1967’de İzmir’de doğdu. Bu coğrafyanın çeşitli bölgelerinde okul anıları ve güzel arkadaşlar biriktire biriktire Ankara’ya üniversite okumaya gitti. Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi bölümünü bitirdi ve aynı şehirde kaldı. ODTÜ’de on beş yıl öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra, İstanbul’un çağrısına kulak verdi. Sabancı Üniversitesi’nde on yedi yıl akademisyenlik yapıp emekli oldu.
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Kültürel İncelemeler bölümünde yüksek lisans yaptı. Halk bilimi, sosyoloji, tarih ve felsefe okudu. Kurumsal iletişim uzmanı da oldu.
Çeşitli dergilerde Türk yazarları ve kitapları üzerine araştırma/inceleme yazıları yayımlanmış, çocuk edebiyatı/çocuk edebiyatı yazarları hakkında konferanslar vermiştir. Şiir, özel ilgi alanıdır. Şiirleri ve yazıları, edebiyat ve sanat dergilerinde yayımlanmaktadır.

Bugüne en uzak eylem nedir deseler, bir an bile tereddüt etmeden “yeterli okuma” der miyim acaba? Bu yazıda biraz kafanızı karıştırmaya talibim.

Bu coğrafyada yılda yaklaşık altmış bin yeni kitap basılıyor(muş). Bu bilginin bize ne gibi bir yararı var şimdi? Bir düşünelim mi? Mesela bu kitapların kaçı hangi konuda ya da türde? Yine mesela şiir, bu binlerce kitabın içinde kendine neden sağlam bir yer edinemiyor bir türlü?

Oysa şiir ilginç bir okuma biçimi olabilir. İçinde estetik barındırması şarttır ya; okuyana, en az yazanı kadar estetik serpiştirir muhtemelen. Yaratıcılık ve üretkenlik gerektirir ya şiir; okuyan da en az yazanı kadar üretken olmalıdır o dizelerin açtığı kapı, pencere, baca ne varsa içeri sızarken. Gözünü, dimağını ve zihnini dört kere bin beş yüz kadar açmalıdır mesela…

Bu coğrafyada her yıl basılan bunca kitabın okunmuş sayılması için her birinin en az yüz kişi tarafından okunması gerekiyor. Bir istatistik hesabıyla okumayanların oranı yüzde seksenlere yaklaşıyor. Yani şiir yine kayboluyor siyah bulutların ardında.

Niye şiir?

Çünkü şiir meşakkatli bir türdür. Okuması bir irade ister. İçimizden geçmesine izin vermek o kadar kolay değildir; o yüzden uzak durmayı seçer çoğu ölümlü…

Bir şairin kitabını, şairlerin kitaplarını dantel dantel okumak; her dizenin hakkını aramak, hakkını vermek kolay değildir. Ekrandan size ulaşan şiir de içinizdeki hevesi karşılamayabilir. Şiir en çok basılı okunmalıdır. Şairin düşlerini, düşüncelerini en iyi basılmış hâli bırakır ellerinize; oradan da gönüllerinize.

Bir direnişin en söze bürünmüş hâlidir şiir. Okuma serüveninde en uzakta kalmış türdür işte.

Bu satırları özellikle şiire ayırmak istedim; zira her gün en az bir öykü, deneme ya da makale ve hatta bir romandan en az otuz kırk sayfa okuduğunuzu varsaydım. Yazının başında belirttim ya, kafa karıştırmaya talibim.

Tabletlerde yazılanların günümüzde elektronik tabletlerden de okunması gülümsetiyor insanı. Hızlı mesajlarla iletişim kurarken kullandığımız çizimler, yani emoji dediğimiz işaretler, mağara duvarlarında da kullanılmış. Bütün bu yazılanlar farklı okumalara kapı açıyor mu, bir vakte kadar içimizdeki yangını söndürmeye yardım ediyor mu, bilemedim buradan bakınca.

Baştan sona bir direniş, bir ortaya koyuş biçimidir yazmak. Cesaret işidir… Bu cesarete ortak olabilme işi de okumanın ta kendisidir. Satır aralarında anlatılanı ya da kelimelerle anlatılmayanı, bırakılan boşlukların nasıl derinlere daldığını idrak edebilme cesaretidir okumak…

Bunca ve binlerce kitabın gözlerden zihinlere yolculayan sözcüklerinin sıra sıra bizde birikmesi meselesi azımsanamayacak bir durum aslında. Yazmasalardı olmazdı; okumazsak asla devredilemeyecek bir durum yaşanırdı.

Her güne bir şiir yerleştirsek ve zihinleri dolduran yepyeni sözlerle baksak dünyaya… Küllerden doğsa yaşamak denen inatlaşma, herkese ve her şeye rağmen…

Bir yenice okuma biçimi…

Şairin ağlayışını duyup gözyaşını silmeden, mısralarda yolculuğun kifayetsizliğinin üstesinden gelmek; vicdanı devreden hiç çıkarmamak için okumak mesela… Böyle bir okuma biçimi arayıp bulmak… Mümkün mü?

Yüzde kaçtı yeterince okuma? Yüzde kaçtı güne şiirle başlayıp, her şeye ve herkese inat; duyduğuna çok da inanmadan, zıvanadan çıkmadan yeni bir yol bulma ve gülümsemeyi seçme?

Bir tepeye çıkmaya gerek yok belki. Sözcüklerin içinde saklı; farklı bir okumayla vicdan, saygı ve hatta sevgi keşfi mümkün.

Ezber de yapılabilir belki başlangıçta, kısa bir süre. Sonra herkes kendi ayak sesini tanır.

Şiir duyulsun, şiir okunsun farklı bir seyir için.

Vicdan kapıyı çala çala yoruldu. Şiirde saklıymış da görebilseymişiz iyiymiş.

Şairi siz seçin, şiir sizi bulur…