1973 Ankara doğumlu bir kıvırcık.

İlk, orta, lise eğitimini başkentte tamamlayarak, bu zincire bir halka olarak Hacettepe Üniversitesi Ev İdaresi ve Aile Ekonomisi Bölümü’nü de ekleyen bir hayat gözlemcisi.  

Ortaokul sıralarında otururken kaleminden dökülen bir kompozisyonun yarattığı heyecanla kelimelerin ucundan tutmaya çalışan, üniversite yıllarında da yazının kokusunu keşfeden bir kitap arsızı.

Pek çok beceri kursunu kovalayıp yakalayan bir düş tasarımcısı.

2022 Mart ve Nisan aylarında “Edebiyat Blog”da ilk yazıları, Kalem İzleri ile 100.yılda İz Bırakan Kalemler adlı kolektif kitaplarda da hikâyeleri yayınlanan ve ardından Süpürge Otu adlı bağımsız kitabının coşkusunu yaşayan bir mavi su tutkunu. 

Yaşamı turuncuya boyamaya çalışan bir heyecan avcısı.

Merak zillerinin çaldığı soruları, öğrencilerinin ceplerine yerleştirmeye çalışan bir öğretmen.

Renklerini doğru yolda bulmalarına rehberlik eden iki gencin annesi.

Karşılıklı “İyi ki” denilen bir eş.

Başladı yine. 

İşte tam da benimkinden beklenen davranışlar. Eğlencelik sergi vallahi. Al eline çekirdeği, seyret dur.

Her şeyi çok bildiğini düşünen bu zavallı genç adam, benim sahibim. Yani sahibim olduğunu sanıyor. Değil dakika, saniye ayırmaz beni yanından. Dişlerini salyangoz hızıyla fırçalarken lavabonun kenarındayım; ayakkabısını giyerken ayakkabılığın üzerinde, uyurken yastığının altında, yemek yerken tabağının dibinde, metroda elinde, yürürken cebinde, arkadaşlarıyla birlikteyken elinde olmasam da gözünün önündeyim.

 “Bütün işlerimi buradan bağlıyorum. Yani benim için zorunluluk maalesef.” diye söylenip kendini acındırır ya… Gülmekten karnıma ağrılar girer.

Birazdan ona oynayacağım oyundan habersiz, iş yerinde yine benim üzerimden havasını atmaya başladı. İşte şöyle son model, böyle yüksek çözünürlüklü, hafızası güçlü, bataryası inanılmaz uzun süreli… 

Benden söz açınca herkes bakışlarını devirerek oflamaya başlıyor ama farkında değil. 

İşte başlıyoruz. 

Bir iki kez sinyal verdim.

 “Allah Allah, şarjı vardı. Niye sinyal verdi ki?” 

 Kimseye bir şey çaktırmadan aceleyle avuçladı beni. Birkaç sinyalden sonra kapatıverdim kendimi. Evet daha şarjım var ama yazılımımda bilmediği bir detayla onu biraz kıvrandırmak niyetindeyim.

Şaşkınlıkla ayağa kalkıp gezinmeye başladı bile. Adımları sık ve sert. Telaşla açma kapama tuşuma basıp duruyor. Bir eli başında. Saçlarını kaşıyor mu çekiştiriyor mu tam göremiyorum serçe parmağının yardımıyla. Cebinden aceleyle çıkarttığı sigarasının eğrildiğinin farkında olmadan dudaklarının arasına yerleştirdikten sonra bu sefer de çakmağın derdine düştü. Ceplerini hızlı parmak hareketleriyle yoklayıp masasının üzerini karıştırdı. Birkaç defter, kâğıt parçası, kalem yere saçıldı. Bulduğu çakmakla tam sigarasını yakacaktı ki patronuyla göz göze geldi. Titreyen parmaklarıyla eğrilmiş sigarasını dudaklarından kurtarırken, alay eden kahkahalarımı yüzüne fırlattım. Anlayana tabii…Şimdi de hep umut işte.