Bu yazıda, bu paragraf hariç, yazım ve dil bilgisi kurallarına uygunluk aramamanız önemle tavsiye edilir. Hoş, bu paragrafta da kurallara ne ölçüde uyacağım konusunda emin değilim. Demem o ki, bu yazıdaki tüm anlatım bozuklukları dahil olmak üzere her türlü hata bizzat benim elimden çıkmış olup editörlerin bu hususta herhangi bir dahli ya da müdahalesi bulunmamaktadır. Zira bu yazı, hatalar yazısıdır.
geçen gün konuşuyorduk. Konu döndü dolaştı yazdıklarıma geldi. Yazmak hayatımın her daim bir yerlerinde olsa da her daim ayrı bir odaklanma gerektirmiştir. Zira ne yazacağım konusu hep bir meseledir. Yaratıcı düşünce eksikliğimi dersiniz yoksa yazılan her şeye hakimiyet saplantısı mı bilmiyorum. Ancak çoğunlukla en konforlu alan dediğim anılardan çıktım hep yola. Yazdıkça fikirlerimin değiştiği oldu. Ama yazının en zor kısmı bu yazıya kadar yazılarımda bahsetmediğim kimlikler bütünüydü.
yazıda lugata bağlı kalmak, yazıda bir gramer kuralları manzumesini sıkı sıkıya takip etmek. Bunlar bir kaç yıla kadar edebiyat denince yazıyı yazan kişinin üzerinde otomotik olarak oluşan beklentilerdi. Evet sayın okur otomatik değil otomatik. Zira hangisinin doğru olduğuna ben karar vermedim. Benim vermediğim bir karar sebebiyle kullanacağım kelimeleri sen de çok takma. Zira bu yazıyı bir yapayzeka ajanı da pek tabii yazmış olabilirdi. Ve o kesinlikle otomotik değil otomatik olarak yazardı. Zira lugatça doğru olan oydu. Ancak otomatik tam da sanat dediğimiz şey oluyor.
başka ne yapardı yapay zeka. Mesala bu kelimeyi de doğrusu ile yazardı. Zira yapay zeka tombul baş bardak sendromunundan dan muzdarip olmayacaktı. Yapay zekanın halusülasyon körü olduğunu iddia etmiyorum. Aksine o körlük bana ait. Evet neticeten ilk kimliğe ulaşmış durumdayız. Zira ilk kimliğim gerçi henüz kimliklerimin sıralamasını da yapmış değilim ama, kimliklerimden bu yazıda ilk bahsedeceğim körlük kimliğim. Nüfuz ve nüfus cüzdanlarımdan çıkartmadan ilk bakışta ahanda bu kör denecek kadar çıplak bir kimlik. Oysa ben yazılarımda bu kimlik yokmuş gibi davranmaya çalıştım . Zira anlatının evrensel olabilmesi için yazar anılarını bile anlatsa olabildiğince kimliğinin dışında kalması berkir ve bu kimliksizlikle anlatması gerekir gibi bir sapık düşünceye sahiptim. Oysa yaz elinden geldiği gibi. Değil mi?
dat değil işte öyle her ağzına geleni söyleyemeyeceğin gibi her eline geleni de yazamazsın. Zira okur düze3n ister, okur okumaz ne saçma bir yazar.diyebilir. daha türkçenin temel imla kurallarından habersiz diye düşünebilir. Ayrıca zamanlar kaymış. Tırnaklar yok. Noktalamalar keyfe keder kullanılmış diyebilir. Ebrlriri biraz fazla kesin der. Tamda bu sebepten yazıyo kontrol etmekle yükümlü kişiler bu yazı olmamış demek yerine imla hataları var biz bunun altından kalkamayız bize imlası düzgün yazılar gönderin diye de dönüş yapabilir. O sirada ben elimden geldiği gibi yazmaya devam ke.
ha burs bütün bir elimden gelmişlikte yok. İmla sapıklığı devam ediyor. Zira yazının tamda burasına kadar back space tuşuna kaç defa bastığımı sayamadım. Zira hala hatalardan korkar bir yazı içindeyim. Merak ediyorum bu yazının sonuna gelince yazım gerçekten özgürleşebilecek mi?
