir efekt duymuyor, karakterin zihnindeki çatışmayı da hissediyor.”
“Dekoru özellikle sade tuttuk”
“Sahnedeki her nesnenin de bir anlamı olmasını istedim. Dağınık kitaplar karakterin zihnindeki karmaşayı temsil ederken, tavandan asılı kâğıtlar onun hayatına dokunan şiirleri ve düşünceleri simgeliyor. Oyunun merkezindeki mektup ise yalnızca bir aksesuar değil; karakterin kendi korkularıyla, hayalleriyle ve benliğiyle yüzleşme cesaretinin somut bir karşılığı. Her mektubu açma girişiminin rahatsız edici bir sesle kesilmesi de bu yüzleşmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Dekoru özellikle sade tuttuk. Çünkü sahnedeki her unsurun oyuncunun performansını desteklemesini istedim. Böylece seyirci yalnızca bir hikâye izlemiyor; karakterin yaşadığı yalnızlığı, baskıyı ve içsel çatışmayı hissedebiliyor.”
Kıymaz, tek kişilik bir oyunda oyuncunun beden dilinin en az dekor kadar belirleyici olduğuna dikkat çekerek, “Tek kişilik bir oyunda oyuncunun bedeni de en az dekor kadar önemliydi. Berat Emre Kaya’nın beden diliyle karakterler ve ruh hâlleri arasında kurduğu geçişler, oyunun psikolojik yapısını güçlendirdi” dedi.

Berat Emre Kaya ise karakteri canlandırma sürecinde kendisini en çok zorlayan noktaların, karakterin iç dünyasını ve yaşadığı çatışmayı sahneye taşımak olduğunu söyledi. Kaya, bu süreci şu sözlerle anlattı:
“Beni en çok zorlayan nokta, karakterin kendi benliğiyle toplumun ondan görmek istediği kişi arasındaki mücadeleyi sahnede görünür kılmaktı. Özellikle ikinci kişiliği, yani karakterin içinde büyüyen yargılayıcı ve baskıcı sesi fiziksel olarak yaratmak oldukça zordu. Ses, beden, ritim ve duygu geçişleriyle iki farklı karakteri aynı bedende hissettirmeye çalıştım. Yaklaşık 60 dakika boyunca bu çatışmayı canlı tutmak, oyunun en yorucu ama aynı zamanda en geliştirici tarafıydı.”
Oyunun ilk gösteriminin DasDas’ı tamamen doldurmasına ve seyircilerin dakikalarca ayakta alkışlamasına değinen Veysel Karani Gem, gördükleri ilginin beklentilerinin de ötesinde olduğunu söyledi.
Gem, kendileri için en değerli kazanımın ise oyunun her izleyicide farklı bir duyguya dokunması ve bir farkındalık yaratması olduğunu ifade etti.
Bağımsız bir ekibin geniş bir seyirci kitlesine ulaşmasında DasDas İstinye‘nin desteğinin büyük rol oynadığını vurgulayan Gem, nitelikli yapımlara alan açan köklü bir sanat kurumunun kendilerine güvenerek sahnesini açmasının önemli bir fırsat sunduğunu vurguladı. Bu desteğin seyirciyle buluşmalarını kolaylaştırdığını dile getiren Gem, DasDas İstinye’ye duydukları güven ve verdikleri destek için teşekkür etti.
Kendi hayalini yaşamak…
Berat Emre Kaya ise ilk gösterimin sonunda gelen uzun süreli alkışların çok duygusal ve unutulmaz bir an olduğunu şu sözlerle anlattı:
“Aylarca verdiğimiz emeğin seyirciye geçtiğini, karakterin onlarda gerçek bir karşılık bulduğunu hissettim. Oyunda anlattığımız mücadelenin yalnızca bize ait olmadığını, seyircinin de kendi hayatında benzer çatışmalar yaşadığını görmek beni çok etkiledi.”
“Kanatlı Karınca”nın bugünün izleyicisine verdiği mesajın kişinin kendisine dönüp bakması gerektiği üzerinden yorumlayan Velat Kıymaz, “Gerçekten kendi hayatını mı yaşıyorsun, yoksa senden beklenen hayatı mı?” diye sordu. Kıymaz sözlerine şöyle devam etti:
“Bazen farkında olmadan kendi hayallerimizi bir kenara bırakıp başkalarının bizden beklediği hayatı yaşamaya başlıyoruz. Başarılarımızı da kendi mutluluğumuz için değil, başkalarını memnun etmek için biriktiriyoruz. Oysa insanın en büyük başarısı, kendi hayalini yaşayabilmesi. Başkalarının hayallerini gerçekleştirmek uğruna kendi hayatından vazgeçmek yerine, önce kendi yolunu bulması gerekiyor.
Gerçek başarı, başkalarının beklentilerine göre yaşamak değil; insanın kendi olabilmesi, kendi seçimlerini yapabilmesi ve kendi hayatını yaşayabilmesi. Eğer seyirci oyundan çıktıktan sonra bunları düşünmeye devam ediyorsa, bence “Kanatlı Karınca” amacına ulaşmıştır.”