İstanbul'da dünyaya geldi. Akdeniz Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nde öğrenimine devam etmektedir.

Edebiyat dünyası yüzyıllardır seçici ve adaletsiz kurallarla yönetildi. Tarih; sırf kadın olduğu için eserleri basılmayan, bu yüzden erkek mahlaslarının arkasına saklanarak yazmak zorunda kalan kadın yazarlarla dolu. Bazı kelimeler, fikirler ve edebî akımlar tamamen yasaklandı; kimin konuşup kimin susacağına sistem karar verdi. Geleneksel yayıncılık, yüzyıllarca kimin “yazar” olabileceğini belirleyen bir çizgiydi. 

Fakat günümüz dünyasında Wattpad, AO3 veya Çizgi Studio aracılığıyla artık herkes yazar olabiliyordu. Tamamen sınırsız bir alan yarattığı düşünülürken yazım tekniklerinde oluşan yeni değişiklikler, tutan kitapların benzer konulara sahip olması ve artık kitlesi olmayan kişilerin yayınevlerinden ret yemesi aslında yeni sınırlardı. 

Kötü Çocuklar ve Masum Kızlar

Dijital platformların edebiyata getirmiş olduğu sınırsızlık vaadi aslında başlangıçtaki aldatmadan ibaretti. “Tek tipleşme” sorunu bağlamında, Wattpad Türkiye’nin ilk büyük patladığı dönemi inceleyelim. Milyonlarca kez okunan, basılan, hatta sinema filmlerine dönüştürülen eserler var oldu. Kötü Çocuk (Büşra Küçük) veya Karantina (Beyza Alkoç) gibi eserler platformun adeta özünü belirliyordu. Bir kitap, travmatik geçmişe sahip, mesafeli bir erkek karakter etrafında dönen “kötü çocuk romantizmi” estetiğini popülerleştirirken diğeri ise gizem, felaket ve aidiyet temalarını (“Mahşerin Üç Atlısı” kültürüyle) genç okurların akıllarına kazıyıp birden fazla “tık” almış ve şablona dönüşmüştü. 

“Tek tipleşme” sorunu ise okuyan genç kitlenin ilişki ve toplumsal cinsiyet algısını da derinden şekillendirdi. “Kötü çocuk romantizmi”; toksik ilişkileri, kıskançlığı ve manipülasyonu idealize edilmiş bir şekilde “aşk” ve “tutku” olarak sundu. Bir yanda ise “masum kız” figürü erkeğin travmatik geçmişini iyileştirmekle görevli, kendi arzularından ziyade pasif bir özneden ibaret kalmıştı. Milyonlarca “tık” alan bu figürler zamanla daha da çoğalmış ve diğer konularda yazılan eserler okunmaz hâle gelmişti. 

Ticari Basamak: Keşfet

Bir diğer sınır ise etkileşim olmuştu. Geleneksel yayıncılıkta editör kurulları ve kararlarına göre eserin basılıp basılmayacağı belirlenirken dijital dünyada bu durum yerini “beğeni, yorum ve görüntülenme” sayılarına, yani algoritmaların kararına bıraktı. Bir yazarın görünür olabilmesi için kaleminin sağlam olması veya konusunun yaratıcı olmasından ziyade popüler etiketlere ne kadar uyum sağladığı ve ne kadar takipçiye sahip olduğu önemli hâle geldi. 

Dijitalde herkes yazılar yazabilirken takipçisi olanın kitabı basıldı; bu eserler süzgeçten geçmeden genç okurlara “kötü çocuk romantizmi” güzel bir şeymiş gibi sunuldu. Sonuç olarak edebiyatın dijitalleşmesi kendi içinde kaçınılmaz bir soruna sebep olmuştur. Geçmişte kadın yazarları mahlasların arkasına saklanmaya zorlayan sistem, bugün tüm yeni nesil üreticileri algoritmaların, “keşfet” ve tıklanma sayılarının arkasına saklanmaya zorlamaktadır. Artık edebiyatta edebî bir özgünlük veya farklılık yaratmaktansa takipçisi olanlar kazanıyor ve edebiyat, yayınevleri için ticari bir basamak hâline geliyor. Edebiyat, tıklanma sayılarından ve algoritmalardan sıyrılırsa o zaman sunmuş olduğu “sınırsızlık” özgün ve samimi bir şekilde aktarılabilecektir.