yazı dediğin şey odaklanmak istiyor. Odaklanmak için yazıya girdikten sonra tombiş başbarnak sendromu sebebiyle kelimlerin arasına girişen gereksiz harfler. Uzun süre yazmadıysan zayıflayan klavye kontrolünü yeterince anlattıysam diğer meselelere geçiyoruz.
yazıya fazla odaklanmak bütün kuralları unutmak ve sadece o an yazacağın şeye odaklanmak da getirir. Mesela yazıya başlarsın hele bir de duygusal git geller yaşadığın bir yazı yazıyorsan duygular yazar yazıyı. Duyguda geniş zamanla mı hissettin, şimdiki zamanla mı devam edersin? Dili geçmiş zaman mı yok mişkli mi olmalıydı bir birine karışabilir. Ve yazıya aşırı odaklanmışsan senin için en önemli olan şey yazdıkların değil o sıra ne yazdığın olabilir. Böylece satmışım bu zamanın kiplerini moduna geçebilirsin. Bu da insan olmanın getirizi değil mi? Oysa daha deminde dedim gibi halüsülasyon körü olmadığını idda etmediğim ki bunun da gerçeğinin iddia olduğunu biliyorum da bu konuya ilerde geliriz inşallah. Ne diyordum halüsülasyon körü olmadığını bildiğim yapay zeka hata yapacakken dahi bir algoritma ve sistematik üzerinden ilerliyor. Zira yapay zeka denen nane evet biraz da argo ifadeler de kullanacağız. Zira argosuz dil yoktur. Yani olmasa da ii olur. Neyse yapay zeka denen zımbırtı birler ve 0’lar üzerinden kurgulanmış baynori sistemlerdir. Doyasısı ile daha önce kendisine öğretilmemiş bir şeyi düşünüp çıkartması teorik olarak mümkün değildir. Bu çıktının bağımsızlığı ve çıktının orjinalliği değildir. Edebiyat bir bilim ise yazılım ile bu bilim bir makineye pek tabi öğretilebilir. Ve makine bu bilimler ışığında mükemmel ürünler ortaya çıkrabilir. Bu mükemmellik daha çok teknik bir mükemmellik olacaktır.
anılar diyorduk başlıkta merak etmeyin hatırlıyorum yavaş yavaş ilerliyoruz. Burada baş çavuşun algoritması yok. Biz burada bir cafede bu yazıyı yazmaya çalışan, aklı ara ara çalan müziğe takılan, ara ara bölünen ara ara höpürdeterek çay içen fani varlıklarız. Anılara da geliriz inşallah .ahanda şimdi bir de mesaj geldi. Bizde bölünmeler bitmez, bitmedi, bitmeyecek, bitmiyor, bitmemiş. Neyse bütün zaman kiplerini kullanıp yazıyı eşitlediysek kalan kısımda daha rahat hareket edebiliriz.
ne diyorduk bak dağıldık. İşte konudan kopmayı alatırken tam da konudan koptuk. Yazının öncesini kontrol etmemeye yemin etmiş gibi hafızamı zorlayarak bulmaya çalışacağız. Bayneri sitem ediyorduk. Evet bunun yazımında dahi yeknesak davranmıyorum. Zira bahsettiğim ilk kimliğim olan körlük sebebiyle çoğunlukla yazılıştan ziyade mana odaklı yaşıyorum. Zira kelimeyi ilk duyduğum yer, kelimeyi ilk algıladığım bilgi dağarcığı okuyarak değil de dinleyerek öğrenme geleneğinin bir parçası. Zira bir kelimeyi yanlış öğrendiysem onu düzeltmek yıllar alabiliyor. Mesela ikili sayı tabanının bilimsel adını yüzyüze konuşurken gayet muntazaman doğru telafuz ederken yazılıda hangisi doğru emin olamıyorum.
