Sahil kenarında lüks bir meyhanedeyiz, yüzümüz denize dönük. Dalgalar tatlı tatlı vuruyor kıyıya, hava pırıl pırıl. Hem düşen cemreye hem evlenecek olan Peri’ye kaldırıyoruz kadehlerimizi. Haftalar öncesinden başlamıştık hazırlıklara. Yaz düğünü istedi Peri, balayı için de Seyşeller’e gideceklermiş, anlatıyor masada. Altı kişiyiz. Altı ayrı ekranı bir yanımızdakine, bir karşımızdakine çevirmekle meşgulüz. Gösterecek bir şeyimiz kalmayınca da yenisini bulmak için tekrar ekrana dönüyoruz. Canlı müzik başlayacak birazdan, istek parçalarımız hazır. Ara ara dönüp göğe bakıyorum, ay dolunay. Yaz için hayaller kurmanın tam zamanı, müzik usul usul kayıttan çalıyor. Hafif bir esinti var, üşütmüyor. İkinci kadehler de kaldırıldı. Sahnede hafif bir kıpırtı, mikrofon düzeltiliyor, ses kontrol ediliyor. Gitarist akortla meşgulken ana yemek için siparişleri vermeye başlıyoruz. Üçüncü siparişin tam ortasında patlayan bir ses. Solistin coşkuyla şarkıya girdiği an. Kafalar şimdi yan masalardan kalkıp şarkıya eşlik ederek oynayanlara çevriliyor. O an fark ediyorum onu. Nasıl da mutlu mutlu şıklatıyor parmaklarını bize doğru. Kim bu adam? Kendinden geçercesine dans ediyor tek başına kumsalda. Kulağına taze bir çiçek takmış. Boynumuza taktıkları plastik çiçekten kolyeyi çıkarıyorum. İlk şarkı kısa sürüyor. Solist hoş geldiniz diyor dinleyenlere, arada laf atıyor, şakalaşıyor. Adam durdu, gözü daldaki kuşta. Vur patlasın çal oynasın bir şarkıyla eller tekrar havada. Adam arada kendini alkışlayıp kaldığı yerden devam ediyor, bir sağa bir sola. Çıplak ayakları kumları havalandırıyor arada. İstek parçalar çalmadan önce neşeli bir potpuriyle ortam daha da coşuyor. Adam oynamaktan yoruldu, yüzünü deniz suyuyla yıkıyor.
Meltemin taşıdığı yasemin kokusu burnumun tam ucunda. Lolipop aromalı parfüm kokuları karışıyor havaya. Masanın yeni konusu solistin dekoltesi. Adam uzandı kumsala dolunayı izliyor şimdi. Calvino’nun Marcovaldo‘sunu okumuş muydun, diye soruyorum yanımdakine. Hayır, deyip garsona boşalan kadehini gösteriyor. Adam kalktı, gözlerini kapatıp göğe çevirdi başını. Şişip kabaran göğsü gömleğini yukarı kaldırmış, iç çamaşırının lastiği iki yerden kopuk. Deniz şimdi koyu karanlıkta köpük köpük. Alkışlar, ıslıklar ve maytaplar eşliğinde pasta geliyor. Peri’nin patlayan şampanyanın ıslattığı saçlarında konfetiler parlıyor. Formunu korumak için kimse pastanın tadına bakmıyor ama boy boy fotoğraflarını hemen her yerde paylaşıyor. Adam cebinden çıkardığı iki eriği gömleğinin yenine silip ağzına atıyor. Solist ısrarla eller havaya diye bağırıyor. Adam gömleğini çıkarırken ayaklarını suya sokuyor, biz canlı yayında sırıtırken donuyoruz. Öyle bir gürültü ki ne birbirimizi duyuyoruz ne de duyduklarımızı anlıyoruz. Adam bir ara gülümseyerek bana bakıyor, Peri hediyelerini açarken mutluluktan ağladı ama rimeli suya dayanıklı, akmıyor. Adam suya giriyor. Ayın şavkı suya vururken bir köpek havlıyor, daldaki kuş ürküyor.
Bahar bitip yaz geliyor. Peri evlenmekten vazgeçiyor. Herkes o gecenin fotoğraflarını hiç yaşanmamış gibi hesabından siliyor. Ben Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler’i üç kere daha okuyorum. O yıl gelen baharı ne cemrenin düşüşüyle ne de Peri’nin gecesiyle, hâlâ yalnız o adamın gülüşü ve ay ışığında yitip gidişiyle hatırlıyorum.