Kulaklarım patlayacak sanırım. Bu çocuğu trompetle buluşturan ailesinin kulaklarında çınlamak istiyorum. Çocuk piston tuşlarına basmasını beceremiyor. Ağızlığı temizlemesini unuttuğu için tükürük birikintileri ağzına koca erik sokmuş konuşmaya çalışan birinin sesi gibi sesler çıkarıyor. Sahil iyiden iyiye kalabalıklaşmaya başladı. Çok utanıyorum, çok! Çocuğun kötü çaldığını değil benim arızalı olduğumu düşünecekler. Annesi ona bol bol prova yapmasını söylemişti. O ise kelimelere istediği gibi anlam yüklemiş. Gitmiş meydandaki Pruva’da saatlerce oturmuş. Boş boş! Annesi saçını başını yoldu ama nafile. “Hazır değilsin.” dedi, çocuk kabul etmedi. Olan bana oldu. En öndeki gözlüklü amcaya bak. Sanki ateş üstünde yürütüyorlar. Suratı acıdan yamulmuş. Sadece o mu? Neredeyse herkes maske takmış gibi aynı acılı ifadeyle karşıdan bana bakıyor. Kimse kalkıp gidemiyor da çünkü bizden sonra program oldukça güzel. Ben de olsam beni dinlemeye zorla katlanırdım.
Şuraya bak! Annesi tam karşıya geçmiş şeflik yapıyor. Kadının hareketlerini dikkate alsam Vezüv patlaması yaşatırım burada. Hep hırslı anne babaların işi bu; çocuklarının kabiliyetlerini keşfetmeden kendi arzularının rotasında yol alsın istiyorlar. Ama çocuk yol alacağına su alıyor, battı batacak. Beni de kendiyle dibe çekiyor. Ah be, hakikatli bir trompetçinin eline düşecektim ki görsünler bakalım nasıl öttürüyorum zili. Öhö öhö! Pardon, öttürüyoruz. Bu tek taraflı bir iş değil. Trompetçi ve trompet, biz bir ekibiz. Uyum ve armoni içinde çalmalıyız. Ağızlık temizlenecek, dengeli üflenecek, pistonlara iyice ve nazikçe basılacak, ki ben de zilden o şahane melodileri çıkarabileyim.
Ben düşüncelere dalmışken insanların yüzleri aydınlanıyor. Küçük bir kırlangıç pike yaparak zilimden içeri giriyor. Ben bir tarafa, çocuk diğer tarafa savruluyoruz. Pistonlarım ayaklar altında gözden yitiyor.