tabi bu da değil şive denen bir realite var. Ve ana şivede yaşam tartışılmalı. İlkokulda körler okuluna yatılı okula Antep’e gidene kadar evet ben de biliyorum özel adlar büyük harfle başlar da orada yaşadığım 9 yıl sonrasında içimden antebi büyük harfle yazmak gelmiyor. Siz yabancılık çekmeyin diye bu defa apostrofu da kaldırdım pçtk ünlüleri bcdg kuralına da uygun davrandım. Evet itiraz etme ben de biliyorum bu kural özel adlarda kullanılmaz. Ve evet ben de biliyorum yer isimleri özel addır. Hatta şehrin bir de gazi sıfatı vardır. 25 aralıkta düşman işgalinden kurtulmuştur. Falan filan. Ha bir de son dönemde çıkan gastronomi piarı evet benim için piar zira pr olsaydı herkes pr derdi piar olunca ben de böyle yazıyorum. Neyse işte antebe gidene kadar ezan yerine azan sela yerine de salay diyordum. Ve yaklaşık 9-10 yaşıma kadar da doğrusunun o olduğunu düşünüyordum. Zira diyarbakırda annem konuşurken bu kelimlerle öğretti. Yanlış anlamayın burada kürtçe fetişizmine girmeyeceğim. Zira zazayım. Alın size iki kimlik daha. Ne işinize yarayacak bilmiyorum ama annem ilk okulu dahi bitirmemiş bir kadın. Okur yazar değil demeyeceğim kadar Arapça okurluğu var. Kendimi bildim bileli kuran okur. Türkçe okumaya gelince okur ara ara bir şeyler yazar. Mesela telefon numarası, mesela yemek tarifi, mesela yazması gereken bir şey olursa o. Tabi yıllar içinde okuması da yazması da biraz mesafe katetti annemin ikinci dili olan türkçede. Gerçi annem için ilk dili ile ikinci dili arasında tercihli bir durum olmayacak kadar türkçesi düzgün. Sadece şive var. Ben de istanbul türkçesi demedim nihayetinde. Hatta bir çok hemşehrisinden daha fazla istanbul türkçesine yakın konuşur. İşte ben de yer yer annemden, yer yer annemden bir nebze daha fazla okumuş babamda öğrendim bir çok kelimeyi. Mesela trol kelimesinin bu bahsettiğim sosyal medya trolü değil balık ağı olan kelime yanlış biliyorsam lütfen kendinize saklayın zira ben 40 yaşımın sonrasına da öğrenecek bir şeyler kalırsa hayata daha sıkı bağlanacağımı düşünüyorum. Trol diyorduk kelimesinin yerine yıllarca tor kelimesini kullandım. Zira biz dile nehrine, mardindeki çemereşe ha da piknik için gittiğimiz başka akarsuların olduğu yerlerde balığı trol ağı ile değil tor ile tutuyorduk. Ben de bunu böyle öğrenmişim. Hem lugatı fasih aşçısı kim? Geçen turgut uyarın bir şiirine denk geldim. Hatırlayamadım şimdi hangi şiiri olduğunu. Aynı şey cemal Süreya şiirinde vardı. Hatta aziz nesinde, Rıfat ılgazda da karşılaştım. Bolca tütünden mamül bağımlılık aracına cigara ya da civara yazmışlardı. Oysa bu gün bir yazıda bu tabiri sigara yerine kullandığımızda her an özendirme suçunun dolaylarında dolaşabiliriz. Oysa sigaranın dahi lanet bir şey olduğunun farkındayken neden başka bir şeyi özendilerim değil mi sayın okur.
nasıl keyfin yerinde mi akıyor mu yazı? Yoksa bu deli saçmalamış diye kapatmanın mı eşiğindesin. Olmadı sonra tekrar bakarsın. Bir fikir çıkabilecek mi b enim de fikrim yok daha. Yazı diyorduk böyledir. Bazen yazar yazının sonuna gelince fikir edinir. Yazmanın en güzel yanı da bu işte kalanı sence de fazla diktatörce değil mi?
yapay zeka her haltı yapıyor. Resim çiziyor, edebiyat yapıyor, müzik yapıyor. Video dahi oluşturuyor. Bunların tamamını yaparken bir makine ne yapacağız hep beraber elimizi kolumuzu bağlayıp makineye teslim mi olacağız. Ya da bir edebiyat dergisinde yapılacak en büyük hatalardan biri olan dünya klasikleri arasında yer alan ilk roman kabul edilen donkişot’un adını yanlış yazma riskini üstlenip yolumuza devam mı edeceğiz. Evet ben de biliyorum soru cümleleri soru işaretiyle biter. Ama yapay zeka da biliyor soru cümleleri soru işareti ile biter. Ve yapay zeka teknikte benden daha mahirdir. Hatta bu yazıyı versek bize bir kaç saniyede okurken bunalacak sözlük faşisti bir editörden kat kat daha hızlı sözlük faşistliği yapabilir.
neyse teknik kısmı konuştuk ve anlaşamadıysak devam edelim. Alaştıklarımız kusura bakmasın onlar beni anlıyordur. Kişi anlaşamadığı kişilere daha çok başka argüman götürür. Zaten anlaştıklarımız ve bizi anlayanlar bize uzun laflar da söylemeye gerek bırakmazlar. Boşa mı edebiyatın ve mizahın baskı altında gelişmesi. Neyse4 politik konulara girmeden devam edelim. Zira bu yazıyı yapay zeka yazmadığı için ve silivrinin soğuk değil çok uzak olduğunu bildiğim için yazıları sanat çerçevesinde tutuyor gibi yapmaya devam edelim. Sanki baskı dediğimiz şey mikro iktidar alanlarına ve hatta kişinin bünyesine oto sansür olarak tesir etmemişcesine….
konu ya da mana meselesine gelince geçen konuşuyorduk işte yazmak üzerine. Anıları yazmamı hadsizlik olarak tanımlıyordum. Ben kimim ki anım olsun diye düşünmeye başlamıştım. Evet çok genç yaşlarda başlıyor insanlar yazmaya. Aralarında 20li yaşlarda yazmaya başlayanlar olduğu gibi onlu yaşlarda da yazmanın tadına varmış ve yazmaya başlamış çocuk işçiler de var. Ne yani edebiyat bir iş değil mi? Siz bilirsiniz. Ben yazıma devam ediyorum. Ama bu kişiler genelde yazılarında ya şiir, yahut kurgu anlatırlar anı ise yazmaya başlamak için çok riskli bir alan. Zira anılarınızın merak edilmesi gerekmesi kadar bir okunma filtresiyle karşı karşıyasınız. Evet cümleye girip cümleden çıkamamamak ve cümleyi böyle bitsin diye bağlamak da yazımıza dahil. Neyse ,şte anı yazmak için aşırı ünsüzüm. Diye düşünüyordum. Kurgu yazıyor olsaydım belki daha mı başka olurdu bilmiyorum. Ama işte tam bu anda imdadıma yetişti yapay zeka. Anılarımı artık ona yazdırıyorum. Şaka tabii. Mesele şu yapay zekanın anı yazması teorik olarak mümkün değil. Zira ilkokula dönersek hikaye ve romanın tanımı yaşanmış ve yaşanması muhtemel olaylar olarak öğretildi. Fantastik kurgu türünü hiç okumamış özel eğitim öğretmenleri tarafından. Onların da suçu yok onlara da muhtemelen fantastik edebiyattan haberdar olmayan bakanlık böyle talimat vermiştir. Nihayetinde üniter devletiz. Üniter devletin ünü de istanbul . Gerçi biz ün tarafından değil de ter tarafından sınava çekildik. Zira trt dili ve edebiyatı bakanlık müfredatı falan filan. Yoksa İstanbul dünyanın en kapsayıcı şehr. Neyse istanbul övgülerimi bu yazıda harcamayayım. Zira istanbul sen …
neyse işte fantastik kurgu edebiyatından uzakta öğrendik. Zira daha yüzüklerin efendisi üçlemesi filme çekilmemiş, heri patır evet duyduğum gibi yazıyorum. Yazı benim keyif benim kahyaya sordum o un da bir itirazı yok. İşte bu şekliyle düşündüğümüzde yaşanması muhtemel hikayeler ihtimal ve olasılık matematiğine dahildir. Ki kaldı ki antik yunandan bu yana hikaye anlatımı aynı çerçeveye dayanır goygoycu ile güneş altında keşfedecek yeni bir şey yok zırvasını düşünürsek yapay zekanın yaşanmamış şeyleri en mükemmel haliyle yazması kaçınılmaz. Burada teknik hatasızılığın ötesinde bir şeyden bahsediyorum. Veri fetişi çağın tüm verilerini erişime açık olduğu dönemde yapay zekanın neyin yaşanıp neyin yaşanamayacak olduğuna karar vermesi ve buna uygun yazı yazması çok da zor bir ihtimal değil.
ama işte anılar. Şimdi gözümde canlanmadılar. Çünkü ben körüm. Ama anılar her daim havfızamdalar. Şte yapay zekanın anı yazması teorik olarak mü kün değil. Çünkü anı dediğimiz şeyi yaşayan kişinin yazması lazım gelir. Zira anı ya da hatıra her ne adı kullamak isterseniz o işte. Bu türde bir yazı yazmak için temel olan gereklilik yazı kabiliyeti değil. Yazı kabiliyeti olasılıklar dairesinde öğrenilebilir. Ancak yaşamak canlılara mahsus. Canlı olmayan bir şeyin anısı olmaz. Eşyalar için anı değil hikayedir o. Bakın ben de sizin seviyenize geldim sayın alaşamadığımız lugat faşisti okur. Ben de insanların hangi kelimeyi neye kullanabileceklerine dair ahkam kestim. Gerçi yazmak tek başına bu iş ya…
işte geçen konuşuyorduk anılarımı kim neden okusun diye falan saçmaladığımdan bahsediyordum. Ama işte şimdi tam da anı zamanı. Zira matbaa icat oldu diye hattatlık ölmedi, tekstil sanayileşti diye terzilik ölmedi, fotoğraf makinesi icad oldu diye resim, video kaydı icad oldu diye fotoğraf ölmedi. Aksine her mecra kendi sanat fenomeni oluşturdu. Mesele makinenin ne iş yaptığı değil makineyi kulannanın ne çıkartmayı arzuladığı.
şimdi bir özette son kimliğimden bahsedeyim telif meselesi. Telif dediğimiz şey esasında fikre dair bir koruma getirmez. Birden fazla insanın aynı olaydan yola çıkarak bir hikaye anlatması, biri şiir yazarken birinin nutuk çekmesi başka birinin komedi skeci yazması gayet doğal bir şey. Hatta iki komiğin aynı olaydan başka şakalar çıkartması da. İki farklı şairin aynı hissi dahi farklı anlatması da. Bunlar tamamen anılarla entegre. Zira öğrenilenler de anılara dahil. Zira değer yargıları da anılara dahil. İşte tam da bu mesele kısmında telif koruması mükemmellik üzerinde değil. O ifadenin o müellifi tanıyan tarafından o müellife atfedilip atfedilememesinde. Yani dışarıdan hata olarak görünen bazı ifadelerin ısrarlı kullanımında. Aynı hataların tekrarında. Zira hususiyet ancak takliti kabil olmadığında hususiyettir. Tam da öyle değil ama biraz da biz ahkam keselim. Zira hataları okura bir yer de şirin göstermem lazım. Neyse işin şakası bir yana hatalar kişinin kimliğini inşa eder. Bu kimlikler bütün de değer yargılarını ve neticede sanatçının hususiyeti ortaya çıkar. O zaman istanbulu Orhan veli başka tefrik Fikret başka anlatır. Zira istanbul aynı istanbuldur.
geçen konuşuyorduk anılarımı kim ne yapsın diye düşünüyordum. Ama anıları ı biri bir şey yapsın diye değil ben yaşadım. Ben de var oldum demek için yazma zamanı. Zira kentsel dönüşüm ülkesinde inovasyon çılgınlığı çağında hatırlamak, hatırlatmak, unutmamak ve vaz geçmemek lazım. Tam da bu sebepten tüm anlatımlarım yoğun aı sosunda. Bu sebeple yaşanmışlıklarım çok ama çok değerli iyi ki varsınız…